Son haftalarda yaşanan toplumsal eylemlerde spekülasyonla yaratılan tartışmalardan birisi de “okulların açık olup-olmamasıydı.” Oysa eğitimde esas tartışmamız gereken konu bu spekülasyondan çok daha fazlasıdır. O da şu:
“Öğrenciler okula gidiyor, ancak beklenen düzeyde öğrenemiyor”. Bu durum artık bireysel başarısızlıklarla açıklanamayacak kadar yaygın ve sistemik bir nitelik kazanmıştır.
Bu tablonun literatürdeki adı “öğrenme krizidir.” Öğrenme krizi, en basit ifadeyle öğrencilerin yaşlarına ve sınıf düzeylerine uygun temel becerileri yeterli düzeyde kazanamaması durumudur.
Bu beceriler yalnızca akademik başarıyı değil, bireyin yaşam boyu öğrenme kapasitesini de belirleyen temel yetkinliklerdir: Okuduğunu anlayabilmek, temel matematik işlemlerini yapabilmek, düşüncelerini yazılı ve sözlü olarak ifade edebilmek ve karşılaşılan sorunlara çözüm üretebilmek bu becerilerin başında gelmektedir. Bu beceriler kazanılmadan ilerleyen bir eğitim süreci, görünürde başarı üretse bile gerçekte öğrenme üretmemektedir.
Eğitimde uzun yıllar boyunca kullanılan geleneksel başarı göstergeleri artık işlevini yitirmiş durumdadır: Ders saatlerinin çoğalması veya sınav sonuçlarının yükselmesi tek başına hiçbir anlam ifade etmemektedir. Asıl belirleyici ölçüt; öğrencinin öğrendiği bilgiyi anlayabilmesi, kullanabilmesi ve yeni durumlara uyarlayabilmesidir.
Öğrenme krizinin sonuçları yalnızca akademik başarısızlıkla sınırlı değildir. Bu durum öğrencilerde motivasyon kaybı, özgüven düşüklüğü ve okuldan nefret etme eğilimi de artmaktadır. Dolayısıyla öğrenme krizi, yalnızca bir eğitim sorunu değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik sonuçları olan bir toplumsal meseledir.
Bir eğitim sisteminin taşıdığı en büyük risk: Öğrencinin öğrenemediğini fark etmemesidir.
Ne yazık ki Kıbrıs Türk Eğitim Sisteminde;
- Sınıf geçme ve mezun olma oranı yüksek, öğrenme düzeyi düşük.
- Not ortalamaları yüksek, beceri düzeyi düşük
- Müfredat tamamlanıyor, öğrenme tamamlanmıyor
- Öğrenciler ders görüyor, ama uygulayamıyor.
Birçok ülkede eğitim politikaları, özellikle okuma, yazma ve matematik becerilerinin erken yaşta güçlü bir şekilde kazandırılmasını temel hedef olarak belirlemektedir. Bunun yanında öğrencinin öğrenme düzeyine göre öğretim yapılması, küçük ama sık ölçme araçlarının kullanılması ve öğrenme eksikliği yaşayan öğrenciler için destek programlarının uygulanması etkili uygulamalar arasında yer almaktadır.
Öğrenme krizi, eğitim sistemimizin karşı karşıya olduğu en temel meydan okumadır. Bu krizi aşmanın yolu, eğitimi nicelikten niteliğe, öğretimden öğrenmeye, mezuniyetten gerçek gelişeme taşımaktan geçmektedir.
Eğitim sistemleri için en önemli soru artık: “öğrenciler okula gidiyor mu? değil, gerçekten öğreniyorlar mı?” sorusudur.
Bu soruya verilecek dürüst ve veri temelli cevap, bir eğitim sisteminin niteliğini belirleyen en güçlü göstergedir. Eğitimde gerçek başarı; öğrencinin mezun olması değil, öğrenme yolculuğunda nasıl ilerlediğidir.
Anlayana Gülmece
Çok Karakter
Temel, öfkeyle kitabevine gelir ve şikayetlerini sıralamaya başlar:
- "Geçen hafta sizden bir kitap aldım ama hiç beğenmedim. Öylesine uzun ve sıkıcıydı ki anlatamam. Üstelik kitapta o kadar çok karakter vardı ki hiçbirini aklımda tutamadım. Kitabın konusunu bile anlayamadım.”
Satıcı şöyle bir bakar ve yanıt verir:
- "Demek geçen hafta bizim Telefon Rehberimizi götüren sizdiniz."
Okumuş muydunuz?
Kitapları seviyor musunuz? Öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir.
Jules Chore