Pazar saçmalıkları ve son kale UBP!

Serhat İncirli

“Saçmalıyorsun” diye yazdı bir “milliyetçi ağabey”…

“KKTC mutlaka tanınacak” diye ekledi…

Türkiye’de benim “yarım akıllı” kabul ettiğim kendisinin “ilah” dediği bir siyasetçinin KKTC’nin tanınması için çırpındığını da ekledi…

Ve “milliyetçilik” dersi verdi!

Sağ olsun!

Alıştık bu sahte milliyetçilerden ders almaya!

-*-*-

Sağ olsunlar, biri erkek biri kadın babaları Filistinli olan iki kardeşimiz sürekli “Türklük” dersi veriyor…

Geçmişinde “Türk Bayrağı yakma cüretini gösteren tek Kıbrıslı Türk” olma özelliğini bir gurbet vatandaşımızın İzmir’i Londra sanması nedeniyle O’nunla paylaşmak zorunda kalan, soldan sağa geçiş lideri; Türkçülük’te baş öğretmenimiz!

Sağ olsun!

Allah uzun ömür versin!

-*-*-

Bazı arkadaşlar, UBP’den ve Ersin beyden sözde bir mevki alabilmek için çalmadık kapı bırakmadılar…

Ve maaş tabii ki!

Neyse, inşallah alırlar!

Gözü olanın gözü çıksın!

-*-*-

Bu tiplere bayılıyorum…

Bir tane var hele; dedesi, sömürge döneminde İngilizlerin bölgedeki en önemli dostuydu.

Onları evinde ağırlar, ahbaplık etmeyi, büyük adam olmak sayardı.

Aynı dede, EOKA kurulduğunda, her nasıl olduysa, nasıl yaptıysa, gizli olmasına rağmen, bölgedeki EOKA sorumlusu Rum’la da dostluk kurmuştu!

Ve aynı dede, TMT kurulduğunda, haliyle hem bölgenin ağası, hem de TMT’nin sorumlusuydu!

Ölene kadar Denktaş’a bağlı kaldı!

Ve 1974 sonrasında ganimetten en ciddi pay kapanların en başındaydı!

Hakkı mıydı?

Gözü olanın gözü çıksın!

-*-*-

Denktaş dedik de aklıma geldi…

Denktaş’ın anıt mezarının etrafı son dönemlerde sıklıkla yapmaya çalıştığım yürüyüşlerimin mekanları arasındadır…

İki kez de program çektim ve “ayıp” ya hu mesajı vermeye çalıştım!

Bakımsız…

Kirli…

Çöp dolu…

Elektrik direkleri veya lamba postları perişan…

Kablolar açıkta!

Çim alan olması gereken yerler kup kuru!

Köpekler mekan yapmış burasını!

Akşamları da gençler bira içmek için toplanıyor!

-*-*-

Taaaa Kütahya’larda ve Ankara Kalesi üzerinde, hoppalarda, gezmelerde, milliyetçilik nutukları atmalarda, biatta ve itaatta şampiyonluğun tek adayı cumhurbaşkanımız, bu anıt mezarın askere verilmesini istiyor!

Neden?

Lefkoşa Belediye Başkanı ise “bize verin” diyor!

Vermiyorlar!

Neden mi vermiyorlar Lefkoşa Belediyesi’ne?

“Korkudan!!!”…

-*-*-

Bu kahramanlar, bu milliyetçiler, bu külyutmazlar; biatta ve itaatta ve bir de yalakalıkta sınırları öylesine aştılar ki; “efendim, Lefkoşa Belediyesi anıt mezarı İstanbul Belediyesi ile birlikte yapacakmış… İstanbul’un Belediye Başkanı bildiğiniz gibi Rumcuuuuuu! Hani Tayyip bey sevmiyor ya Ekrem İmamoğlu’nu… Bizim biatçı, itaatçı takımı da ‘asker alsın, asker baksın, tamamdır, parasını da Vakıflar versin’lerde şak şuka şakada şuka!”

-*-*-

Gerçekten usandırdınız!

Bıktırdınız!

Ama hepsinden öteye, sıçtınız ve temizlemeniz imkansızdır!

(Okuyucudan özür dilerim ama başka kelime bulamadım)…

-*-*-

Her açıdan son derece kimsesiz kalmış durumdayız…

Gelecek belirsiz…

Ersin Tatar, eline tutuşturulan belgeyle, son buluşmada BM Genel Sekreteri ve Rum muhatabına, yeni öneriler sunuyor…

Bir gece öncesinde hiç haberi olmadığını itiraf ettiği belgeyi sabah odasına getiriyorlar, bir kez okuyor, anlamıyor ama muhataplarına veriyor.

-*-*-

18 Eylül’de Amerika’ya gideceğini geçtiğimiz gün Ankara’da öğreniyor, Ankara’da ilan ediyor…

Gerekli açıklamaları zaten Fuat Oktay yapıyor!

Hiç bu kadar aşağılandık mı?

Hayır aşağılanmadık!

-*-*-

Pandemi mi?

Sürü bağışıklığına bırakılmış durumdayız ki sanırım “sürü” olarak görülen Kıbrıs Türk toplumu için en uygun görülen de budur!

Hükümet çaresiz, bilgisiz…

-*-*-

Tufan Erhürman, “… Devam eden test kaosu... ‘Hükumet’ bir felaket... Yaşananlar rezalet... Halka çektirilen tam anlamıyla eziyet!!! En kötüsünü yapalım diye karar vermiş olsaydınız daha kötüsünü yapamazdınız!!!” diyor, haksız mı?

Yüzde yüz haklı!

-*-*-

Tolga Atakan, “… Plansız, öngörüsüz, vizyonsuz yönetim yaklaşımı kaos üretmeye, halkın hayatını içinden çıkılmaz hale getirmeye devam ediyor. Beceriksizler Kumpanyası koltuk, makam, kurultay uğruna halk ile dalga geçiyor, utanmıyor…” diyor, haksız mı?

Kesinlikle haklı!

-*-*-

Peki ne yapacağız?

Ne yapmalıyız?

Evet, iktidar Ekim sonundaki kurultaya kilitlendi…

“Faiz, Hasan ve Zorlu beyleri adaylıktan nasıl çektiririz” filmi şu anda vizyona girmiş durumda…

Herkes bunu konuşuyor…

-*-*-

Eskiden, “son kalemiz futbolumuz” diye yazılar yazmıştım…

Futbol ligimizin hastası ve hayranıydım ki pandemi onu da bitirdi…

Geçenlerde bu konuda da yalanlar, “geleceğe yürüme” saçmalıkları duyulmuş, duyurulmuştu; tık yok!

Hep propaganda, hep atmasyon!

-*-*-

Neyse, “son kalemiz futbol” diyorduk ama görüntü şu anda o kalenin de yıkıldığı görüntüsüdür…

Ve ne acıdır; ne ilginçtir; ne gariptir; ne de kabul edilmezdir biliyorum ama son kale UBP kaldı!

-*-*-

Evet, yıkılmayan ve yıkıldığı gün; “Kıbrıslı” sıfatının tedavülden tam olarak kalkacağı kesin olan tek kurum UBP…

Efendim daha önce de bu parti biatçı, itaatçıydı…

Efendim daha önce de bu parti, silme yalakasyon sisteminin parçasıydı…

Ama, şu ya da bu şekilde, “Kıbrıslı”ydı!

Ve ne yazık ki “son kaledir”…

Yıkıldığı gün; ülkeden son ayrılan ışıkları söndürmeyi unutmasın!

-*-*-

“Hayır, biz de yıkılmaz kaleyiz” diyen var mı?

Varsa, buyursun söylesin!

Ve sokak dışında mücadele mekanı kaldıysa, onu da anlatsın!


Yeşilova’yı hatırlamam ama Baf Ülkü Yurdu, Binatlı ve Elye’deki futbolculuğunu çok iyi hatırlarım… Babası Baflı, annesi Elyeli’ydi… Merhum Fikri Orakçıoğlu ile hem ailesel hem de kardeş ötesi yakınlıkları vardı… İkisi de benim için futbol efsanesi olmanın ötesinde, “iyi insan, güzel Kıbrıslı”lardı… Hakkı Çakırtaş’ın ölüm haberini internet gazetelerinde gördüm… Çocukluğumun, gençliğimin en akılda kalan futbolcularından biriydi… Hani o şarkıdaki gibi, cesurdu, mertti ve kaya gibi de sertti… Ama sertliği futboldaydı… Avcıydı. Elyeliydi. Baflıydı. Kıbrıslıydı. Ağabeyimizdi. Ne diyelim; ne yazalım? Artık Hakkı Bonof yok… Ailenin acısını paylaşır, Allah’tan rahmet dilerim… Bir kişi daha eksildik hem de ne eksilme… Büyük kayıp…