OLAMAZ O KADAR

Sami Özuslu

 

Ne yazık ki artık o kadar olmayacak. Levent Kırca öldü çünkü...
Kırca ile birlikte, bir dönemin de sonu geldi belki... Belki de bir başka dönemin başı...
Bizim çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemimizin önemli tiyatro ve TV sanatçılarındandı Levent Kırca... Sinema filmleri de vardı ama onu asıl meşhur eden TV skeçleri oldu. Özellikle de herkesin bildiği "Olacak o kadar" isimli programı... Ciddi bir ekiple, önemli bir oyuncu kadrosuyla çekiyordu skeçleri ama mutfakta çoğu zaman Levent Kırca vardı. Metinleri büyük oranda yazan, o muhteşem tiplemeleri tasarlayan ve hatta inanılmaz makyajları yapan kendisiydi.
Bunlar işin teknik ve sanatsal tarafları ve belki de olacaktı o kadar...
Bir de işin "Olamaz o kadar" kısmı vardı ki, sanırım Levent Kırca'nın asıl rolü oydu!

***

Türkiye'de mizah, çoğu zaman en güçlü muhalefettir. Aziz Nesin kuşkusuz çağdaş Türk edebiyatında hiciv denilince akla gelen ilk isimdir. Nesin'in hikaye, roman ve oyunlarının en bariz özelliği, tümünde sosyal ve siyasal içerik be mesaj barındırmasıdır.
Aziz Nesin gibi, Türk mizahının usta kalemleri, oyuncuları, çizerleri bu yüzdendir ki iktidarların sevgisini hiçbir zaman kazanadılar. Aksine, iktidar sahipleri mizahı, yani gülmeceyi kendilerine 'düşman' bildiler.
Gırgır ve Fırt başta olmak üzere birçok mizah dergisi, bizim Türkiye'deki üniversite yıllarımızın 'yasaklı yayınları' arasındaydı ve -hakikaten komiktir- yurtlarda yapılan aramalarda bu dergileri okuduğu için yığınla öğrenci gözaltına alınmış, tutuklanmış, sorgulanmış, yargılanmıştı.
Bir karikatürden, bir gülmece öyküsünden bu kadar korkmak faşizmin doğasında var. Zira sanatın birçok alanı gibi mizah da faşistleri 'ti'ye alır, onlarla 'dalga' geçer, en usturuplu ve keskin mesajları tek karelik karikatürde çizgiyle verir.
Dünyanın geri kalmış, diktatöryal eğilimleri olan iktidarlar tarafından yönetilen, yarı buçuk demokrasilerde genel durum böyledir. Mizah korku kaynağıdır. Baştakiler mizahı sevmezler. Mizah yapanı hiç sevmezler.

***

Çok partili ve çok darbeli Cumhuriyet döneminde Türkiye'de çok aydın, ilerici, demokrat ve merkezi otoritenin benimsemediği din ya da mezhebe, milliyet ya da kökene sahip insan ötekileştirildi, hedef gösterildi, ezildi, elendi.
Mizah yapanlar hep o ötekileştirilenlerin yanında durdu, onları savundu. Faşist Kenan Evren hakında daha siyasetçiler ağızlarını açıp tek kelime edemezlerken, çizgi ustaları onu "Netekim" diye diye toplum önünde iyice hırpaladılar. Yargıdan en az 30 yıl önce Evren mizahçılar tarafından yargılandı, toplum da jüri heyeti olarak 'gereği'ni düşündü.
Sadece Evren değil, Turgut Özal'dan Mesut Yılmaz'a, Tansu Çiller'den Süleyman Demirel'e, hele hakkında mizah kitapları yazılan Yıldırım Akbulut'a kadar kim 'baş' olduysa hicivciler haliyle onları yazdı, onları çizdi, onları oynadı.
Demokrasinin sıfır noktasında olduğu dönemde de, yarım yamalak olduğu dönemde de mizah 'denetleyici' rolünü oynamaya devam etti. İnanılmaz bedeller ödeyerek tabii...

***

Levent Kırca işte bu dönemin o hiciv ustalarından biriydi. Görüşleri, ideolojik duruşu, politik konumlanışı ayrıca tartışılabilinir. Ancak sosyal ve siyasal konuları ele alışı, yönetim kadrolarına eleştirel bakışı, en muhalif mesajları kahkahalar arasında sıkıştırma becerisi, "Olamaz o kadar" dedirten olay ve olguların toplumsal algıda şekillenmesine inanılmaz katkılar yaptı.
Kırca'nın programlarını, skeçlerini izleyip karnımız ağrıyıncaya kadar gülüyorduk, Erdoğan'ı, Demirel'i, Pavarotti'yi, Fatih Terim'i oynarken sanki karşımızda adı geçenler varmış gibi hayran oluyorduk, ama Türkiye iyiye gitmiyordu. Kırca her parodide bunun altını çiziyor, ülkeyi yönetenler de buna kızıyordu.
Giderken "Daha iyi bir dünyada görüşmek üzere" dedi. Bir gün sonra Ankara kan gölüne döndü, insanların bedenleri parçalandı. Ve 24 saat sonra da çekip gitti Levent Kırca...
Belki de patlayan o bombalardan sonra ölmeyi çok daha fazla tercih etti ve şunu fısıldadı son anında:
"Olacak o kadar dedik ama, yok yok. Olamaz o kadar!.."