O’nun ‘çözüm’ü

Cenk Mutluyakalı

 

Eroğlu yaşlanmış.
Hatta arada unutuyormuş.
Kimi zaman ‘karıştırıyormuş’ isimleri, yerleri, gündemleri.

***

Böylesi bir söylem ya da dedikodu üzerinden eleştiri çok anlamlı değil.
Çünkü Eroğlu’nun ‘gelecek’ ön görmeyen tarafı fikirleri, siyaseti, duruşu.
18 yaşına geri dönse, ‘hayranlık’ mı duyacağız yani?

***

Diyelim ki ‘gençlik aşısı’ yaptı.
Ve ‘cin’ gibi.
Unutmuyor.
Karıştırmıyor.
O zaman ‘tamam’ mı?

***

Eroğlu 39 sene aktif siyaset yapmış.
17 sene Başbakanlık.
5 sene Cumhurbaşkanlığı.
Doğalında zaten ‘veda’ zamanı.
“Tecrübe” diyorlar, elbette önemli.
Kitap yazmalı.
Bu tecrübeyi böylece aktarmalı.

***

Yine dönelim ‘yaşlılık’ ya da ‘gençlik’ alametlerine...
Eroğlu’nda asıl sorun ‘görüntü - öz’ ilüzyonu.
Bir kere, “Birleşik Kıbrıs”a inanmıyor, “federasyon” falan da istemiyor.
Daha acısı bunu söyle(ye)miyor!..
İnsan inanmadığı bir hayatı nasıl yaşar?
Dudaklarına fazlaca ‘eğreti’ duran bir çözüm modelini, hiç de ‘inanmadan’ anlatıyor.
O nedenle de anlatamıyor zaten.
“Barış”ı tariflerken dahi “çatışma” dili kullanıyor, “ayrılığı’ öne alıyor.
Söylenenin aksine çözüme inanıyor.
Ama inandığı çözüm ayrı ‘KKTC’.
Üstelik ‘tanınmayacağını’ da biliyor bu KKTC’nin ve tam da bu ‘tanınmamış’ halini seviyor.

Çünkü tanınsa yani ‘uluslararası hukuk’ içine girse, KKTC’nin ‘defolarını’ çok iyi biliyor.
Türkiye’ye öyle “aşkla” falan bir bağlılığı da yok.
Özel sohbetlerdeki yaklaşımı ya da yakınmaları, sıradan bir Kıbrıslı’dan farksız değil çoğu zaman.
Ama O, Türkiye’yi KKTC’nin “finansörü” olarak seviyor ve “etle tırnak” siyaseti üzerinden oy toplamanın kendine çok güzel yapıştığını biliyor.
Çözüme inanıyor.
‘Çözümsüzlüğün’ çözümüne!..
Ve bunu hiç unutmuyor, karıştırmıyor.
Çünkü ‘çözümsüzlüğün çözümü’ onu yaşatıyor, var ediyor.