Nazım’ı Anmak

Serkan Soyalan

Cumhuriyetçi Türk Partisi Kadın Örgütü Mağusa İlçesi organizasyonuyla tarihi Martinengo Tabyası’nda Büyük Usta Nazım Hikmet’i, 63’üncü ölüm yıldönümünde anmak için buluştuk.

***

Nazım Hikmet’i anma etkinliğine geçmeden önce Martinengo Tabyası (Çifte Mazgallar)’na bir parantez açmamız gerek.

Venedikliler, özellikle Osmanlılara karşı önlem almak ve surları ateşli silahlara karşı sağlamlaştırmak amacıyla surlar, 1550’li, yıllarda Venedik’ten getirilen mühendis Giovanni Girolamo Sanmichele ile kaptan Nikolao Foskanini tarafından elden geçirilir.

Martinengo Tabyası da işte bu dönemde inşa edilir.

***

Avrupa Birliği fonları ve UNDP teknik desteğiyle hayata geçirilen projenin ardından konzervasyonu gerçekleşen tabya, yeniden ziyaretçilerini ağırlamaya başladı.

***

Ve Nazım Hikmet…

Bizler bu tarihi dokuda sadece bir şairi anmak için toplanmadık.

Sözcükleri sınırları aşan, şiirleri dünyanın dört bir yanında yankılanan, düşünceleri nedeniyle yıllarını hapishanelerde geçiren, memleket hasretiyle yaşayan ama umudunu hiçbir zaman kaybetmeyen büyük bir insanı; Nazım Usta’yı anmak için toplandık.

***

3 Haziran 1963...

Takvimler bu tarihi gösterdiğinde, Nazım’ın o mücadeleci kalbi Moskova’da bir sabah vakti sustu.

Sustu mu acaba?

Bugün hâlâ onun dizeleri meydanlarda okunuyorsa...

Bugün hâlâ insanlar onun şiirlerinde kendilerini buluyorsa...

Bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında onun dizeleriyle umutlanabiliyorsak...

Bugün hâlâ sevgili kulağına onun dizeleri fısıldanıyorsa…

Nazım Hikmet ölmedi!

***

Bazı insanlar, bıraktıkları izlerle yaşarlar.

Nazım Hikmet de, Türkçenin en büyük izlerinden biridir.

***

Nazım Hikmet, 1902 yılında Selanik'te Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde dünyaya geldi.

Savaşların, yıkımların, değişimlerin yaşandığı yıllar...

Henüz çocuk yaşta edebiyatla tanıştı.

Şiir onun için bir uğraş değil, nefes almak gibiydi.

Daha gençlik yıllarında memleket meselelerine ilgi duydu.

***

Hayatının ilerleyen yıllarında yalnızca şiirleriyle değil, fikirleriyle de konuşulacaktı.

Kimi onu çok sevdi…

Kimi ondan korktu…

Ama hiç kimse onu görmezden gelemedi.

***

O, Türk şiirinin dilini değiştirdi.

Şiiri kalıplardan kurtardı.

Sokağı şiire taşıdı.

İnsanı şiirin merkezine koydu.

İşçiyi...

Köylüyü...

Denizciyi...

Mahkûmu...

Sevgiliyi...

Çocuğu...

Yani hayatın kendisini...

***

Onun şiirlerinde insanlar vardır.

Her şeyden önemlisi umut vardır.

Bu nedenle şu dizeleri bugün hâlâ yüreğimizi titretiyor:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim.”

***

Nazım Hikmet’in hayatı kolay olmadı.

Defalarca yargılandı.

Takip edildi.

Yıllarca cezaevlerinde kaldı.

Toplamda yaklaşık 13 yılını hapishanede geçirdi.

***

Ama o, hapishaneyi bile şiire dönüştürdü.

Umutsuzluğu bile umuda çevirdi.

Bir şiirinde şöyle der:

“En güzel deniz:

henüz gidilmemiş olanıdır.

 

En güzel çocuk:

henüz büyümedi.

 

En güzel günlerimiz:

henüz yaşamadıklarımız.”

Bu dizeler insanın geleceğe tutunma iradesidir.

***

Nazım Hikmet’in hayatındaki en büyük acılardan biri sürgündür.

1951 yılında Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.

Bir daha doğduğu topraklara dönemedi.

***

O, aşkı da büyük yaşadı.

Sevgiyi de büyük anlattı.

Belki de bu yüzden dizeleri nesiller boyunca dilden dile dolaştı.

Bir şiirinde şöyle seslenir:

“Seni düşünmek güzel şey,

ümitli şey,

dünyanın en güzel sesinden

en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...”

 

Işıklarda uyu Nazım Usta…

Saygıyla…