Öküz sadece övünürse, harmanda kalacağı kesindir!

Serhat İncirli

Sabah kalktım…
Otel deniz sahilinde… 
Kloraka köyü… 
Baf’ın Batısı, eski Türk köyü Lemba’dan önce…

-*-*-

Sahile indim… 
Sağ mı sol mu?
Sağ!
Yaklaşık 2 buçuk kilometre yürüdüm…

-*-*-

Geri döndüm… 
Otelin önüne geldiğimde devam ettim…
3 buçuk kilometre de bu kez Doğu’ya doğru yürüdüm… 
Toplamda 12 kilometre oldu…

-*-*-

12 daha olsa ki vardı, yürürdüm…

-*-*-

Kilometrelerce sahil yolu…
Beton… 
Tertemiz…
Onlarca tesis sıralı gidiyor…

-*-*-

Kediler bile “turistik!”... 
Herkes durup durup kedi seviyor falan!

-*-*-

Deniz, girilecek gibi değil…
Ama dün de yazdım; dalgakıran yapmış insanlar ve plajlar tıklım tıklım… 

-*-*-

Yürüyüş yolunda sabahın körü; az Rum - çok turist yürüyor, koşuyor… 

-*-*-

Dikkat ettim, çoğunluk İngiliz!

-*-*-

Baf’ta eskiden çok İngiliz yaşıyordu; sanırım şu anda Rus ve Yahudi ağırlığı söz konusu…
Edindiğim izlenim öyle!

-*-*-

Rus ve Yahudilere bir şey demeyeceğim… 
Ama İngilizlerle ilgili olarak “siyaset” yapmak istiyorum… 

-*-*-

Yürüyüş yolumda, dedim ya Kloraka (Chlorakas) köyü var… 

-*-*-

Bu köyün sahili EOKA’nın “doğum yeri” gibi kabul edilir…
Bir çok noktada fotoğraftaki gibi EOKA’yı hatırlatan “işaretler” ya da “anıtcıklar” var!

-*-*-

Anlatayım… 
Georgios Grivas – Digenis adını bilmeyen yok!
Grivas’ın 6 Haziran 1887’de yani Osmanlı Ada’yı İngilizlere kiraladıktan 9 yıl sonra Lefkoşa’da doğduğu yazılır… 

-*-*-

Ancak Grivas’ın “Kıbrıslı Türk kökenli” veya “Linobambagi” ya da “Müslüman kökenli bir aileden” olduğunu iddia edenler de vardır!

-*-*-

Kanıt var mı?
Yok!

-*-*-

Ama bu konuyu mesela çok sevgili dostum Şener Elcil iyi biliyor; çok iyi araştırdı!

-*-*-

Tabii ki Grivas, ağır bir Elen milliyetçisidir… 
Ve bir çok ağır Türk milliyetçisi dostumuz gibi, bu milliyetçiliğin arkasında, derin bir köken kompleksi olma ihtimali çok yüksektir!

-*-*-

Neyse, Grivas, 27 Ocak 1974’te Limasol’da öldü ve şu anda müze olan evinin yanına gömüldü…  

-*-*-

Resmi kaynaklara göre Grivas, askerî bir kariyer yapmak amacıyla Kıbrıs'tan ayrılarak Atina'ya gitti. Burada parlak bir askerî kariyer inşa etti. 1919’da teğmendi… Anadolu’daki Yunan işgalinde görev aldı… Yenildi, Yunanistan’a kaçtı!

-*-*-

İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunan ordusunda Arnavutluk cephesinde görev yaptı; Yunanistan'ın yenilgisinin ardından, gizli "X" örgütünü kurdu ve örgütün liderliğini üstlendi. 

-*-*-

Hayatını ve X örgütünü komünizm karşıtı bir mücadeleye adadı... Bu mücadele, Alman işgalinin sona ermesinin hemen ardından da devam etti. Grivas'ın adamları, "Hites" olarak bilinen birlikler, Aralık 1944'te Atina'nın merkezinin bir bölümünü savunurken komünist güçleriyle en büyük çatışmalarını yaşadı. 

-*-*-

Komünistler bu olay nedeniyle Grivas'a uzun yıllar boyunca düşmanlık beslemeye devam etti…

-*-*-

1945 yılında kendi isteğiyle albay rütbesiyle emekliye ayrıldı. Daha sonra Hittite (Hites) Partisi adıyla bir siyasi parti kurdu ve bu parti savaş sonrası yapılan ilk iki genel seçime katıldı. Ancak başarı elde edemedi. Bunun üzerine siyaseti bırakarak Kıbrıs Rumlarının silahlı bağımsızlık mücadelesinin hazırlıklarına yöneldi. 

-*-*-

Britanya ordusuna karşı yürütülecek askerî mücadelenin başına getirildi… 

-*-*-

General Grivas, "Saint George" adlı gemiyle gizlice Kloraka (Chlorakas) kıyılarına ulaştı. Gemi, Britanya yönetimine karşı yürütülecek silahlı mücadeleyi desteklemek amacıyla silah ve mühimmat taşıyordu. Bugün bu olayın gerçekleştiği yerde bir müze ve bir heykel bulunmaktadır…

-*-*-

Ve işte siyaset!
Bugün, on binlerce İngiliz, kendilerine karşı askeri ve yeraltı mücadelesi örgütleyen bu adamın heykelinin – müzesinin bulunduğu ve Ada’ya çıktığı noktada, eğlenmeye – tatile geliyor!

-*-*-

Ve alın size siyaset; EOKA’ya karşı İngilizlere polislik – jandarmalık – yardımcı polislik – komandoluk yapmakla övünen Kıbrıslı Türkler, özellikle son dönemlerde tek bir İngiliz turist görmüyor!

-*-*-

İngilizleri Ada’dan kaçmaya zorlayan, onlara karşı savaşan, yer altı veya yer üstü askeri mücadele yapan Rumlar, bugün İngiltere tarafından destekleniyor; İngiliz’e “uşaklık eden, asla başkaldırmayan, hep biat ve itaat eden Kıbrıslı Türkler ise avucunu yalıyor!”…

-*-*-

İngilizler, bir dönem başına 10 bin Sterlin ödül koyduğu Grivas’ın heykelinin olduğu, küçük bi tekneyle Ada’ya çıktığı yerde tatil yapıyor… Haa hatırlatalım; o dönemin koşullarında bu miktar çok büyük bir servet olarak kabul ediliyordu… 

-*-*-

Ve ekleyelim… 
Güney Kıbrıs ya da Kıbrıs Cumhuriyeti; turizm konusunda çağ atlamış durumdadır… 

-*-*-

Grivas’ı bile pazarlayabiliyorlar…
EOKA’nın İngilizlere karşı savaşan ve İngilizleri öldüren bir örgüt olduğunun hikayesini bile “pazarlayıp satabiliyorlar…”

-*-*-

Bu Rumlar adına sadece turizm başarısı değildir!
Bu, Rumların mutlak siyasi zaferdir!
Ve bizim açık siyasi yenilgimizdir!

-*-*-

Biz ne mi yapıyoruz?
Biz, çözüm olmasın diye; ihalelerimiz devam etsini ganimeti yutmayı sürdürelim diye; sadece Türkiyeli “turist!!!”lere kaldık!

-*-*-

Övünün, övününün ama harmanda kaldınız; bilin!
Ne demiş büyüklerimiz; “övünen öküz harmanda kalır!”

-*-*-

“Övünen öküz harmanda kalır” sözü ne demektir; ne anlama gelir?
Diyor ki sözlükler; 
Bir işi başarmadan önce övünmek doğru değildir… Kibir ve aşırı özgüven, insanı zor durumda bırakabilir… Gerçek değer, sözle değil, yapılan işle ortaya çıkar…
Biz sadece övünüyoruz!
Külliye yaptık, camiler inşa ettik… 
Ama elektriğimiz bile yok!
Turistimiz mi?
Olanları biliyoruz, o kadar!

-*-*-

Peki utanıyor musunuz?
Hala inat ve ısrarla Kıbrıs’ta siyasi çözüme karşı mısınız?

-*-*-

Hala, inat ve ısrarla, çözümsüzlüğün bitiş olacağını anlamayacak mısınız?