NATO Ankara Zirvesine Doğru

Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleşecek NATO Zirvesi yaklaşırken gözler doğal olarak ittifakın yeni dönemde hangi başlıklara ağırlık vereceğine çevrilmiş durumda.  

Geçen hafta bu köşede Kıbrıs sorununun da zirve kulislerinde ve diplomatik temaslarda gündeme gelebileceğine dikkat çekmiştim. Zira adadaki durum bir taraftan NATO ile Avrupa Birliği arasındaki kurumsal işbirliğinin geliştirilmesini engellerken Türkiye’nin AB savunma yapılarıyla ilişkilerini ve bu alandaki entegrasyon imkanlarını da sınırlıyor.

Kısa süre önce İstanbul’da Başkent Üniversitesi ile Konrad Adenauer Vakfı işbirliğinde düzenlenen ve diplomasi ile güvenlik çevrelerinden üst düzey isimleri bir araya getiren 18. İstanbul Güvenlik Konferansı’nda yapılan tartışmaları takip etme fırsatı buldum. Konferans, güncel gelişmelerin ötesinde, NATO zirvesinin geniş gündemine dair de önemli ipuçları verdi.

Ortaya çıkan genel tablo şu: Ankara’daki zirve, NATO açısından rutin bir toplantının çok ötesinde görülüyor. Bir başka deyişle, Euro-Atlantik bölgesinin aynı anda birden fazla güvenlik kriziyle karşı karşıya olduğu bir dönemde Ankara’da verilecek mesajların yalnızca NATO içi dengeleri değil, daha geniş bölgesel güvenlik mimarisini de etkilemesi bekleniyor.

İç dengeler bağlamında öne çıkan başlıklardan biri savunma yükünün paylaşımı; yani Avrupalı müttefiklerin kendi savunmalarına daha fazla bütçe ayırması ve güvenlik konusunda ABD’ye olan bağımlılığı azaltması. Bugün Trump yönetimi bu konuda sert bir üslup kullanıyor ama içerik açısından Avrupa başkentleri için sürpriz sayılabilecek bir durum yok, zira ABD’den gelen “Avrupa daha fazla sorumluluk üstlenmeli” mesajı yeni değil. Obama döneminde de, öncesinde Bush döneminde de benzer talepler dile getirilmişti.

Bununla birlikte Ankara zirvesini “yük paylaşımı” başlığında diğer zirvelerden farklı kılacak nokta, savunma harcamalarının artırılması yönünde verilen taahhütlerin artık somut kapasiteye dönüşmeye başladığının gösterilmesinin beklenecek olması. Yani sadece bütçelerin büyümesi değil; savunma sanayi altyapısına, üretim kapasitesine ve gerçek kabiliyet artışına dönüşen adımlar da masada olacak.

Bölgesel güvenlik başlığında ise özellikle Türkiye açısından zirvenin ayrı bir ağırlığı var. Konuşmalarda sık sık vurgulanan NATO’nun “360 derece yaklaşımı” ise burada kilit rol oynuyor. Yalnızca doğu kanadına ve Rusya kaynaklı tehditlere odaklanan tek yönlü bir güvenlik anlayışının yetersiz kalacağına dayanan bu yaklaşım ittifakın güneyde yaşanan gelişmeleri de aynı ciddiyetle ele alınması gerektiğinin altını çiziyor.

Türkiye ise bu noktada NATO içinde özel bir konuma sahip. Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan jeopolitik hat üzerinde Ankara hem kendi güvenlik önceliklerini masaya koymak hem de ittifak içinde daha fazla sorumluluk üstlenmek isteyen bir aktör olarak öne çıkıyor.

Bu çerçevede Karadeniz güvenliği dikkat çeken alt başlıklardan birisi. Konferansta zsavairve sonunda yayımlanacak metinde Karadeniz’e doğrudan atıf yapılıp yapılmayacağı konusunda, özellikle kritik altyapının korunmasına ilişkin NATO rolünün genişletilebileceğinin farklı katılımcılar tarafından ifade edilmiş olması, yalnızca askeri caydırıcılık değil enerji güvenliği ve deniz ulaşımı açısından da NATO'nun Karadeniz'de etkin bir rol oynamaya devam edeceğine işaret ediyor.

Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’i yakından takip edenler için bunun ayrıca şöyle dikkat çekici bir tarafı var: son yıllarda enerji güvenliği, deniz ticaret yolları ve bölgesel istikrar gibi başlıkların NATO gündeminde daha fazla yer bulması, Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri de ittifak için ister istemez daha geniş stratejik hesapların parçası haline getiriyor.

Bunun yanında İran, Hürmüz Boğazı ve Gazze de konuşmalarda sıkça gündeme gelmesi olası başlıklar arasında. Özellikle eski NATO yetkililerinin güney cephesinin ihmal edilmemesi gerektiğini açık şekilde vurgulaması Ankara zirvesinin yalnızca Avrupa güvenliğiyle sınırlı bir çerçeveye sıkışmayacağını gösteriyor.

İstanbul’daki konferansın Konrad Adenauer Vakfı ile ortaklaşa düzenlenmiş olması, Almanya’dan üst düzey katılım sağlarken Berlin’den gelen değerlendirmeleri ve mesajları ilk elden dinlememize de olanak sağlamış oldu. Bu noktada Türkiye’nin Berlin tarafından bölgesel istikrarın temel taşlarından biri olarak görüldüğünün altını çizmemiz lazım. Bu nedenle Avrupa güvenliği açısından taşıdığı önem, özellikle Almanya gibi önümüzdeki dönemde Avrupa’nın güvenlik mimarisinin şekillenmesinde belirleyici rol oynaması beklenen başkentlerin gündemlerinde de önemli rol oynuyor.

Dahası, Türkiye’nin savunma sanayii üretim kapasitesi, NATO içindeki askerî ağırlığı ve Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan jeostratejik konumu Avrupa’nın güvenlik planlamasında artık daha somut şekilde hesaba katılıyor.

İstanbul’da, Trump’ın NATO zirvesine katılıp katılmayacağı da doğal olarak merak edilen başlıklardan biriydi. Genel kanı, müttefikler arasında her konuda mutabakat olmasa bile esas meselenin temas ve istişarenin sürdürülmesi olduğu yönünde. NATO’nun daha önce de ciddi krizlerden geçtiğini, örneğin Irak savaşı dönemindeki sert ayrışmaların yaşandığını ancak bunların zamanla yönetilebildiğini ifade eden bir üst düzey katılımcıya göre, Ankara’da “başarısızlık” senaryolarına ciddi bir ihtimal verilmiyor. Buna rağmen zirvenin oldukça yoğun ve çok katmanlı bir gündemle gerçekleşmesi bekleniyor.

Kısacası Ankara’da ittifak adına belki yepyeni bir sayfa açılmayacak; ancak zirvenin önümüzdeki dönemin önceliklerine dair önemli mesajlar vereceğini söylemek mümkün.