KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan fiber optik protokolü, UBP-DP-YDP eliyle kamuoyuna “Dijital çağın kapılarını aralayacak tarihi adım” olarak sunuldu.
Hükümet yetkilileri projeyi kalkınma hamlesi, teknolojik sıçrama ve bir fırsat olarak pazarlıyor. Ancak bu anlaşmanın satır aralarına, konuşulanlara baktığımızda karşımıza çıkan tablo, teknoloji yatırımı kadar egemenlik, şeffaflık ve yetki devri meselesini de gündeme getiriyor.
Bugün ülkede kim fiber altyapısına karşı çıkabilir? Hiç kimse!
Mesele fiber de değil; mesele bu yatırımın hangi koşullarda, hangi yetki devriyle ve kimin kontrolünde hayata geçirileceğidir. Bunu anlamıyorlar!
***
Kamuoyuna açıklanan bilgiler son derece sınırlı.
Altyapının mülkiyeti kimde olacak?
İşletme hakkı kaç yıl süreyle devredilecek? 25 yıl mı?
Gelir paylaşımı nasıl düzenlenecek? Belirtilen rakamlarla mı olacak?
Yerel kurumların rolü ne olacak?
Bu soruların net yanıtları olmadan atılan her imza, “teknolojik yatırım” değil, belirsiz bir yetki devridir.
Hükümeti oluşturan UBP, DP ve YDP, bu protokolü adeta sorgulanamaz bir lütuf gibi sunuyor. Oysa bir hükümetin görevi lütuf dağıtmak değil; halk adına pazarlık yapmak, ülkenin çıkarlarını korumaktır.
Eğer altyapı yatırımı adı altında uzun vadeli işletme hakları dış aktörlere devrediliyorsa, eğer yerel teknik kapasite güçlendirilmeden dışa bağımlılık kalıcı hale getiriliyorsa, buna “kalkınma” demek saflık olur. Bu teslimiyettir.
***
Fiber optik altyapı sadece “internet hızı” demek değildir. “Veri akışı” demektir. Kamu kurumlarının iletişimi, finansal işlemler, kişisel veriler, stratejik bilgiler demektir. Böyle bir altyapının yönetim modeli, bir ülkenin dijital egemenliğinin temelidir.
Peki biz bu egemenliği güçlendiriyor muyuz, yoksa devrediyor muyuz?
Eğer sözleşme koşulları şeffaf değilse, Meclis’te detaylı tartışma yapılmamışsa, teknik ve hukuki risk analizleri kamuoyuyla paylaşılmamışsa, burada ciddi bir güvenlik sorunu da vardır.
***
Hükümetin bu protokoldeki tutumu, ne yazık ki güçlü bir müzakere iradesinden çok, “verileni kabul etme” anlayışını yansıtıyor.
Ülkenin altyapısı, geleceği ve stratejik kaynakları konusunda en küçük pazarlık direncini dahi göstermeden atılan adımlar, kamuoyunda “peşkeş çekme” eleştirilerini kaçınılmaz kılıyor.
Bugün mesele fiber kablonun nasıl geçtiği değil; o kablonun ucunun kimin elinde olduğudur.
Eğer bu hükümet gerçekten halk adına hareket ettiğini iddia ediyorsa, yapması gereken çok basit: Protokolün tüm maddelerini açıklasınlar...
Açıklasınlar da görelim...