Bugün eğitimi yönetmeye çalışan anlayışın en büyük yanılgısı; öğretmeni sistemin en önemli unsuru olarak görmek yerine kontrol edilmesi gereken bir memur olarak değerlendirmesidir.
Bir eğitim sisteminin niteliğini belirleyen en önemli unsurlardan biri, öğretmene nasıl baktığıdır. Çünkü öğretmen, eğitim politikalarının yalnızca uygulayıcısı değil, aynı zamanda düşünsel geliştirici ve mesleki taşıyıcısıdır.
Öğretmeni değersizleştiren, mesleki birikimini görmezden gelen, düşüncelerini tehdit olarak algılayan ve itirazlarını yönetim karşıtlığı olarak değerlendiren bir anlayışın nitelikli eğitim oluşturması mümkün değildir.
Kıbrıs Türk Eğitim Sisteminde tartışmamız gereken önemli meselelerden biri de “eğitim yönetiminin öğretmenle kurduğu (aslında kuramadığı) ilişkidir”.
Ne yazık ki bugün mevcut yönetim anlayışında öğretmen;
- Eğitimin gelişimi için vazgeçilmez bir paydaş olarak değil; kontrol edilmesi, yönlendirilmesi ve gerektiğinde disipline edilmesi gereken bir kamu görevlisi olarak görülüyor.
- Öğretmenin mesleki itirazı, eleştirisi ve önerisi çoğu zaman çözümün parçası olarak değerlendirilmek yerine yönetimin karşısında konumlandırılıyor.
- Ve en önemlisi; öğretmenlerin örgütlü olduğu sendikalarla kurulan ilişki, istişare ve iş birliğinden giderek uzaklaşıp bir ötekileştirme, görmezden gelme haline dönüştürülüyor.
Öğretmen sendikaları, eğitim yönetiminin düşmanı değil, politikanın taşıyıcısı olan öğretmenlerin ortak iradesidir.
Sendikaların eleştirileri elbette tartışılabilir, önerileri değerlendirilebilir, talepleri sorgulanabilir. Ancak onları peşinen karşıt güç olarak görmek, eğitimi yönetememekle eşdeğerdir.
Eğitimi yöneten anlayış öğretmenleriyle sürekli çatışıyorsa, sendikaları karşısına alıyorsa, eleştiriyi tehdit olarak algılıyorsa ve itirazları bastırılması gereken davranışlar olarak değerlendiriyorsa burada yalnızca bir iletişim sorunu yoktur. Burada ciddi bir yönetememe sorunu var demektir.
Öğretmeni kontrol ederek eğitim yönetilmez. Öğretmene güvenerek, onu güçlendirerek ve karar süreçlerine katarak eğitim dönüştürülür.
Çünkü eğitim yönetmek; dinlemek, anlamak, istişare etmek, ortak akıl oluşturmak ve farklı görüşleri ortak hedefler doğrultusunda buluşturabilmektir.
Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi hemen her açıdan ciddi eleştiriler almaktadır. Bu eleştirilerin temel kaynağı da eğitim yönetilemediği gerçeğidir. Her şeyden önce ihtiyacımız olan şey; eğitime anlayışımızdan başlayarak öğrenme, öğretme, değerlendirme, yönetme ve karar verme biçimlerini yeniden ele alan bütünlüklü bir dönüşümdür.
Herhangi bir Eğitim Bakanlığı, kendi öğretmenleriyle ortak bir gelecek kuramıyorsa önce kendi yönetim anlayışını sorgulamalıdır.
Anlayana Gülmece
Bekçi
Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak bir bekçi işe almaya kara verir.
Bir süre sonra düşünülür ; “Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak.” Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere iki kişi işe alınır.
Bir süre sonra ; “İşleri yapıp-yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz” diye düşünülerek İki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar.
Bir süre sonra ; “Bunların maaşları nasıl hesaplanıp ödenecek” diye tartışılır ve bir muhasebe şefi, bir katip, bir de istatistikçi işe alınır.
Bir süre sonra ; “Peki bunlardan kim sorumlu olacak” diye düşünülür ve bir müdür, iki müdür yardımcısı işe alınır.
Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır…
Okumuş muydunuz?
“Amacınızı belirlemek, istasyon gişesindeki görevliye bilet almadan önce nereye gideceğinizi söylemek gibidir. Eğer gideceğiniz yere karar vermediyseniz bilet alamazsınız.”
Katsuyoshi Ishihara