ÖZNE OLMAK YA DA OLAMAMAK

Sami Özuslu

“Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında ‘tost’ haline geldik.”
Cümle doğru mu?
Yüzde yüz!..
Lakin eksiği var.
Cümlede ‘özne’ yok.
‘Gizli özne’ kullanılmış: ‘Biz’…
Özne kayıp.
Cümlede de…
Tarih sahnesinde de…
Orta yerde ‘tost’ olmuş, ezilmiş, erimiş biri/birileri var.
Biliyoruz, o ‘biz’iz…
Ama bilmiyoruz, ‘biz’ neyiz?
Mesele tam da burada işte!..

*  *  *

Hakikaten ‘biz’ kimiz?
Kendimizi nasıl tanımlıyoruz?
Başlayalım sıralamaya…
Kıbrıslı Türk müyüz? Kıbrıs Türkü müyüz? Yoksa Kıbrıslıtürk müyüz?
Her birinin başka anlamı, ideolojik bakış açısına göre farkı var.
Kıbrıs Türk Toplumu muyuz? Kıbrıs Türk Halkı mıyız? Kıbrıs Türk Müslüman Cemaati miyiz?
Bunlar da aynı manaya gelmeyen kavramlar. Haklar, yani uluslararası hukuk bakımından birbirinden ayrılıyorlar.
KKTC vatandaşı mıyız? Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı mıyız? Türkiye vatandaşı mıyız?
Bazılarımızın cebinde üç kimlik, üç pasaport… Hatta İngiliz’inki de varsa dört!.. Ama en azından iki garanti…
Kıbrıslı mıyız? Türk müyüz? Avrupalı mıyız?
‘Alt kimlik, üst kimlik, orta kimlik’ derken, tam bir kimliksizleşme yaşıyoruz. Ya da kimlik karmaşası…

*  *  *

Şimdi ‘Akıncı devre dışı kaldı’ diye işkilleniyoruz.
‘Kıbrıslı Türkler by pass edildi’ diye söyleniyoruz.
Yalan değil.
Bizi kimse ‘adam’ (insan) yerine koymuyormuş gibi algılıyoruz ve öfkeleniyoruz.
Oysa Nazım Hikmet’in dediği gibi ‘kabahatin çoğu sende be canım kardeşim’…
Yani bende… Bizde… Hepimizde…
Biz ‘ne olduğumuz’ konusunda bir karar veremedik ki hiç.
‘Ne istediğimizi’ bilemedik, ortak bir noktada birleşemedik ki…
Hep bölündük, didiştik, ayrıştık, kapıştık, dövüştük…
Bize bir ‘saha’ çizildi, o ‘saha’nın içinde birbirimizi yiyip durduk.
Hep başkalarının ağzına baktık.
Ya da eline…
Kendi kendimize yetmek, kendi kendimizin efendisi olmak, kendi kendimizi yönetmek gibi bir gailemiz olsa da, bunu başaramadık.
Yani ‘özne’ olamadık.
‘Gizli özne’ olarak kaldık.
Ve bugünlere vardık.
Özne olmak…
Ya da olamamak…
Asıl mesele bu…