Muratağa-Sandallar katliamında öldürülen 11 çocuk hüzünle defnedildi...

Sevgül Uludağ

14 Ağustos 1974’te EOKA-B üyesi Kıbrıslırumlar’ın gerçekleştirmiş olduğu Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamında öldürülen ve toplu mezarlara gömülen ağırlıkla kadınlar ve çocuklardan oluşan 126 Kıbrıslıtürk arasında bulunan 11 çocuk, devlet töreniyle Muratağa-Sandallar Şehitliği’ne defnedildi... Hüzünle defnedilen 11 çocuğun cenaze törenine devlet yetkilileri, hayatta olan yakınları ve sevenleri katıldı...

Kayıplar Komitesi’nin Muratağa-Sandallar’da yürüttüğü kazılarda kalıntıları bulunan ve DNA testleriyle kimlik tespiti yapılan ve dün hüzünlü bir törenle defnedilen 11 çocuğun en küçüğü 3 yaşındaydı, en büyüğü ise 17 yaşındaydı...

Törende Muratağa Sandallar ve Atlılar Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Aşır konuşması sırasında gözyaşlarına hakim olamazken, defin sırasında tabutlara sarılan yakınlarının gözyaşları yürekleri dağladı.

Törende Cumhurbaşkanı Ersin Tatar da bir konuşma yaparak, ölmeden önce babası Rüstem Tatar’ın kaleme aldığı kitabına Muratağa-Atlılar-Sandallar’da katledilen kadın ve çocukların resimlerini de koymuş olduğunu hatırlattı.

Muratağa-Sandallar Şehitliği’nde katliama kurban gitmiş olan  11 çocuğun cenaze namazını tek tek Din İşleri Başkanı Ahmet Ünsal kıldırdı. Şehitler için saygı duruşunda bulunuldu, saygı atışı yapıldı.

AŞIR’IN ACI DOLU KONUŞMASI...

TAK Ajansı’nın haberine göre Muratağa Sandallar ve Atlılar Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Aşır yaptığı konuşmada, “soykırımın 47’inci yılında barışın değerinin ve savaşın acı yüzünün daha kolay anlaşıldığını” ifade etti.

Aşır “1974’te Rumlar tarafından bu 3 köydeki erkekler esir alındıktan sonra, savunmasız kalan çocuklar ve kadınların  vahşice ve topluca katledilmesinin insanlık için yüz karası olduğunu” vurguladı.

Aşır, savaştan sonra başka yerde olup da kurtulanlar ile esirlikten kurtulanların çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini, anne ve babalarını kucaklamak hayaliyle köylerine geldiklerinde kucaklayacak hiçbir yakınlarını bulamadıklarını söyledi.

Aşır duygularını şöyle aktardı:

“11 çocuğumuza son görevimizi yapıyoruz, içimiz yanıyor. Kalkın çocuklar, o yaşadığınız köyünüz sizin cıvıltılarınızla çınlıyordu. Bugün sessizlik hakim köylerimizde. Hayallerimizde yaşıyorsunuz. Bu olayları düşündükçe çıldırıyorum. Bu acıyı ancak yaşayan anlar. Bu acıyı yaşmayanlar da kendilerini bizim yerimize koyup düşünsün. 1974’ten önce Muratağa, Atlılar Sandallar köyleri cıvıl cıvıl çocuklarla doluydu. 14 Ağustos 1974 günü ölüm eşiğinde o çocukların korku dolu yüzleri ve attıkları o son çığlıklar… Anneler ne yaptı acaba o korkunç olay yaşanırken…Düşüncesi bile insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor.”

1974’te Mağusa Kalesi’nde Mücahit olduğunu belirten Aşır, köyüne geldiğinde annesi 6 kardeşi ve komşuları ile kucaklaşmayı hayal ettiğini ancak tümünü toplu mezarlarda bulduğunu söyledi.

“48 yıl bu acıyla nasıl yaşadığımızı düşünün” diyen Aşır, acılarını ilk günkü gibi yaşadıklarını ifade etti.

“Dünya mısın? Medeniyet misin? İnsanlık mısın? Ne isen gel de gör “ diyen Aşır, “Birleşmiş Milletler misin, insanlık mısın? Kalk ve hesap ver. Benim 70 yaşında annemi,  analarımızı, kardeşlerimizi, canlarımızı koruyamayacaksan işin ne burada.” diye devam etti.

SOSYAL MEDYADA ÖNERİLER...

Muratağa’daki cenaze törenine ilişkin sosyal medyada paylaştığımız haberlere ise genel olarak gerek Kıbrıslıtürkler, gerekse Kıbrıslırumlar, savaş suçu işleyenlerin yargılanması gerektiği yönünde görüş belirttiler. Hasan Güneşlier, “Savaş suçları ve suçluları yargılanmalıdır. İster yaşlı, ister hasta olsunlar, isterse de ölmüş olsunlar, yargılanıp hüküm giymelidirler” diye yazdı.

Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde geçmişte görev yapmış olan bir emekli BM görevlisi ise “1974 sonrasında Birleşmiş Milletler için Kıbrıs’ta görev yapmış olanlar, görev yaptıkları yerlerin yakınında yürütülmüş olan etnik temizlik harekatlarından bihaberdiler... Bulundukları yerlerde, devriye gezdikleri bölgelerde mezarlar bulunduğundan habersiz biçimde görevlerini yaptılar. Ben yıllarca çeşitli söylentiler duymuştum fakat hiçbir zaman bunları tehid edemedim çünkü bu suçları işleyenler intikamdan korkup konuşmuyordu... Şimdi çoğu yaşlılıktan öldükten sonra bu hikayeler ortaya çıkıyor” diye yazdı.

11 ÇOCUK ANNELERİYLE BİRLİKTE ÖLDÜRÜLMÜŞLERDİ...

En küçüğü 3, en büyüğü 17 yaşında olan çocuklar anneleriyle birlikte öldürülmüşlerdi... Defnedilen çocukların isimleri ve yaşları şöyle:

Uğur Hasan (5), Özcan Hasan (3), Ersoy Hasan (12), Talat Mehmet Tavukçu (5),     Mustafa Mehmert Tavukçu (10), Songül Mehmet (6), Mustafa Mehmet (17),  Semral Mehmet (14), Hasan Mehmet (13), Savaş Mehmet (11), Cengiz Topel Mehmet (10).

 

(FOTO: TAK)


***  BASINDAN GÜNCEL...

BBC

“Myanmar ordusunun sivillere yönelik toplu katliamlarında en az 40 kişi öldü...”

Rebecca Henschke ve Kelvin Brown

BBC araştırması, Myanmar ordusunun Temmuz ayında sivillere yönelik bir dizi toplu katliam gerçekleştirdiğini ve bu katliamlarda en az 40 kişinin hayatını kaybettiğini ortaya çıkardı.

Görgü tanıkları ve hayatta kalanlar, bazıları 17 yaşında olan askerlerin, önce köylüleri topladığını, ardından erkekleri ayırıp öldürdüğünü söyledi. Kamera görüntüleri ve olaylara ait fotoğraflar, öldürülenlerin çoğunun önce işkence gördüğünü gösteriyor.

Dört ayrı olayda meydana gelen cinayetler Temmuz ayında, Myanmar'ın ortasındaki Sagaing Bölgesi'nde muhalefetin kalesi olan Kani kasabasında gerçekleşti.

Ordu, Şubat ayında demokratik olarak seçilmiş hükümeti devirerek ülkenin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana sivillerin direnişiyle karşı karşıya kalmıştı.

BBC, Kani'deki 11 görgü tanığıyla konuştu ve anlattıklarını, ülkedeki insan hakları ihlallerini araştıran İngiltere merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan Myanmar Witness tarafından toplanan cep telefonu görüntüleri ve fotoğraflarla karşılaştırdı.

'İzlemeye dayanamadık'

Katliamın en büyüğü, en az 14 erkeğin işkence gördüğü veya ölümüne dövüldüğü ve cesetlerinin ormanlık alandaki bir çukura atıldığı Yin köyünde gerçekleşti.

Kimliklerini korumak için isimlerini sakladığımız Yin'deki görgü tanıkları BBC'ye, bu kişilerin öldürülmeden önce iplerle bağlandıklarını ve dövüldüklerini söylediler.

Kardeşi, yeğeni ve kayınbiraderi öldürülen bir kadın, "İzlemeye dayanamadık, bu yüzden başımızı eğip ağladık" dedi.

"Yapmamaları için yalvardık. Umursamadılar. Kadınlara, 'Kocanız aralarında mı? Eğer öyleyse son sözlerinizi söyleyin' dediler."

Öldürülmekten kaçmayı başaran bir kişi, askerlerin erkeklere ölmeden önce saatlerce korkunç muamelede bulunduğunu söyledi.

Bu kişi, "Bağlandılar, taşlarla ve tüfek dipçikleriyle dövüldüler ve bütün gün işkence gördüler" dedi.

"Bazı askerler genç görünüyordu, belki 17 ya da 18, ama bazıları gerçekten yaşlıydı. Yanlarında bir kadın da vardı."

Yakınlardaki Zee Bin Dwin köyünde, Temmuz ayı sonlarında, çok da derin olmayan toplu mezarlara gömülmüş, aralarında muhtemelen bir çocuğa ait olan ufak bir cesedin ve engelli birinin cesedinin de bulunduğu 12 parçalanmış ceset bulundu. Bazılarının uzuvları koparılmıştı.

60 yaşlarında bir adamın cesedi, yakındaki bir erik ağacına bağlı olarak bulundu. BBC tarafından incelenen cesedinin görüntülerinde açık işkence belirtileri vardı. Ailesi, asker köye girdiğinde oğlunun ve torununun kaçtığını, ancak onun ise yaşının onu koruyacağına düşünerek köyde kaldığını söyledi.

Cinayetler, bölgede demokrasinin yeniden tesis edilmesini talep eden sivil milis grupların orduya yönelik saldırıları için toplu bir ceza gibi görünüyordu. Ordu ile Halk Savunma Gücü'nün (sivil milis gruplarının ortak adı) farklı bölgelerdeki kolları arasındaki çatışmalar, Zee Bin Dwin yakınlarındaki çatışmalar da dahil olmak üzere toplu katliamlardan önceki aylarda bölgede yoğunlaşmıştı.

Erkekler hedef alındı, toplu ceza verildi

BBC tarafından toplanan görsel kanıt ve ifadelerden, erkeklerin özel olarak hedef alındığı, son aylarda Myanmar'da Halk Savunma Güçleri ile ordu arasındaki çatışmalar nedeniyle erkek köylülerin topluca cezalandırıldığı açıkça görülüyor.

Ölenlerin aileleri, erkeklerin orduya yönelik saldırılara karışmadıklarında ısrarcı. Yin köyü katliamında erkek kardeşini kaybeden bir kadın, askerlere yalvardığını ve kardeşinin "mancınık bile tutamayacağını" söylediğini aktardı.

Bir askerin "Hiçbir şey söyleme. Yorulduk. Seni öldürürüz" dediğini anlattı.

Darbeden bu yana yabancı gazetecilerin Myanmar'da haber yapması yasak. Resmi olmayan medya kuruluşlarının çoğu kapatıldı, bu da ülkeden haber yapmayı neredeyse imkansız hale getirdi.

BBC, bu haberde öne sürülen iddiaları Myanmar'ın Enformasyon Bakan Yardımcısı ve askeri sözcüsü General Zaw Min Tun'a iletti. General, askerlerin toplu katliamlar gerçekleştirdiğini inkar etmedi.

Zaw Min Tun, "Olabilir" dedi. "Bize düşman gibi davrandıklarında kendimizi savunma hakkımız var."

Birleşmiş Milletler şu anda Myanmar ordusunun gerçekleştirdiği iddia edilen insan hakları ihlallerini araştırıyor.

(BBC – 20.12.2021)


***  Türkiye’de Cumartesi Anneleri’nden çağrı:

“Bu mezarsızlık siyaseti son bulsun...”

Türkiye’de “kayıp” yakınlarının oluşturmuş olduğu Cumartesi Anneleri/İnsanları 873. haftada 27 yıl önce Mardin Midyat’ta askerlerin gözaltına aldığı ve bir daha kendisinden haber alınamayan Nihat Aydoğan dosyasını ele aldı.

Haftanın açıklamasını yapan Cumartesi İnsanı Canan Korkmaz, Aydoğan dosyasıyla ilgili şu bilgiler paylaştı:

“39 yaşındaki Nihat Aydoğan Midyat/ Doğançay köyünde yaşıyordu. Ağır insan hakları ihlallerinin sistematik bir hal aldığı 90’lı yılların kanlı ve karanlık günleriydi. Korucu olmak istemeyen Doğançaylılar üzerinde yoğun bir baskı vardı. Daha önce gözaltına alınıp ağır işkence gördükten sonra serbest bırakılan Nihat Aydoğan da güvenlik güçlerinin tehdidi altındaydı.

30 Kasım 1994 sabahı erken saatlerde Aydoğan ailesinin evi çok sayıda özel tim, asker ve korucu tarafından basıldı. Ağır biçimde darp edilen Nihat Aydoğan elleri ve gözleri bağlı, kanlar içinde önce Midyat Jandarma Karakolu’na, oradan da Mardin Jandarma Merkez Komutanlığı’na götürüldü.  Resmi makamlar Nihat Aydoğan'ın gözaltına alındıktan 20 gün kadar sonra nöbetçi savcılığa sevk edildiğini ve ifadesi alındıktan sonra da serbest bırakıldığını iddia etti. Ancak Aydoğan eve gelmedi. Bunun üzerine eşi bir arzuhalciye yazdırdığı dilekçe ile savcılığa başvurdu. Savcı kendisine 'Eşin dağa gitmiştir, bir daha da bu kapıya gelmedi' dedi. Nihat Aydoğan’dan bir daha haber alınamadı. Uzun yıllar sonra Nihat Aydoğan için nüfus kütüğüne ölüm kaydı düşüldüğü açığa çıktı. Ailesinin  “Öldüyse mezarı nerede?” sorusu cevapsız bırakıldı. Nüfus İdaresine ölüm bildiriminde bulunan köy muhtarı, jandarma komutanının baskısı sonucunda gerçek olmayan bu bildirimi düzenlemek zorunda kaldığını itiraf etti. Aydoğan Ailesi’nin bugüne kadar yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Etkin bir soruşturma yürütülmedi. Aydoğan Ailesi, bölgede açığa çıkan tüm toplu mezarlar için Nihat Aydoğan’a ait kalıntılar da olabilir diye girişimlerde bulundu, dosyayı canlandırmaya çalıştı. Son olarak içinde Nihat Aydoğan’ın da olduğu Midyat kayıpları ile ilgili İnsan Hakları Derneği aracılığı ile tekrar başvurular yapıldı. Yapılan başvurular üzerine Midyat Savcılığı bir fezleke hazırladı. Savcılık bu kişilerin kaybedildiklerine dair bilgi olmadığını iddia ederek dosyayı kapatılması talebiyle Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Dosya halen açık ancak adliyenin tozlu raflarında bekliyor. 873. haftamızda Nihat Aydoğan’ın akıbetinin açığa çıkartılması ve işlenen bu insanlığa karşı suçun failleri hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini talep ediyoruz.”

(BİANET.ORG – 20.12.2021)