Örnek bir dostluk ve işbirliği... (2)

Sevgül Uludağ

Kıbrıs’ın güneyinde makarna piyasasının yüzde 40’ını elinde bulunduran Mitsidis (Mitsides) makarnalarına ait un fabrikası, 1970 yılında çıkan büyük yangında yandığı zaman, Mitsidis ailesi işlerini yoluna koyuncaya kadar kendilerine Kıbrıslıtürk arkadaşları Raşit Ahmetraşit un vererek yardım edecekti... O günlerin Kıbrısı’nda örnek bir dostluk ve işbirliğiydi bu... Zor durumda olan Mitsidis ailesine un vererek yardım eden ARUN fabrikası sahibi Raşit Ahmetraşit (aslında üç kardeş bu fabrikada ortaktı), böylece Mitsidisler’in işlerini yoluna koyuncaya kadar piyasada kalmaya devam etmelerini sağlamıştı.  Mitsidis makarnalarının “CEO”su (şirketin yürütme kurulu başkanı, yöneticisi) Dinos Mitsidis’le ve Tommy Mitsidis’le Dali sanayi bölgesindeki fabrikalarında röportaj yaptık.

Onlarla röportajımızın devamı şöyle:

SORU: Burada bir parantez açmak istiyorum, eminim ki fabrikanızda Kıbrıslıtürkler de çalışmıştır dönem dönem…

TOMMY MİTSİDİS: Evet, şimdi bir şey hatırladım… Annem bana hamileyken babamı aramış fabrikadan, o günlerde arabamız yokmuş.

SORU: Ne zaman dünyaya gelmiştiniz?

TOMMY MİTSİDİS: 1951’de… Babamı aradığında annem, babam gelememiş, bir Kıbrıslıtürk işçisini göndermiş annemi kliniğe götürsün diye. Bu işçinin adını hatırlıyorum, adı Alirıza idi… Tabii bilemem Ali Rıza mıydı yoksa Alirıza mıydı… Fabrikalarımızda çalışmaktaydı…

Sonraları evimiz Arsinoi Sokağı’ndaydı… Bu sokak, Baf Kapısı’nda Palas Sineması ile Uzunyol arasındaki sokaktır, bu iki yeri birleştiren sokaktır yani… Ailemize ait ev bu sokaktaydı. Ve pek çok Kıbrıslıtürk yaşardı bu sokakta, arkadaşlarımız vardı yani küçük birer çocukken – bir kız çocuğu vardı hatırladığım çocukluğumdan, adı Tengül’dü… Birlikte oynardık, bize bazı Türkçe kelimeler öğretirdi, biz de ona Rumca sözcükler öğretirdik. Bir Türkçe şarkı söylediklerini hatırlarım okulda…

SORU: O mahalle, Tophane Mescit bölgesiydi… Karma bir bölgeydi bu, Kıbrıslıtürkler, Kıbrıslırumlar, Kıbrıslıermeniler birlikte yaşardı Tophane Mescit mahallesinde. İnci diye bir kız vardı, taşbebek gibi çok güzel bir bebekti bu İnci… (İnci Tüccaroğlu). Çok çok güzel bir insandır İnci… İnci’nin ailesinin Kıbrıslıermeni komşularıyla çok iyi ilişkileri vardı, hala çok iyi dostturlar. 1963’te kaçıp gittiklerinde bu mahalleden, o Kıbrıslıermeni aile – Bezdikyan -  barikata gidip mücahitlere İnci’ye versinler diye çikolata gönderirmiş, o kadar iyiydiler yani…

TOMMY MİTSİDİS: Ben 1963’ü hatırlarım… Kıbrıslıtürkler’i almaya geldiklerinde, kamyonlarla geldilerdi. Komşumuz olan yaşlı bir hanım felçliydi, onu yatağıyla birlikte aldıydılar… Yatağıyla birlikte kamyona koydulardı kendisini. Ben evimizin üst katındaydım ve olanları izliyordum. Üzücüydü tabii… Küçüktük biz…

SORU: Fabrikalarınızda çalışan Kıbrıslıtürkler vardı yani…

TOMMY MİTSİDİS: Vardı evet ancak biz küçüktük, bilemezdik kim çalışır fabrikada…

DİNOS MİTSİDİS: Ermeni toplumundan söz ettiğinize göre size şunu söyleyeyim: Benim kaynanam da Katolik’tir, yarı Latin, yarı Ermeni’dir. Viktorya Sokağı’nda yaşıyorlardı…

SORU: Kıbrıslıermeniler’le ilgili çok çalışma yaptım, çok araştırma, çok röportaj ettim… Çok iyi arkadaşlarım vardı, bazıları vefat etti şimdi… Lefkoşalıysanız, bileceksiniz, arkadaşım Can Puzant vardı, bir pub’ı vardı – çok ünlüydü bu pub…

DİNOS MİTSİDİS: Jean? Genç yaşta vefat etmişti Jean… Platos adlı pub’ı vardı evet!

SORU: İşte onun annesi Nuritsa Nacaryan çok iyi arkadaşımdı ama vefat etti. Onunla çok çalıştık, “kayıplar” konusunda çalıştık, Kıbrıslıermeniler’in tarihçesini çalıştık. Bir başka tanıdığım daha vardı Manuk Mangalciyan, o da vefat etti. Kıbrıslıermeniler’in “Wikipedia”sı gibiydi o da…

DİNOS MİTSİDİS: Seni, kaynanamla tanıştırabilirim, pek çok şeyi hatırlıyor… St. Joseph Okulu’na giderdi, gallurgezlerin okulu, bu okulda öğrencilerin bir kısmı Kıbrıslırum, bir kısmı Kıbrıslıtürk, bir kısmı da Kıbrıslıermeniler’di – sürekli buluşurlardı, COVİD’e kadar… COVİD’den sonra pek buluşamadılar ya da daha ender buluşmaya başladılar… Ayda bir kez çay içmek üzere toplanırlardı COVİD öncesi… Pek çok öyküleri de vardı paylaştıkları…

SORU: Koharig’i de tanıyorum… Kohariğ’in babası, Ermeni Kilisesi’nin papazıydı 1963’te, Viktorya Sokağı’nda ve orada sıkışıp kalmıştı, kimse oraya ulaşamıyordu, orada vefat etti, evleri oradaydı, çok üzücü bir hikayedir…

DİNOS MİTSİDİS: Seni kaynanamla temasa geçireceğim…

SORU: Çok iyi olur. Çok çalıştım Kıbrıs’ın farklı toplumları konusunu… Kıbrıslımaronitler’i yazdım, Kıbrıslılatinler’i yazdım – toplumlarımıza şunu göstermeye çalıştım: Ortada yalnızca cepheleşen iki ana toplum yoktur, çok daha derin, çok daha zengin bir tarihimiz vardır. Sadece Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar yoktur bu adada… Başka Kıbrıslı toplumlar da vardır… Bu zengin mozaiğe bakınız… Hepimiz aynıyız, Kıbrıslıyız, bir mozaik gibi dokunmuş bu halıda farklı renklerde iplikleriz ama bir bütünüz, Kıbrıslıyız, bunu anlatmaya çalıştım…

DİNOS MİTSİDİS: Çünkü hazmedemedik bunları… Bizim tarafta “Önce Rumuz, sonra Kıbrıslı” der bazıları, sizin tarafta “Önce Türküz, sonra Kıbrıslı” der bazıları ve durum böyle olur…

SORU: Bu nedenle taksime kadar vardı bu işler… Her neyse, Mitsidis fabrikasının tarihçesine dönecek olursak, sonra ne olmuştu?

DİNOS MİTSİDİS: Un değirmeni hala tarihi yerinde durmaktadır. Bu da, Mağusa Kapısı’nın tam karşısındaki yerdir. Ve çalışmaktadır bu un fabrikası. Makarna fabrikasını buraya, Dali’ye taşıdık. Dali sanayi bölgesinde büyük bir arazi satın aldık, aklımızda un fabrikasını burada inşa etmek vardı diye böyle yaptık, Larnaka’da Zinon fabrikasını da satın aldık ve Sırbistan’da da üretimimiz vardır…

SORU: Neden Sırbistan’ı seçtiniz?

DİNOS MİTSİDİS: Aslında bazı Sırp işinsanları temasa geçmişti bizimle, bir önerileri vardı, oraya gidip onlarla birlikte bir makarna fabrikası kurmamızı önerdiler. O zamanlar fazla gelişmiş değildi Sırbistan. Ve bir şey farkettik: Orada makarna tüketimi, çok çok azdı. Belki de Avrupa’da en az makarna tüketilen yerdi. Senede kişi başına iki kilo makarna tüketiyorlardı. Kıbrıs’ta ise bu rakam kişi başına senede yedi kilo makarna tüketimidir. Türkiye ve Yunanistan’da eminim bu rakam çok daha yüksektir. Yunanistan’da kişi başına senede 13 kilo makarna tüketimi vardır, bunu biliyorum.

SORU: İtalya’da?

DİNOS MİTSİDİS: İtalya’da kişi başına senede 35 kilo makarna tüketilmektedir. Dedik ki, bir noktada Sırplar daha fazla makarna yiyecektir mutlaka… Aradan 20 yıl geçti biz Sırbistan’da makarna üretmeye başlayalı ve bugün hala kişi başı senede iki kilo makarna tüketiyorlar!  Makarna yemiyorlar! Patates yiyorlar, lahana yiyorlar…

SORU: Belki de onlar da bize gülüyorlardır ancak benim gözlemim, güneye doğru indikçe, daha zengin oluyor yiyecek… Kuzeye doğru çıktıkça daha düz oluyor…

DİNOS MİTSİDİS: Daha lezzetsiz oluyor… Ben İngiltere’de okudum, Tommy İtalya’da okudu… İtalya belki de dünyada yiyeceklerin en iyisini bulabildiğiniz yerdir. Ancak İngiltere’de de durum berbattı yiyecek bakımından…

SORU: 1974’ten sonra neler oldu Mitsidis’te?

DİNOS MİTSİDİS: 1974’te ben İngiltere’de öğrenimdeydim… Tommy de öğrenimdeydi ancak ilk dönen o oldu 1977’de. Herşey düzgün ilerlemiyordu belki… Zorluklar da vardı…

TOMMY MİTSİDİS: Yeni yöntemler ortaya koymak istiyorduk… Otomasyona geçmek istiyorduk, otomatik paketleme vesaireye…

SORU: Ancak 1974’te savaş işinizi etkilemedi miydi?

TOMMY MİTSİDİS: 1974’te biz henüz şirkete gelmediydik, yurtdışındaydık daha…

DİNOS MİTSİDİS: Eminim etkilenmişti şirket 1974’teki savaştan. Mia Milya’da bazı arazilerimiz vardı, bunları kaybettik. Ve aileden bazılarımızın Girne’de falan yazlık evlerimiz vardı, bunları kaybettik… Aslında Mia Milya’da yedi dönüm arazimiz vardı, bu Mia Milya’nın sanayi bölgesindeydi. Yedi dönümlük bu araziyi, oraya yeni bir un fabrikası ve makarna fabrikası inşa etmek maksadıyla satın almıştık.

1970’te un fabrikamız yandığı zaman çok ciddi biçimde üstünde düşündüğümüz şey, bu fabrikayı Mia Milya’da yapmaktı.

SORU: Oraya yapmış olsaydınız, onu da kaybedecektiniz…

DİNOS MİTSİDİS: Evet… Nihayetinde makarna fabrikası burada, kereste fabrikası burada, hepsini tekrardan hep beraber yapalım diye düşündüydük.

SORU: Yangının nereden kaynaklandığını öğrenebildiniz miydi?

DİNOS MİTSİDİS: Bir elektrik kontağından çıktıydı yangın… Daha önce de belirttiğim gibi ne yazık ki un fabrikası o dönemde keresteden yapılmıştı, döşemeler tahtaydı, tavan tahtaydı… Çok eski bir binaydı, tüm iç aksamları tahtadan yapılmıştı, bu nedenle hızla yanıverdiydi…

Savaştan sonra ne tür sorunlarla karşılaşacağımızı kestiremiyorduk.  Mitsidis fabrikası, bölgede canlı olan tek işletme olmuştu savaş sonrasında. Çünkü herkes o bölgeden ayrılmıştı, bölge terkedilmişti… Ve Mitsidis, Lefkoşa’nın Mağusa Kapısı bölgesinde 24 saat çalışıyor ve un üretiyordu ekmekçiler için, böylece bu bölgeye daha fazla yaşam sağlıyorduk… Bizden başka birileri yoktu orada. Geceleri o bölgede hiç kimseyi bulamazdınız.

SORU: Neden böyle olduydu?

DİNOS MİTSİDİS: Sınıra yakın bir bölge olduğu için insanlar korkuyordu, neler olabileceğini bilmiyorlardı, o nedenle burayı terkedip gitmişlerdi…

SORU: Anna Marangu’yla röportaj yaptıydım Lefkoşa’ya dair ve o bana o dönemin Kıbrıslırum Belediye Başkanı rahmetlik Lellos Dimitriadis’i bu bölgeyi yani Mağusa Kapısı bölgesini canlandırmaya nasıl ikna ettiğini anlattıydı. Bu bölgenin yeniden canlandırılmasını sağlayan Anna’ydı yani… Onun projesiydi bu…

DİNOS MİTSİDİS: Evet, inanılmaz birisidir Anna Marangu… Onunla çok iyi arkadaşız…

SORU: Ben onun kızkardeşi Niki Marangu’yla arkadaştım, onu kaybettik… Niki’nin eşi Kandunas’la arkadaşız…

DİNOS MİTSİDİS: Evet…

SORU: Niki’nin Lefkoşa’da bir kitabevi vardı ve “İncisini Kaybeden İstiridyeler” başlıklı “kayıplar”la ilgili kitabımın Rumcası’nın ve İngilizcesi’nin dağıtımında bana çok yardım ettiydi…

DİNOS MİTSİDİS: Çok ilginç… Evet, ondan sonra 1977’de Tommy geldi Kıbrıs’a, sonra 1979’da öteki yeğenimiz geldi, sonra ben geldim 1980’de… Sonra şirketi geliştirmeye başladık ve şirket büyüdü… Ürünlerimize yeni şeyler ekledik – mesela doğranmış domadez, domadez macunu vs. gibi, paketlenmiş pirinç, tahıllar vs. gibi…

Mitsidisler'in Dali sanayi bölgesindeki fabrikasında Dinos ve Tommy Mitsidis ile röportajımızda...