OF ki ne OF...

Dr Filiz Besim

 

Bu adanın yarısında ciddi bir kısır döngüdeyiz. Kendi kendimize yetelim diyoruz ama neyle yeteceğiz? Taşıma suyla yapacağımız tarımla mı? Yoksa Türkiye dahil hiç bir ülkeye satamadığımız hellim ve portakalımızla mı?
Mantık ve doğru düşünce bu adada gelir elde etmek için yapılabilecek en anlamlı işin Turizm olduğunu söyler.

Bu adanın binlerce yıldır biriktirdiği tarih ve kültür aslında turizm anlamında en büyük zenginliğimizdir. Tarih ve kültüre ekleyeceğimiz muhteşem deniz, kum ve güneş ise bunların tacıdır. Ve elbette golf turizmi, sağlık turizmi, enfes mutfağımıza yolculuklarla yapılabilecek gastronomi turizmi... Turizmde birinci ve üçüncü sırada yer alan Fransa ve İtalya ve hemen yeşil hattın ötesindeki Güney Kıbrıs işte bu turizm değerleriyle her yıl ülkelerine milyonlarca turist çekerek, dünya turizminden milli gelirlerine büyük paylar alabiliyorlar.

TEDİRGİN EDEN SOHBETLER…

Mevsim yaz... Geziyoruz... Başka ülkelerdeki temizlik, düzen ve bize sunulan dünya mirası tarih ve kültürle hem huzur bulmaya, hem de bilgi dağarcığımızı zenginleştirmeye; ya da kendimizi “dünyalı” hissetmeye çalışıyoruz. Türkiye’den arkadaşlarımla katıldığım bu gezilerde eğer tanımadığım insanlar varsa hep aynı iki soruyla karşılaşıyorum. Beni hem derinden yaralayan, hem de sinir eden...
“Kıbrıslı mısınız?’’
“Evet’’
“Siz Türkleri sevmiyorsunuz, değil mi?’’
Ve ben, derin bir “ah” çekmekteyim her seferinde… Şimdi bu sorunun neresinden başlasam, nesine cevap versem?...
Elbette ki biz Türkleri de, Türkiyelileri de seviyoruz. Bizim sevmediğimiz bize dayatılan siyasi politikalar, kimliğimizi ve kültürümüzü, ya da direkt bizi Kıbrıslıtürkleri yok etmeye soyunmuş planlar ve anlayışlar... “Sizi biz kurtardık’’ cümlesi altında bir toplumu ezmeye, baskı altında tutmaya yönelik tehditkâr söylemler...Bizim sevmediğimiz popülizm adına, para koparmak adına bu söylemlere karşı durmayan ezik politikacılarımız ve yöneticilerimiz.
Biz Kıbrıslıtürkler elbette ki gönül birliği ve kader birliği yaptığımız, her anlamda vazgeçilmez bir alışveriş içinde olduğumuz Türkleri de, Türkiyelileri de çok seviyoruz. Yeter ki; bizim farklı bir toplum olduğumuzu kabul etsinler ve saygı duysunlar. Konu çok derin gerçekleri ve tartışmayı içinde barındırsa da, aslında bu kadar da basittir.

KIBRIS’IN ZENGİN KÜLTÜRÜ…

Kendimi anlatabildim mi, anlatamadım mı? Bunu daha anlamadan ikinci derin soru geliyor: “Kıbrıs’ta kumarhane ve seks turizminden başka ne var ki? İki günde baştan sona gezersin. Ben geldiğimde bir taksi tuttum. Dört saatte Magosa, Lefkoşe, Girne hepsini gezdik.’’
Of ki ne of...  Saçlarım ve tüm tüylerim diken diken... Hadi diğerine felsefeyle karışık bir cevap verdik. Peki şimdi bu soruya nasıl cevap vermeli? Başlıyorum.
“Önce siz kırk yıllık Mağusa’ya Magosa dememeyi; Lefkoşa’ya Lefkoşe dememeyi öğrenmelisiniz. Ben Ankara’ya Ankare desem hoşunuza gider miydi?’’
Sonra devam ediyorum: “Kuzey Kıbrıs’ı ziyaret ederken binlerce yıl doğu ve batının Akdeniz’deki vazgeçilmez duraklarından olan Kıbrıs’ın biriktirdiği tarih ve kültüre derin bir yolculuğa çıkmayı düşünmelisiniz. Eğer kumardan başınızı kaldırır da bir rehber eşliğinde adayı gezmeye başlarsanız; bu adanın her taşının altında yatan tarihi ve kültürü fark edecek; adayı basit bir Osmanlı bakiyesi coğrafya olarak değil, binlerce yılın biriktirdiği tarih ve kültür olarak göreceksiniz. O adalı, kendine has onlarca köyü keşfederken, doğanın sunduğu bitki örtüsünün zenginliği karşısında şaşakalacaksınız. Sadece Rum ve Türk olarak algıladığınız bu adadaki diğer azınlıkların bambaşka kültürleriyle kucaklaşacaksınız’’ diye derin bir konferansa girişiyorum. Konferansın sonunda herkesin söylediği “Bu sefer geldiğimizde bize bir rehber bulur musun?’’ gibi her gezide değişmeyen sohbetlere bulaşıyorum.

Peki ama, bu adada kendimize yetmenin yollarından biri turizm ise ve hali hazırda en büyük turizm gruplarını  Türkiye’den getirebileceğimiz gerçeği de önümüzde duruyorsa, tam da bu iki soru üzerinden Devletin ciddi politikalar geliştirmesi gerekmiyor mu?

KENDİMİZİ ANLATABİLMEK…

Hadi hellimimizi ve portakalımızı almıyorlar… Ama en azından Türkiye televizyonlarından ve diğer basın yayın organlarından böyle bir turizm tanıtım seferberliği başlatılamaz mı? Türkiye’deki görsel medyanın gücünden yararlanıp bu adanın turizm potansiyelinin kumar ve seksin çok ötesinde olduğunu, Türkiye halkına anlatamaz mıyız? Kuzey Kıbrıs’ın yeme içme ve eğlence mekânlarının ve Türkiye’den gelen birkaç sanatçının çıktığı lüks otel kumarhanelerinin dışında, başka yöresel tatlar ve nağmeler de olduğunu gösteremez miyiz?
Hem belki işte o zaman bizim bu adada bambaşka kültürlerle de yoğrulmuş farklı bir toplum olduğumuzu ve Türkiye politikacılarının isteği dışında da taleplerimiz olabileceğini daha kolay anlatabiliriz.

İşte tüm bunları düşünebilmenin ötesine geçip de bir devlet politikası ciddiyetinde istikrarlı bir şekilde uygulamaya başladığımız zaman aslında istersek kendimize yetebileceğimizi anlayacağız.