Nafia Akdeniz ve “Kasnak”

Serkan Soyalan

“Kasnak”, ‘Nafia Akdeniz’in yeni kitabı’ ya da ‘Kasnağa işlenen hafızanın kitabı’ olarak tanımlanabilir...

 

***

Bir toplumun kültürü, sadece kalın kalın tarih kitaplarının arasında yaşamaz. Bu kültür büyüklerimizin ellerinde, bazen mutfakta tüten bir yemekte, bazen büyük emek verilen el işlerinde bazen de çocukluk hatıralarının saklandığı eski bir sandıkta varlığını sürdürür.

Edebiyatın en önemli görevlerinden biri de; görünmeyeni görünür kılmak, unutulmaya yüz tutanı geleceğe taşımaktır.

 

***

Kıbrıslıtürk edebiyatının son yıllardaki güçlü kalemlerinden biri olan Nafia Akdeniz’in Yitik Ülke Yayınları’ndan yayımlanan son kitabı “Kasnak” tam da bu görevi üstlenen kitaplar arasında yer alıyor.

 

***

Şiiri ve anlatıyı yalnızca estetik bir uğraş olarak değil, kültürel hafızanın korunması için bir araç olarak kullanan Akdeniz, Kıbrıs'ın gündelik yaşamına, insan ilişkilerine ve toplumsal belleğine dikkat kesilen bir edebiyat anlayışı geliştiriyor.

 

***

“Kasnak”ı okurken, Nafia Akdeniz'in 2013 yılında yayımlanan ve kütüphanemde şiir kitapları bölümünde yer alan "Yok" adlı şiir kitabını da aldım önüme ve “Kasnak”ın yönlendirmesiyle “Yok”a uzanan bir yolda buldum kendimi...

 

***

Akdeniz'in ilk kitabı olan "Yok", şairin bu güne kadar yaşamakla hissetmek zorunda olduğu yoksunluklarından beslenmekte. Ancak Akdeniz, maruz kalınan yoksunlukları, engel oluşturmanın aksine, tetikleyici, motive edici etkenler olarak değerlendiriyor.

 Kitapta, aşktan politik temalara, mitolojik öykülerden adalı olma duygusuna çeşitli konularda şiirler yer alıyor.Ayrıca, sözle görselliğin bütünleştiği şiirler de dikkat çekiyor.

"Yok"ta gündelik hayatın eksiklikleri, kayıpları, suskunlukları ve insanın iç dünyasında büyüyen boşluklar şiirsel bir dille işlenirken, okur aynı zamanda çağdaş insanın yalnızlığıyla da yüzleşir.

 

***

Ancak Nafia Akdeniz'in son eseri olan "Kasnak", yazarın edebi çizgisinde yeni bir aşamaya işaret ediyor.

Alt başlığıyla "Gündelik Hayatın Şiirsel Alan Hafızası Anlatıları" olarak tanımlanan eser, bireysel ve kolektif hafızanın gündelik deneyimler aracılığıyla nasıl yeniden üretildiğini araştırıyor.

 

***

Kitabın tanıtım metninde; nenenin aşevinde mayalanan hamurdan ada meltemine, çocukluk anılarından arkeolojik buluntulara kadar uzanan geniş bir kültürel ve duygusal evrenin kurulduğu belirtiliyor.

Eser, unutulanı hatırlama ve kaybolan bağları yeniden kurma çabasını merkeze alıyor.

 

***

"Kasnak" adının kendisi bile sembolik bir anlam taşıyor...

Kasnak, geleneksel el işlerinde kumaşı gergin tutan, desenin ortaya çıkmasına yardımcı olan araçtır. Akdeniz'in kitabında ise kasnak, hafızanın ve kültürün işlendiği bir alanı temsil ediyor.

Geçmişten bugüne taşınan hikâyeler, gelenekler, sesler ve duygular bu kasnağın üzerinde yeniden şekilleniyor.

***

Kitap o sayfalarca yazılan ve övülen büyük tarih anlatıları yerine, sıradan insanların gündelik yaşlamlarına odaklanıyor.

Benim için çok daha değerli ve kıymetli...

Çünkü toplumları ayakta tutan yalnızca savaşlar, siyasal gelişmeler, figürler veya liderler değildir.

Bir annenin söylediği ninni, bir köyde yapılan düğün, komşular arasında paylaşılan ekmek ya da çocuklukta dinlenen masallar da kültürün temel yapı taşlarıdır.

Akdeniz, bu küçük gibi görünen ayrıntıların aslında toplumun ruhunu oluşturduğunu gösteriyor.

 

***

Bu yönüyle “Kasnak”, Kıbrıslıtürk kültürünün korunması açısından da önemli bir işlev üstleniyor. Küreselleşmenin etkisiyle yerel kültürlerin giderek görünmez hale geldiği günümüzde, Kıbrıs'a özgü yaşam biçimlerini, duyarlılıkları ve hafıza unsurlarını edebiyat aracılığıyla kayıt altına almak büyük bir değer taşıyor.

Akdeniz'in “Kasnak”ında ada yalnızca bir coğrafya değil; yaşayan, hatırlayan ve anlatan bir varlık olarak karşımıza çıkıyor.

 

***

Kıbrıslıtürk edebiyatı tarih boyunca kimlik, aidiyet, göç, savaş ve barış gibi temalar etrafında gelişmiştir. Ancak bu edebiyatın en güçlü yanlarından biri, gündelik hayatın ayrıntılarını da kayda geçirebilmesidir.

Nafia Akdeniz de bu geleneğin çağdaş temsilcilerinden biri olarak değerlendirilebilir.

 

***

Bugün Kıbrıslıtürkler’in en önemli ihtiyaçlarından biri, kültürel hafızasını canlı tutabilmesidir.

Çünkü hafıza kaybolduğunda yalnızca geçmiş değil, geleceğin yönü de bulanıklaşır.

İşte bu nedenle Nafia Akdeniz gibi yazarların ürettiği eserler yalnızca edebi çalışmalar değildir; aynı zamanda kültürel birer kayıt, toplumsal birer tanıklık ve gelecek kuşaklara bırakılan değerli miraslardır.

 

***

"Kasnak", okurunu geçmişe dönmeye değil, geçmişle yeniden ilişki kurmaya çağırıyor.

Hafızanın yalnızca hatırlamak değil, yeniden üretmek olduğunu gösteriyor.

Çünkü kültür, ancak anlatıldıkça yaşar.

 

***

Kitabın önsözünden bir alıntıyla sonlandırmak istiyorum yazıyı...

 

“Kumaşa kasnak geçirmek, yani boşluğun kalp atışlarını duymaya başlamak, şiirsel alanı anlamlandırıp hafıza mekânlarına dönüştürmektir okuyacağınız şiir anlatılarının çabası. Gündelik hayat kumaşı bu... Gündelik duygu, düşünce, eylem örgüsü. Kasnakta nakış dünya kurucu bir eylem, bir mekân inşası. Hayat hikâyemizin geçtiği yer. Düşlenmiş. Deneyimlenmiş. Nakşetmekle oluşur semiyosfer, belirir anlam evreni, nefes alır, nefes verir, yükselir kalp atışları. Bazen müzelerde, galerilerde, resimler, heykeller önünde ekfrastik bir tepkimeyle, bazen geçmişten kovalayan köpeklerden kaçarken nefes nefese inşa edilen mekânlar bunlar.

Kumaşta yer değişirken, kesişen kümeler gibi ilerler kasnak ve hikâyeleri-enine, boyuna, katmanlı. Çok boyutlu. Bireysel ve kolektif, doğal ve kültürel olan iç içe kümelenir. Birlikte açar mesela badem ve kadın. Birlikte açma yeri bahar çiçeklenmesi, mevsimsel döngü, birlikte yaprak dökme yeri. Nomadlık ve yerleşikliğin kesiştiği yerde kırılır mesela kervan. Yer ve gök birleşir öpüşürken kuş ve balık. Uyku eşiğinden sızar kokunun izi silaj, rüyada kalmaz. O eşik yerlisi tanır kokuyu. Lûk lûk lûk dökülen süt, bir resimde donmuş bir an ile bir çocukluk sahnesini birbirine geçirir. Bir başka resimde ısıya uzanır eller. Şarabın sesi oturulan masadaki sohbetlerle zihinsel mekândaki konuşmaları birleştirir. Gerçek ve kurgu, somut ve soyut, metafor ve literal bir arada akmaya başlar.”