YENIDUZEN ADVERTORIAL
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasındaki “süresiz olarak” ibaresine ilişkin iptal kararının ardından nafaka sistemi yeniden Türkiye’nin hukuk gündeminin üst sıralarına çıktı. Yeni düzenlemenin 13. Yargı Paketi kapsamında TBMM’ye taşınması beklenirken, mevcut nafakaların durumu ve bundan sonra mahkemelerin hangi kriterleri dikkate alacağı merak ediliyor.
Boşanma davalarının en fazla tartışılan başlıklarından biri olan yoksulluk nafakasında önemli bir değişim sürecine girildi. Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresine yönelik verdiği iptal kararı, uzun süredir kamuoyunda tartışılan nafaka sistemini yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Kararın ardından özellikle “Süresiz nafaka tamamen kalktı mı?”, “Daha önce hükmedilen nafakalar sona erecek mi?” ve “Yeni davalarda nafaka kaç yıl ödenecek?” soruları öne çıktı. Ancak mevcut hukuki tablo, kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “nafakalar kaldırıldı” yorumlarından daha farklı ve daha karmaşık bir süreç içeriyor.
Bugün itibarıyla yoksulluk nafakasının tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. AYM’nin iptal kararının ardından yasama organının yeni hukuki çerçeveyi oluşturması bekleniyor. Yeni düzenlemenin ise önümüzdeki dönemde Meclis gündemine gelmesi öngörülüyor.
Tartışmanın merkezinde yoksulluk nafakası var
Türkiye’de boşanma sonrası nafaka denildiğinde farklı hukuki kurumlar aynı kavram altında değerlendirilebiliyor. Oysa tartışmaya konu olan düzenleme doğrudan “yoksulluk nafakası” ile ilgili.
Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi uyarınca boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması şartıyla karşı tarafın mali gücü oranında nafaka talebinde bulunabiliyor. Mevcut düzenlemede bulunan “süresiz olarak” ifadesi, AYM önüne taşınan başvurunun temel konusunu oluşturdu.
Başvurunun dikkat çeken bir başka yönü ise Antalya’dan gelmesi oldu. Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yapılan başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, söz konusu ibarenin iptaline karar verdi. Böylece yıllardır gerek hukuk çevrelerinde gerekse kamuoyunda tartışılan süresiz nafaka konusunda yeni bir hukuki dönemin kapısı aralandı.
Kararın ardından gözler doğal olarak yeni yasal düzenlemeye çevrildi. Antalya avukat hizmeti verenler için yoğun mesailer böylece başlamış oldu.
“Nafaka kalktı” yorumu mevcut tabloyu tam olarak yansıtmıyor
AYM kararının kamuoyuna yansımasının ardından sosyal medyada ve çeşitli platformlarda nafakanın tamamen kaldırıldığı yönünde değerlendirmeler yapıldı. Ancak karar yalnızca Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan ve yoksulluk nafakasının süresine ilişkin olan “süresiz olarak” ibaresini hedef alıyor.
Dolayısıyla çocuklar için ödenen iştirak nafakası, boşanma davası devam ederken hükmedilebilen tedbir nafakası ve kanundaki diğer nafaka türleri bu tartışmanın doğrudan konusu değil.
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel de kararın ardından yaptığı değerlendirmede, AYM kararının “nafaka tamamen ortadan kaldırıldı” ya da bütün nafaka türlerinin sona erdiği şeklinde yorumlanamayacağını vurguladı. Tartışmanın temelinde, korunmaya ihtiyaç duyan tarafın hakları ile diğer eş açısından süresiz ve öngörülemez bir yükümlülük oluşmasının önlenmesi arasında nasıl bir denge kurulacağı bulunuyor.
Bu ayrım, halen nafaka alan ya da nafaka ödeyen kişilerin hukuki durumlarını değerlendirirken de önem taşıyor.
Mevcut nafaka kararları kendiliğinden ortadan kalkmıyor
Yeni gelişmelerle birlikte en fazla merak edilen konulardan biri, daha önce aile mahkemeleri tarafından hükmedilen yoksulluk nafakalarının akıbeti.
Hukukçuların dikkat çektiği temel nokta, AYM kararının mevcut nafaka kararlarını bir anda hükümsüz hale getiren bir sonuç doğurmadığı. Başka bir ifadeyle, daha önce mahkeme kararıyla nafaka ödeme yükümlülüğü bulunan bir kişinin yalnızca AYM kararını gerekçe göstererek ödemeyi tek taraflı biçimde durdurması söz konusu değil.
Aynı şekilde nafaka alacaklılarının da mevcut hukuki düzenin geçiş sürecini takip etmesi gerekiyor.
Nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması zaten mevcut hukuk sisteminde belirli koşullar altında mahkemeden talep edilebiliyor. Tarafların ekonomik durumlarının değişmesi, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya kanunda düzenlenen diğer koşullar somut olayın özelliklerine göre mahkemeler tarafından değerlendiriliyor.
Bu nedenle boşanma ve nafaka uyuşmazlıklarında her dosyanın kendi koşulları ayrı önem taşıyor. Özellikle AYM başvurusunun Antalya’daki bir aile mahkemesinden çıkmasıyla kentte de yakından takip edilen süreçte, boşanma sonrası mali sonuçların nasıl şekilleneceğine ilişkin hukuki değerlendirme almak isteyen kişilerin bir Antalya boşanma avukatı aracılığıyla kendi dosyalarındaki mevcut kararın ve yeni düzenlemenin olası etkilerini değerlendirmesi önem taşıyabiliyor.
Yeni sistem için Ekim ayı işaret ediliyor
Nafaka tartışmasını yeniden güncel hale getiren gelişmeler yalnızca Anayasa Mahkemesi kararıyla sınırlı değil. Ağustos ayında kamuoyuna yansıyan açıklama ve haberlerde, nafaka ve boşanma süreçlerine ilişkin kapsamlı değişiklikler içermesi beklenen 13. Yargı Paketi’nin Ekim ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınmasının planlandığı belirtildi.
Paket kapsamında en dikkat çekici başlığın yoksulluk nafakasının süresi olması bekleniyor.
Kamuoyuna yansıyan taslak çalışmalarda nafaka süresinin evlilik süresi başta olmak üzere bazı kriterlerle ilişkilendirilmesine yönelik seçenekler üzerinde durulduğu ifade ediliyor. Bazı haberlerde en az beş yıllık süreyi içeren bir model üzerinde çalışıldığı aktarılıyor.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Meclis’e sunulmuş ve yasalaşmış nihai bir kanun metni ortaya çıkmadan kamuoyuna yansıyan formüllerin kesinleşmiş hukuk kuralı olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.
Yeni sistemin ayrıntıları; teklifin TBMM’ye sunulması, komisyon görüşmeleri, Genel Kurul süreci ve olası değişikliklerin ardından netleşecek.
Mahkemelerin ekonomik koşullara ilişkin incelemesi önemini koruyor
Nafaka tartışmasında süre kadar önemli bir başka başlık ise tarafların ekonomik durumlarının nasıl değerlendirileceği.
Yargıtay’ın 2026 yılı içinde verdiği kararlar da yoksulluk nafakasına hükmedilirken kişilerin gelir ve sosyal durumlarının ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini yeniden gündeme taşıdı.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin Mayıs ayında kamuoyuna yansıyan bir kararında, düzenli geliri bulunan bir eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesine ilişkin karar hukuka uygun bulunmadı. Yüksek Mahkemenin yaklaşımı, nafakanın boşanmanın otomatik bir sonucu olarak değil, kanunda aranan yoksulluk koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca “nafaka kaç yıl sürecek?” sorusunun değil, kişinin geliri, çalışma imkânı, yaşam koşulları, evliliğin süresi ve boşanma sonrasındaki ekonomik durumunun nasıl değerlendirileceğinin de tartışmaların önemli bölümünü oluşturması bekleniyor.
Düzenlemeye ilişkin farklı görüşler var
Süresiz nafaka yıllardır hukuk ve siyaset alanında farklı görüşlerin karşı karşıya geldiği konular arasında yer alıyor.
Mevcut sistemin değiştirilmesini savunanlar, özellikle çok kısa süren evliliklerin ardından uzun yıllar devam edebilen nafaka yükümlülüklerinin hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabildiğini belirtiyor. Nafakanın belirli ve öngörülebilir kriterlere bağlanmasının hem alacaklı hem de yükümlü açısından daha dengeli sonuçlar doğuracağı görüşü dile getiriliyor.
Diğer tarafta ise nafaka süresinin katı biçimde sınırlandırılmasının ekonomik açıdan dezavantajlı eşleri olumsuz etkileyebileceğini savunan hukukçular ve kadın hakları örgütleri bulunuyor. Özellikle uzun süre çalışma hayatından uzak kalmış, çocuk bakımını üstlenmiş veya boşanma sonrasında yeniden gelir elde etmekte güçlük yaşayabilecek kişilerin korunması gerektiğine dikkat çekiliyor.
AYM kararının ardından İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi de düzenlemeye yönelik eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmıştı.
Bu nedenle yeni kanuni düzenlemenin hazırlanma sürecinde nafakanın yalnızca ne kadar süreyle ödeneceğinin değil, hangi durumlarda uzatılabileceği, ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan kişilere nasıl destek sağlanacağı ve mahkemelere ne ölçüde takdir yetkisi bırakılacağı gibi başlıkların da tartışılması bekleniyor.
Çocuklar için ödenen nafaka ayrı değerlendiriliyor
Kamuoyundaki tartışmalarda en sık yaşanan kavram karışıklıklarından biri de yoksulluk nafakası ile çocuk için ödenen iştirak nafakasının aynı uygulama gibi değerlendirilmesi.
Oysa iştirak nafakası, velayet kendisine bırakılmayan anne veya babanın çocuğun bakım, eğitim ve yetiştirilme giderlerine ekonomik gücü oranında katılmasını amaçlıyor.
Dolayısıyla yoksulluk nafakasının süresine ilişkin değişiklik tartışmalarından hareketle çocukların nafaka haklarının da aynı şekilde sona ereceği sonucuna ulaşmak doğru değil.
Nitekim 2026 yılına ait Yargıtay kararlarında da çocuğun eğitim, sağlık ve günlük yaşam giderlerine ilişkin yükümlülüklerin çocuğun üstün yararı çerçevesinde ayrıca değerlendirildiği görülüyor.
Bu ayrım, Meclis’te yapılacak yeni düzenleme tartışmalarında da önem taşımaya devam edecek.
Nafaka davalarında yeni dönemin sınırlarını Meclis belirleyecek
Gelinen noktada Türkiye’de nafaka hukukunun önemli bir dönüşümün eşiğinde olduğu görülüyor.
Anayasa Mahkemesi’nin “süresiz olarak” ibaresine yönelik iptal kararı değişimin hukuki zeminini oluştururken, bundan sonraki sistemin nasıl işleyeceğine ilişkin asıl çerçevenin TBMM tarafından hazırlanacak düzenlemeyle belirlenmesi bekleniyor.
Yeni düzenlemede evlilik süresinin nafaka süresi üzerindeki etkisi, tarafların yaşı ve ekonomik koşulları, yeniden çalışma hayatına katılma imkânı, çocukların durumu ve özel koşullarda nafakanın uzatılıp uzatılamayacağı gibi birçok başlığın gündeme gelmesi mümkün.
Ancak düzenleme yasalaşıncaya kadar mevcut nafaka hükümlerinin yürürlükte olduğu ve mahkeme kararlarının kendiliğinden geçersiz hale gelmediği gerçeği önemini koruyor.
Ekim ayında Meclis’e sunulması beklenen 13. Yargı Paketi bu nedenle yalnızca boşanma aşamasındaki çiftler açısından değil, halihazırda nafaka alan ve nafaka ödeyen binlerce kişi açısından da yakından takip edilecek.
Kanun teklifinin ayrıntılarının ortaya çıkmasıyla birlikte nafaka sisteminin Türkiye’de hangi kriterlere dayanacağı ve yıllardır devam eden “süresiz nafaka” tartışmasının nasıl bir hukuki modele dönüşeceği daha net biçimde görülecek.