“Ölmek istiyordum...”

Sevgül Uludağ

Serbeze Hakhiyaj – Balkan Araştırmacı Gazeteciler Ağı BIRN

***  Sebahat Berişa, 1 Nisan 1999 tarihinde ılık geceyi hatırlıyor, Kosova’nın Orahavaç belediyesine bağlı Novagaç köyünde, terkedilmiş bir evin bodrum katında beş çocuğunu yatırıp üzerlerini battaniyelerle örtmüştü... Civar köylerden 6 bin diğer etnik Arnavut kökenli Kosovalı gibi evlerini terketmişler ve daha güvende olabilmek için Novagaç’a sığınmışlardı...

***  Bir hafta kadar önce, 25 Mart 1999’da Başkan Miloseviç’in Kosova’da etnik temizlik harekatını durdurmak maksadıyla NATO, Yugoslavya’yı bombardımana başlamıştı. Batı’nın bu askeri kampanyasına yanıt olarak da Sırp kuvvetler, saldırılarını arttırmıştı...

***  Sebahat Berişa’nın kızkardeşi Zerafet Berişa da henüz 29 yaşındaydı ve o da üç çocuğuyla birlikte aynı terkedilmiş evin bodrumuna sığınmıştı, başka anneler ve çocukları da vardı orada...

***  Yakınlardaki Velika Hoca köyünden kaçarak Nogavaç’a sığınmışlardı – Zerafet’in en büyük oğlu olan Şkipron, terkedilmiş evin üst katında ninesiyle birlikteydi ancak o gece annesi ve kızkardeşleriyle birlikte olmak istemişti. “Şkipron aşağıya indi ve bana ‘Bu akşam burada uyumak isterim” diyerek iki kızkardeşinin yanına gitti” diye anlatıyor Zerafet... “En küçük kızım biraz ekmek istemişti, ben de ona üzerine şeker serptiğim bir dilim ekmek vermiştim...”

***  Sebahat 33 yaşındaydı o günlerde, sabah saat 01.00’de uyanmış, bebeğini emzirmiş ve bezini değiştirmişti. Bebeğin beşiğini kaçarken yanına alamadığı için onu tekrar uyutmak zordu ancak nihayetinde ikisi de uykuya dalmışlardı... Zerafet ise hala uyanıktı ve komşusu Hiraşahe’nin “Kötü bir rüya gördüm” demesini dinliyordu, “Rüyamda Sırplar bizi bombalıyorlarmış...” Zerafet yerinden kalıp pencereden dışarıya bakmış, komşusuna uyumasını söylemişti... “Yalnızca kötü bir rüya gördün” demişti ona...

***  Birkaç dakika sonra Zerafet büyük bir patlama sesiyle uyanmış ve evin duvarlarının çökmekte olduğunu duymuştu... Üst katta uyuyan herkes, duvarlar çökünce alt kata düşmüşlerdi... Karanlıktı ve bu karanlıkta Zerafet’in tek duyabildiği çığlıklardı... “O anda ışık bulmak mümkün değildi. Ben başımdan, boynumdan, ellerimden ve bacağımdan yaralanmıştım. Hiçbirşey hissetmiyordum... Tümüyle uyuşmuş vaziyetteydim” diye anlatıyor...

***  Sonra dışarıdan birisi gelip bir mum yakmıştı... Tavan ve ön duvarlar çökmüştü... Bodrum katında dört anne ve 12 çocuk vardı... Aralarında üç aylık bir bebek ve annesi dahil olmak üzere neredeyse tüm çocuklar ölmüştü... İnsanlar toplanmaya başlamıştı, yıkılan duvarların altında kimin hayatta kaldığını öğrenmeye çalışıyordu... Zerafet, “Birisi elini yıkıntılar arasına sokunca, birisinin hareket ettiğini hissetmişti” diye anlatıyor. Köşede kızkardeşi Sebahat’ı bulmuşlardı. Canlıydı ancak bacaklarından ve ellerinden kötü biçimde yaralanmıştı ve baygındı... Beş kızı da ölmüştü...

***  Bu arada Zerafet üç çocuğundan herhangi birinin o yıkıntılar arasında hayatta olup olmadığını duymaya çalışıyordu... “Eve saldırıldığı andan başlayarak şafak vaktine kadar eve girip çıktım, yıkıntılar arasında bir ses ya da nefes alıp veren olup olmadığını duymaya çalıştım. Çöken tavanın yıkıntılarına kulağımı dayayıp işitmeye çalışıyordum, koklanmaya çalışıyordum ama hiçbir hareket yoktu” diye anlatıyor Zerafet.

***  O tarihten tam 23 sene sonra Zerafet, kör gözlerle boşluğa bakıyor, düşünceler içinde kayboluyor, kaybetmiş olduklarının hatıralarını bir araya getirmeye çalışıyor... “O geceden fazla bir şey hatırlamıyorum. Çok karanlık olduğunu hatırlıyorum ama – sanki de şafak hiç sökmeyecekti... Işık olursa, çocuklarımı görebileceğimi düşünüyordum... En azından bir kez daha...” diyor.

***  1 ile 2 Nisan arasındaki o gece, toplam 42 kişi öldürülmüştü ve bunların çoğu da kadınlar ve çocuklardı... Bunlardan 13 tanesi de Berişa ailesindendi, aralarında bir anne ve dokuz aylık kızı da vardı... Sonra da Sırp kuvvetler köye girmişler ve hayatta kalanlara traktörleri ve kamyonları alarak Arnavut sınırına doğru gitmelerini emretmişlerdi... Yüzlerce, binlerce başka Kosovalı Arnavut gibi, onlar da bu topraklardan kovulmaktaydı...

***  3 Nisan sabahı, Arnavutluk’ta Kökes kentinde devlet hastanesinde yatmakta olan Sebahat Berişa gözlerini açmış ve yavaş yavaş kendine gelmeye başlayınca, olup bitenleri düşünmeye koyulmuştu. Çocuklarının beşi de – dokuz yaşındaki Adelina, yedi yaşındaki Nyomza, beş yaşındaki Şkurteza, iki yaşındaki Lezi ve altı aylık Elhamez – hepsi de ölmüştü... “Artık hayatta kalmak istemiyordum ancak hareket de edemiyordum” diye hatırlıyor Sebahat...

***  Kendinden küçük kızkardeşi Zerafet de üç çocuğunun üçünü de kaybetmişti – 12 yaşındaki Şkipron’u, dokuz yaşındaki Define’yi ve yedi yaşındaki Valmira’yı... Onların ölü bedenlerini o yıkılmış evde bırakmak istemiyordu ancak bir traktöre binip gitmeye zorlanmıştı... “Gitmek ve çocuklarımı orada bırakmak istemiyordum. Sanki de onlara sırtımı dönüyordum... Aralarında hala hayatta olan olup olmadığını merak ediyorum. Orada kalıp ölmek istiyordum” diyor Zerafet...

***  Sebahat, hastanede iyileşme süreci devam ederken sürekli kabuslar gördüğünü hatırlıyor... “Hastaneden kaçmak istiyorum... Çocukların seslerini duyuyordum... Orada yalnız bırakılmışlardı” diye anlatıyor... Saldırıdan on gün sonra Novagaç köyü yakınlarından bazı köylüler ile Kosova Kurtuluş ordusu’ndan bazı savaşçılar yıkıntıları kaldırarak ölü bedenlere ulaşmışlar, bunları öldürüldükleri evin avlusunda bir toplu mezara gömmüşlerdi...

***  “Onları çarşaflara sarmışlar ve boş şişelerin içine isimlerini yazıp bunu da kolları arasına yerleştirmişlerdi... Küçük kızımın adını sol ayağının altında bulunan bir şişeye koymuşlardı” diye anlatıyor Sebahat...

***  Sebahat ve Zerafet Berişa, eşleri ve kaynanalarıyla birlikte 2 Temmuz 1999’da evlerine geri dönebileceklerdi – NATO’nun askeri kampanyası sonucunda savaş sona ermiş ve Sırp kuvvetler geri çekilmişti... Ancak eve döndükleri zaman, sahip oldukları herşeyin bombardıman sonucunda yanıp kül olduğunu göreceklerdi...

***  Yanmaktan kurtulan tek şey, bebek Elhamez’in beşiği olmuştu... “Beşiğin nasıl olup da yanmadığına inanmak zordu” diye anlatıyor Sebahat. “Delirmiş gibi beşiği sallamaya başlamıştım... Bir anda beş çocuğumun beşini de kaybetmiştim... Bir anne için bundan daha kötü bir şey olamazdı” diye inliyor...

***  Yıllar sonra Elhamez’in beşiği, Kosova’nın başkenti Priştine’de İnsancıl Hukuk Merkezi’nde 2019 yılında açılan ve savaşta öldürülen çocukları anlatan resimler, öyküler ve kişisel eşyalardan oluşan bir sergide sergilenecekti...

***  2000 yılında Sebahat, bir başka kız çocuğu dünyaya getirdi, kızkardeşi Zerafet de daha sonra bir oğlan çocuğu doğurdu... Sebahat daha sonra ikinci çocuğunu da dünyaya getirdi, bu çocuğunda Down’s Sendromu vardı...

***  Zerafet’in 1999 saldırısında başından almış olduğu yaraların, başlangıçta düşünülenden çok daha kötü olduğu anlaşılacaktı. 11 Ağustos 2002’de bir sabah uyandığında, sağ gözünün kanlandığını ve artık göremediğini farkedecekti... Küçük kızı henüz altı aylık bir bebekti... “Yattığımda iyiydim ancak sabahleyin sağ gözüm artık görmüyordu... Doktorlar bana diğer gözümü de kurtarmazsam, tümüyle kör olacağımı söylediler” diyor Zerafet...

***  Aylar boyunca vize alıp yurtdışında tedaviye gitmek için uğraş verecekti ancak bu imkansızdı. “O günlerde tek seçenek vardı. O da Belgrad’taydı. Ancak ben Belgrad’a gitmek istemiyordum. Belgrad benim çocuklarımı öldürdü, beni mahvetti diyordum, oraya gidemezdim” diye anlatıyor. Ve on ay sonra diğer gözü de görmez olmuştu...

***  Nogavaç’taki saldırı nedeniyle Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Sırp İçişleri Bakanlığı’nın üst düzey bir yetkilisi olan Valstimir Dyordyeviç savaş suçlarından suçlu bulunarak 18 yıl hapse mahkum edildi. Ancak bu saldırıya karışmış diğerleri hakkında aradan 20 sene geçmiş olmasına karşın herhangi bir soruşturma açılmadı. Berişa ailesinden de hç kimse, herhangi bir mahkemede tanıklık etmek ya da herhangi bir soruşturmada ifade vermek üzere çağrılmadı.

***  Sebahat üç çocuk daha dünyaya getirdi. Kızına, 1999’da öldürülen en büyük kızının adı olan Adelina adını verdi. Zerafet de oğluna ölen oğlu Şkipron ve kızına da ölen kızı Valmira’nın adını koydu.

***  Bugünlede Sebahat, gözleri görmeyen kızkardeşi Zerafet’in evine bitişik bir evde oturuyor ve ona çocuklarını büyütmekte yardım ediyor. Ancak hayatı ya da travmasıyla nasıl başettiğine ilişkin hiçbir zaman konuşmak istemediğini söylüyor: “Elimizden geldiğince, elimizden geleni yaptık... Bu bizim kaderimizdi” diye anlatıyor... “Ancak savaş hala içimdedir ve içimdeki bu savaş, hiç bitmeyecek” diye konuşuyor.

https://balkaninsight.com/2022/04/01/i-wanted-to-die-kosovo-mothers-haunted-by-childrens-massacre/

(BIRN’de Serbeze Hakhiyaj’ın 1 Nisan 2022 tarihli yazısını özetle derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN).


Sebahat Berişa, çocuklarının resimleriyle...