Güney Kıbrıs’ta ırkçılık var mı?
Vardır!
-*-*-
Irkçılık, bizde de vardır; hatta örneğin Kıbrıslı Rumlar içerisinde olduğu gibi, Türkiye’de, KKTC’de ırkçılık, “milliyetçilik” adı altında, “onore edilir” garipliktedir!
-*-*-
Genelleme yapmak!
Sterotipleştirme yapmak!
-*-*-
Bu iki kavramı da incelemek gerekir!
-*-*-
Birkaç kişinin işlediği suçu tüm topluma, halka veya bir ulusa mal etmek en basit anlamda “yanlış”tır!
-*-*-
Hafta sonu 47 yaşında bir Kıbrıslı Türk, Güney Kıbrıs’ın eğlence ve suç merkez Aya Napa’da feci şekilde dövüldü!
-*-*-
Rum Polisi dün sabah 18 yaşında üç kişiyi göz altına aldı ve mahkemeye çıkarıp tutukladı!
-*-*-
Pazar öğleye doğru haber Kuzey Kıbrıs’ta duyulur duyulmaz, “… suçun faili olan kişiler” yani “dayak eylemini gerçekleştirenler” belirlenmeden, onlarca “kahramanımız”, sosyal medyada döşemeye başladı: “… Biz hiç Rum dövmedik ama onlar bizi dövüyor ve polisleri bir şey yapmıyor”!
-*-*-
“Kanımız yerde kalmayacak” diye yazan bile var!
-*-*-
Şimdi üç çocuk yaştaki saldırganın Asyalı oldukları ileri sürülüyor; meselenin ırkçı bir saldırıdan çok, başka bir olay olduğu belirtiliyor!
-*-*-
Mahkemeyi beklemek yerine, bir anda tüm Rum halkı olaydan sorumlu tutuluyor ve genelleme yapılarak, bütün hakkında hüküm veriliyor…
-*-*-
Anında, tüm Rum halkı birkaç kişinin eyleminden sorumlu tutuluyor…
-*-*-
Oysa eğer saldırganlar Rum veya başka milletten de olsa; düzgün bir hukuk devletinde, genel ilkenin, “ceza sorumluluğu şahsidir” olması gerektiğinden uzaklaşılabiliyor!
-*-*-
Üç kişinin yaptığı, önyargı ve stereotipleştirme ile birlikte “… Rum halkının tamamına olumsuz özellikler atfetmeye dönüşüyor…”
-*-*-
Yani, 10 kişilik bir grup faşistin attığı slogan ya da işlediği bir saldırganlık suçu, tüm topluma mal edilebiliyor!
-*-*-
“Bazı kişiler suç işledi, o halde o ulusun tamamı suçludur."
-*-*-
Tekrar edelim; “… Hukuki açıdan modern hukuk sistemlerinde temel ilke ‘ceza sorumluluğunun şahsiliği’ ilkesidir…
-*-*-
Yani herkes yalnızca kendi fiilinden sorumludur; başkasının suçundan dolayı cezalandırılamaz veya suçlu ilan edilemez.
-*-*-
Birkaç kişinin eylemini bütün bir halka, etnik gruba veya ulusa mal etmek; ayrımcılığı, nefret söylemini ve toplumsal kutuplaşmayı besler…
-*-*-
Malum yorumların hedefi de budur!
“Olası çözüme ne kadar engel olabilirsek o kadar iyidir” mantığı!
-*-*-
Üç Rum veya üç Japon ya da Fransız “bizden birine” saldırdı diyelim; anında tüm Rumlar, Japonları veya Fransızları suçlamak, safsata bile değildir!
-*-*-
Haaa bu arada belirtmek gerekmez ama tutuklanan 18 yaşındaki üç genç Rum değil!
Biri Iraklı, diğeri Şilili ve üçüncüsü de Arnavut!
-*-*-
Sevgül Uludağ’ın ölümüne Kıbrıs’ta iki toplumu birleştirdiği için üzülenler var!
Ne acı!
Ne korkunç!
-*-*-
Haliyle, sevgili Sevgül’ün ölümüne bu açıdan üzülenler; 47 yaşındaki adamın başına gelenlere de aynı mantıkla “seviniyor”! “İnşallah saldırganlar rum’dur” diye dua bile ediyorlar!
Bu da acı!
Bu da korkunç!
-*-*-
Ama bu acılar ve bu korkunç düşünceler gerçek!
Ve iki topluma düşen, Sevgül’ün ölümüne “iki toplumu yakınlaştırdı” diye üzülenleri de “Oh ne iyi ne iyi, inşallah 47 yaşındaki Türk vatandaşı dövenler Rum çıkar” diyerek avuçlarını ovuşturanları da “takmamak!”…
-*-*-
Kıbrıs, Kıbrıslılarındır…
Kıbrıslılar kardeştir…
Yakın geçmiş evet çirkin olaylarla doludur…
Kimse “geçmişi unutalım” da demiyor ama affedip yaşamaya mecburuz!
Adamıza bir bütün olarak sahip çıkarak!
Mülkiyet!
Kıbrıs sorununun bana göre en sorunlu konusu “mülkiyet”tir!
-*-*-
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman da CTP lideri Sıla Usar İncirli de mülkiyet sorununun “hukuki” bir sorundan çok “siyasi” bir sorun olduğunu savunuyor!
-*-*-
Haaa KKTC hükümetini oluşturan üçlü koalisyonun partililerinin çoğunluğu eminim “kanla aldık hepsi bizimdir”lerdedir ki onları eleştirmek ciddi zaman kaybıdır!
-*-*-
Kıbrıs’ta veya Dünya’nın herhangi bir demokratik hukuk devletinde “mülkiyet hakkı”; siyasi bir sorun olarak kabul edilmez; “hukuki” bir tanım kapsamındadır!
-*-*-
Komünist rejimlerde bile, üretim araçları dışındaki örneğin evler veya küçük çaplı arazilerin “özel mülkiyet” hakkı kapsamında olduğu söylenebilir…
-*-*-
Kısacası, Mülkiyet hakkı, bireysel bir haktır…
Ama aynı zamanda, evrensel bir insan hakkıdır…
-*-*-
Mülkiyet hakkı sınırlanabilir mi?
Elbette!
Mesela demokratik hukuk devletlerinde kamu yararı, şehir planlaması, çevrenin korunması, vergi yükümlülükleri veya kamulaştırma gibi nedenlerle kanunla sınırlandırılabilir.
-*-*-
Şimdi gelelim konuya…
Üçüncü bir ülkeden bir kadın emlakçı Fransa’da tutuklandı…
Bu emlakçı, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından Fransa’dan talep edildi…
-*-*-
Yüksek bir olasılıkla, Şimon Aykut ve diğer birkaç yabancı emlakçının başına gelen mahkeme süreci, bu kadının da başına gelecek!
-*-*-
Doğrudur, Erhürman ve Sıla Usar İncirli haksız değiller!
Kıbrıs’ta bu meselenin hallolması için siyasi çözüm şarttır!
-*-*-
Ancak şu da unutulmamalıdır; Kıbrıs Cumhuriyeti’ni veya mülklerinden edilen Kıbrıslı Rumları da suçlamak veya “bekleyin” diyerek oyalamak adil değildir!
Üç çocuk, Aya Napa’da 47 yaşındaki bir Kıbrıslı Türk’ü dövmüş… Kıbrıslı Türk adam umarım bir an önce sağlığına kavuşur… Üç saldırgan ve bir de galiba aranan gençlerin “Rum” olmaması bizim faşo tayfayı çok üzdü! Ne ilginçtir ki, dün Kutlu Adalı’nın 30’uncu katlediliş yıldönümüydü… Mezarı başında saygıyla andık (Foto)… Kutlu Adalı’yı kim, ya da kimler öldürdü? Aslında bu sorudan çok daha önemlisi, “kim ya da kimlerin öldürttüğü”dür! St. Barnabas soygunu… Bu soygunu kimin yaptırdığı gayet iyi biliniyor… Ve konu kapanmıştır… Hani bazıları “Rum tarafında saldırya uğramıştık, Rum polisi asla suçluları bulamıyor” falan diyor ya; çok haklıdırlar! Ama o bazıları, Adalı’nın katillerinin 30 yıldır bulunmaması konusuna hiç değinmiyorlar! Yaaa!