Ölçüsüz sömürü

Cenk Mutluyakalı

“Çalışanlarımız yerinden sökülüyor ve partizanca kamuya istihdam ediliyor” dedi ekonomik örgütler!
İyi de o “yer” ne kadar “gelecek güvencesi” sunuyor acaba?
Patronlar pek bir “mülkiyetçi.
Çalışanları “malı” gibi görüyor ama öyle de korumuyor, kollamıyor, gözetmiyor.

*  *  *

Siyasi yönetimlerin rezil, fırsat eşitliğinden uzak, üretim planlamasından yoksun istihdamlarını elbette eleştireceğiz.
İsyanları bu noktada haklı…
Öyle de özeldeki işveren de kendiyle yüzleşecek tabii!
İşçisine, şefine, profesyoneline “gelecek güvencesi” sunmak için yapılanacak, kıdem sistemi getirecek, asgari ücreti maaş görmekten vazgeçecek, örgütlülüğü teşvik edecek, şeffaflaşacak, yatırım ve izin haklarını ileriye taşıyacak.

*  *  *

Ekonomik örgütlerin isyanına yönelik kimi karşı tepkiler de üzerinde tartışmaya muhtaç…
“Özel sektörde çalışan emekçilerin kamuyu tercih ediyor olmalarının esas sebebi özel sektördeki ölçüsüz sömürüdür.” deniyor örneğin...
Bu da kamuyu fazlaca aklayıcı bir ezber!
Kamuya gitmenin ya da aslında kaçmanın sebebi çoğunlukla özeldeki “güvencesiz” ortam ancak dahası “rahatlık” ve “bireysel kurtuluş” dürtüsüdür.
Eğer gerekçe sırf maaş, sömürü, güvence olsa “özelde sahip olduğu maaşın neredeyse yarısına” kamuya gidenleri ya da gitmeye hazır yığınları nasıl açıklayacağız?
Özelde tüm haklarını dört dörtlük alanların dahi kamuyu tercih etmelerini görmezden mi geleceğiz?
Bir de şu var…
Özel sektörde onca ‘sömürü’ koşulu söylenirken, kamuda çalışıp da aynı zamanda “özeldeki işini de sürdürenlere” ne demek gerekir?
Hatta...
Kamuda çalışan ama özelde “patronluk” yapan nicesinin konumu nasıl adlandırılır o zaman?
Kimileri günün yarısı ‘kamu çalışanı’, öbür yarısı da ‘özelde işveren’ değil mi örneğin!

*  *  *

Kamu görevi görece iyi bir maaş ve gelecek güvencesinin yanı sıra yasaları ezberleyerek ”yeterlilik” alan ancak sonrasında o yasaları umursamayanlara da ölçüsüz bir rahatlık sağlıyor.
Çalışanları, üretenleri, işine dört elle sarılanları tenzih ederim ama “çalışmayanları” da pek dert etmiyor kamu düzeni…
Performansı ya da toplumsal faydayı pek umursamayan bu “kamu düzeni”ni inkar edecek miyiz?
Kamu görevi tercihinin en önemli sebebinin “rahatlık” olduğuyla da yüzleşmeyecek miyiz gerçekten...

*  *  *

Sahi!
Her dönem siyasi elitler - haklı olarak- “partizanlık” yapmakla suçlanırken, kime sorsanız kamu görevine “hakkıyla girdiği” söylemi karşısında şöyle de bir soru kalmıyor mu geriye: Bu torpil kimler için acaba?

*  *  *

Özet:
Bir yanda ölçüsüz sömürü, bir yanda ölçüsüz laçkalık…
Bir de ‘yarım’ körlük!