ÖYLE ÖYLE!

Cenk Mutluyakalı

Taşların pütürlü ve soğuk yanağına dokunarak toprağa uzanıyor insan, son vedada...
Cenazelerin ritüeli vardır, bilirsiniz...
Hani mezarını kazarlar ya ölenin...
Ve bir telaşla örtülür üzeri, kürek kürek...
“Toprağı kalmasın” derler, “O toprak onun hakkı, kendi çukurundan ne kadar kazılmışsa, ne kadar varsa...”

Ey insanoğlu!
Böyledir hayatın adaleti...
Herkesin toprağı kendine!

* * *

Köy yerinde bir avlu, bir avuç insan, 96 senelik bir çınarın gölgesinde sığınmış.
Beyaz tül saçları dipsiz karanlıkları aydınlatan bir nine yürüyor, bilinmeze doğru...

* * *

Biri köylü, biri köye yabancı iki insan konuşuyor.
- “Ne kadardır sizin köyün nüfusu?”
- “Hepsi bu kadar... Her cenazede burada toplanan cemaat, köy nüfusu kadardır ve bir kişi eksilir.”
- “Öyle öyle... Bizim köyümüzde de, hep böyleydi...”
- “Bir de tanımadıklarımız var, misafirler. Biz kayboluyoruz, eksiliyoruz, azalıyoruz. 10 sene evvel, öyle tanımadık, bilmedik kimseler yoktu. Şimdi ölenin evi kiraya verilir, biri geldi mi, bini gelir...”
- “Öyle öyle... Bizim köyde de...”

* * *

İnsan gelip, geçici...
Toprak kalıyor geriye...
Kim bilir sizin payınıza kaç kürek düşecek...
Bir telaşla üzerinize atacak ve ardından kaçıp gidecekler...
Sonra kavga başlayacak...
Mal kavgası, mülk kavgası...
O topraklara bıraktığınız hayat kalacak geriye...

* * *

Bir ritüeli daha var cenazelerin...
Taşların eliyle uzanırken toprağa, çarşafınızı sererler üzerinize, üzerine sinmiş kokunuzla battaniyenizi  örterler...
İşte o battaniyedir memleket...
Yurt dediğin o kokudur gerçekte...

- “Öyle öyle...”