Domuz eti yemek?
Çok severim!
Günah mı?
Neden günah?
-*-*-
Diyetten dolayı mesela bacon yiyemiyorum ama gerçekten çok özledim!
-*-*-
Neyse!
Domuzun haram sayılan etini yiyorum ve seviyorum!
-*-*-
Günahı varsa, o günah benimdir!
Nesimi’nin dediği gibi; “kime ne?”
-*-*-
Domuz yiyorum ve çok seviyorum ama kimsenin hakkını yemedim!
Kul hakkı!
-*-*-
Alın size bir soru:
“… Domuzun etini yemeyi haram sayan bir toplum, kendisini besleyen düzenin karşılığında geleceğinin, özgürlüğünün ve çocuklarının hakkının tüketilmesine neden sessiz kalır?”
-*-*-
Bakara Suresi 173. ayette, domuz eti yasaklanan yiyecekler arasındadır…
Haaa kişi ölüm tehlikesi gibi zorunlu bir durumda kalır ve başka seçeneği bulunmazsa, aşırıya kaçmamak şartıyla istisna tanınır…
-*-*-
Şimdi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde bir kilo domuz eti, bizdeki sığır etinin neredeyse 4’te biri fiyatına satılır!
Bu durumda, “zorunlu bir durum” diyerek yersek?
-*-*-
Haramsa haram!
“O tarafta ucuzdu, bizim tarafta yaşam mücadelesindeydik, bu yüzden gittik ve aldık” mazareti kurtarmaz!
Günah!
-*-*-
Bu arada İslam dini kutsal kitabında kesinlikle domuz eti yemek haramdır…
Ama unutmayalım, haksız kazanç elde etmek, rüşvet almak ve kul hakkı yemek de ciddi yasaklar arasındadır…
-*-*-
Dolayısıyla inançlı bir toplum, haram lokmaya karşı gösterdiği hassasiyeti, haksız kazanca, rüşvete ve kendi geleceğinin hakkını tüketmeye karşı da gösterebilmeli…
-*-*-
İlla ki her yazıdan, her hikâyeden “KKTC” veya “TC”ye mesaj çıkarmaya gerek yok ama çıkarmak isteyen buyursun!
-*-*-
Gelelim, internette dinlediğim bir hikâyeye…
-*-*-
Bir çiftlikte bir domuz yaşarmış.
Hayatı çok güzelmiş. Her gün önüne yem konur, suyu verilirmiş. Sıcakta gölgede uyur, karnı acıktığında yer, yorulduğunda dinlenirmiş. Hiçbir şey için mücadele etmesi gerekmezmiş.
-*-*-
Üstelik sahibini de çok severmiş.
Çünkü sahibi ona bakıyor, karnını doyuruyor ve rahat etmesini sağlıyormuş.
-*-*-
Domuz, sahibinin kendisini sevdiğine inanırmış. Bu yüzden hayatından son derece memnunmuş. Ne geleceği düşünür ne de yaşadığı hayatı sorgularmış.
-*-*-
Oysa domuzun bilmediği bir şey varmış: Çiftlik sahibi onu sevdiği için değil, büyütüp bir gün kasaba satmak için besliyormuş.
-*-*-
Domuzun her gün biraz daha iyi beslenmesi, daha rahat uyuması ve kilo alması, aslında kendi sonuna doğru ilerlemesi demekmiş.
-*-*-
Ama domuz bunu bilmiyormuş.
Bildiği tek şey, bugün karnının tok olduğu ve sahibinin kendisine iyi davrandığıymış.
-*-*-
Günlerden bir gün çiftlik sahibi kasapla anlaşmış. Domuzun kesim vakti gelmiş.
Domuz o zaman, hayatı boyunca sevdiğini sandığı sahibinin kendisi için kurduğu düzenin gerçek amacını anlamış.
Fakat artık çok geçmiş.
-*-*-
Değerli Melandralı ve Magundalı kardeşlerim; saygıdeğer İstinco ahalisi…
Hemen bu köylerden olanlar tepki verecek; vermeyin, öylesine uydurdum…
-*-*-
Biri size iyi davranıyorsa, her zaman sizin iyiliğinizi istediği anlamına gelmez.
-*-*-
Bazen size sunulan rahatlık, sizi kontrol altında tutmanın; önüne konan yem ise sizi besleyenin kendi çıkarına hizmet etmenin bir yolu olabilir.
-*-*-
Bir toplum, bugün karnı doyduğu ve rahat yaşadığı için kendisini besleyen düzenin yarın kendisinden ne isteyeceğini sorgulamaktan asla vazgeçmemelidir…
-*-*-
Domuzun trajedisi yalnızca kasaba satılması değildir. Asıl trajedi, içinde yaşadığı düzenin gerçek amacını hiç sorgulamadan, kendisini güvende sanarak yaşamasıdır…
-*-*-
Böyle bir toplum, zamanla kendi geleceğini belirleme iradesini kaybedebilir.
Hade cauuuuuv!
(Kendi irademizi kaybettiğimizden olsa gerek hade cauuuuv diye haykırasım geldi!)
-*-*-
Domuzun sahibi tarafından beslenmesi, ona güven veriyordu.
Yemek hazır, barınak tamam, hayat mis gibi…
Domuz, bütün bunları kendisine duyulan sevginin işareti olarak görür.
Oysa sahibinin başka bir hesabı vardır.
-*-*-
Toplumlar da bazen benzer bir yanılgıya düşebilir.
Hatta düşer de!
-*-*-
Toplumlar, ekonomik destekleri, çeşitli yardımları, sonuçsuz vaatleri veya kısa vadeli refahı, geleceğin güvencesi olarak algılayabilirler.
-*-*-
Hatta bunların sağladığı yararlar gerçek olabilir.
-*-*-
Sorun, bu yararların hangi koşullara bağlı olduğunu ve uzun vadede neye mal olabileceğini sorgulamamaktır.
-*-*-
KKTC’mizde sorgulamayanlar “iyiler”, sorgulayanlar ise “hainler” olur tabii ki!
-*-*-
Evet karnımız doymalı!
Ama yarın bedel ödemek zorunda kalmamalıyız!
-*-*-
Kendi ayaklarımız üzerinde durabilecek ekonomik ve kurumsal yapıya sahip olmak zorundayız!
-*-*-
Bize sunulan imkânlar güçlenmemiz için mi yoksa bağımlılığımızı artırmak için mi?
Sorabilmeliyiz!
Görebilmeliyiz!
-*-*-
Neden hiç itiraz etmiyoruz?
Koltuk mu?
Mevcut rahatlık mı?
-*-*-
Ama unutmayın; sizin kıçınızın rahatlığının bedelini, gelecek kuşaklar ödeyecek!
-*-*-
Bir toplumun bağımlı hâle gelmesi her zaman zor kullanılarak gerçekleşmez.
-*-*-
Sorgulayan yoksa, beklentiler küçülür ve yurttaşlık bilinci yerini zaman zaman bir tür minnettarlığa bırakır.
Biz bu minnettarlığa “Şükrancılık” da diyoruz!
-*-*-
Toplum hakkı olanı lütuf gibi algılamaya başlar ki burada durum daha da tehlikeli olmuştur!
-*-*-
Domuz, kasap çiftliğe geldiğinde kaybetmemişti!
Domuz, rahatlığını güvence sanıp kendi geleceği hakkında hiçbir soru sormadığı günlerde zaten yoktu, kaybetmişti!
-*-*-
Geleceği tehdit eden gelişmeleri ancak sonuçları ortaya çıktıktan sonra fark etmek yerine, kararların alındığı sırada sorgulayabilmek çok önemlidir…
-*-*-
Özgürlük bugün rahat yaşamak değildir!
Özgürlük, gençlerin, çocukların gelecekte bu ülkeye “vatanım” diyebilmesidir!
Özgürlük, bu gençlerin ve çocukların yarın nasıl yaşayacağına karar verebilme hakkını da korumaktır.
-*-*-
Önümüzdeki genel seçim, geleceği tehdit eden gelişmelere dur der mi?
Oy kullanırken bunu da düşünmek şart!