Mümkün olanı başarmak

Ferdi Sabit Soyer

 


Haçana bir tarihten ders alacağız. Kendi kendimizle yüzleşeceğiz. Kıbrıs sorunu başta olmak üzere, yaşadığımız tüm sorunlar, gerçekte kaçıp giden çözüm fırsatlarının, bize giderek büyüyen tortular olarak bıraktığı sorun birikimleridir.
Evet, dünden ders alacağız. Ama bu ders şunu içermelidir. Yaşadığımız günde oluşan bir gelişmeyi ele alıp; eğer bir sorunun çözümü olanaklı ise, maksimalist gerekçelerle, onu ötelemek değil, ama, o an, o sorunun çözümünün mümkünlüğü üzerinden değerlendirme yeteneğinin gelişmesini içermelidir. Aksi, artık o sorun o an çözülmediği için başka ve yeni sorunların oluşmasına yol açar.
CTP-BG ve DP-UG Hükümet programı Meclis’te okundu. Şimdi, bu programın içerisinde, bu topraklarda yaşayan tüm insanların, sivilleşme ve demokratikleşme üzerine yıllardır düşündüğü tartıştığı mücadele verdiği pek çok değer yazılmıştır. İşte şimdi esaslı görev burada ortaya çıkıyor.
Dünden farklı olarak, bu değerlerin bir kısmı, yurdumuzdaki, dünya ve Türkiye’deki gelişmeler nedeni ile artık evrensel değerler olarak, orta sağın da kabul ettiği olgular haline dönüştü.
Belki, bunu içten kabul etmiyorlar diye bilirsiniz. Ama sonuç itibarı ile bunlar, bir Hükümet Programı’nın içine yazıldı. Meclis’te oylanacak ve artık tartışmasız aranacak değerler olacak. Yani bunlar, artık “meşru” oldu. Bu önemlidir.
Geçmişte, CTP ‘nin DP ile TKP’ nin UBP ile kurduğu koalisyonlarda, Anayasa değişikliğinin ve Polisin sivil otoriteye bağlanması ifadelerinin yazılması, günlerce süren tartışmalar ve kopuş noktalarına kadar ulaşan gerginlikleri kapsardı. Bir satır, bir kelime girmesi önemli olurdu. Şimdi sayfalarca, bu Anayasal ve yasal demokratik değişimler yazıldı.
Meclis’te, 1999’ da ve 2007’ de büyük hengamelerle hem CTP,  hem BDH ve TDP’nin oluşmasını sağladığı Anayasa Değişikliğine dair Komiteler tıkandı. Gerçekte bunların,  tıkanma noktası, Anayasa’nın Geçici 10. Maddesinin değiştirilmesi, kaldırılması ifadesi idi. Çünkü bırakın basit bir değişikliğin  desteklenmesini; Geçici 10. maddenin  üzerinde, toplumsal tartışılma olmasının
engellenmesi için tıkanıyordu, bu komiteler  ve sonuç bu yüzden alınamıyordu.

PEKİ GELİŞME NE? DP-UG VE UBP ONAYI!

Şimdi, CTPBG -DPUG koalisyon görüşmesi imzalanan Protokol ve Meclis’e sunulan Hükümet programına, bunlar tartışılmadan, ortak kabulle girdi. Üstelik kimse gizlemesin ve unutturmasın. Bunlar, bu demokratik değerler ve hedefler; CTPBG’ nin  Hükümet kurma çalışmaları çerçevesinde DPUG ve UBP’ye sunduğu ilkeler ve protokol taslağının esas unsurları idi.
UBP’ de bunları olduğu gibi kabul ettiğini, CTPBG’ ye verdiği yazılı belgesi ile deklere etti. Üstelik DPUG ile belli bir tıkanma oluştuğunda görüşen UBP ve CTP heyetlerinin,  söz konusu buluşmasında UBP tarafı bunları, hatta Federal Çözümü de kabul ettiğini ifade etti. Yani UBP’ de destek beyan etti. .
Bu önemli. İşte bu yüzden, arada oluşan farkı görmezden gelmek,  farkların, hatta nüansların dahi önemli olduğunu dikkate almadan hareket etmek, sonuç itibarı ile o dönemin içinde oluşan çözüm elde etme imkanını, bu genellemeci tavırlar yok eder.. Böylece mümkün olabilecek olan değişimi da kolayca berhava edersiniz. Statükoda sorun biriktirmeye devam ederek sürer..

SAĞIN  SOLUN DÜNKÜ  HAREKET HATTI

UBP ve DP’nin,  askeri vesayet döneminde, birinin TKP, ötekinin CTP ile kurduğu ortaklıklarda, Hükümet programlarına yazılan demokratik adımları ilerletmemek için takip ettikleri bir hat vardı.
Sağda  Muhalefette kalan; “Bakın şuna, asker düşmanı, CTP veya TKP ile hükümet oldu, sivilleşmeyi, polisi, Geçici 10. maddeyi değiştirmeyi tartıştırıyor” diye organize işler merkezlerine şikayet ederdi. Bu  olayın üzerinden de kendinin en milliyetçi ve vesayet odağına en sadık  olduğunu söyler, milliyetçi odakları hükümette olana karşı kışkırtıp, siyasi avantaj elde etme yoluna yatardı. Bu yüzden de öteki de, ipe un sermeye başlar, olay tıkanırdı.
Ancak, gerek Kıbrıs’ta, gerekse Türkiye’de öyle bir değişim yaşandı ki demokratik değişime destek olmayan, ideolojik ve siyasi kısırlıklar içinde değişimin kimden geldiğine bakmaksızın; onun önünü açmayan sol, kitlelerden soyutlanıyor. Türkiye’deki CHP ve diğer bazı sol güçler bunun yaşanmış örnekleri oldu. Şimdi, bu da sol adına siyaset yapacak olan her odağı düşündürmesi gereken noktadır.
Bu dönemlerde, dün bir başka sıkıntı daha vardı. Sendikalar ve sivil toplum ise, diğer hiçbir dönemde yapmadıkları kadar muhalefeti;  CTP –TKP’nin ortak olduğu hükümet dönemlerinde yapardı.
Böylece esasa, yani, o anın getirdiği imkanlarla oluşan, o demokratik değerlerin dönüşüm ve gerçekleşmesine dönük olgu da güme giderdi. Ekonomik meseleler için sağ sendikalarla kolayca işbirliği yapılır. Ama Anayasal demokratik değerlerin önünü açmak için bu ortaklık ruhu gelişmezdi.
Böylece, emek hareketinin en büyük görevlerinden biri olan demokrasi alanının geliştirilmesi, barış süreçlerinin ilerletilmesi devinimi tıkanmaya başlardı. Sonra sağ gelir ve o değişmeyenin üzerinden, tüm emekçilere ve demokratik güçlere dönük  ağır darbeye gider. Bu çok kez tekrarlandı.
Ayni zamanda, sol partilerin içinde ve etrafında, hükümet olmanın ve büyümenin getirdiği gelişmeler kısır tartışma ve didişmelere döner. Anlamsız, şahsileşmiş iç tartışmalar oluşur.. Bunlarda, genel demokratik değerlerin gerçekleştirilmesi olgusunun önüne geçer. İç didişme ile de sağda oluşan bu yapının tıkamaya çalıştığı değişim olgusu da,  bilmeden, üstelikte demokratikleşmeyi arzulamak enerjisine rağmen ,gelişmez.. Bunu sol partiler hep yaşadı.

ŞİMDİ NE? EROĞLU, SAĞ ve SOL…

Şimdi, hem UBP, hem DP Anayasal değişiklikler, demokratik değişimler için açık niyet beyan etti. Bu dünden farklı bir durumu gösteriyor, önemlidir. CTPBG buna hazır. TDP zaten Anayasal değişimleri hep savunuyor. Sendikalar, sivil toplum da bundan yanadır. Dünden farklı olan bu durum, en büyük fırsattır, Anayasal ve demokratik değişimler için.
Ancak, ben yine de endişeliyim. Çünkü eski hastalığın hala yaşadığını görüyorum.
Baksanıza daha şimdiden bazı aydın kesimler, sol hareketler, Anayasal Değişikler için destek beyan ederken, maksimalist hedeflerle hareket edip, mümkün olanın, hemen olmasına dönük, küçümseyici tavırlar geliştirmeye başladılar. İlk açıklamalar bu yönde.
Ayrıca, dün, UBP- DP yarışı ile bu işi engellemeye çalışan sağın belli odakları, özellikle Cumhurbaşkanı Eroğlu; şimdi, eskisinden farklı, ama bence özü ayni bir tavır içinde. Sayın Eroğlu, değişimden yana görünürken, el altından CTPBG ve DP hatta UBP ile uğraşarak, onların iç ilişkilerinde ve aralarındaki ilişkilerde  çatışma ve  gerginlik üretmek peşinde.  Türkiye ile ilişkilerde ise, dünden farklı bir tutumla, ama, yine tıkaç olma olgusunda niyet ortaya koyma peşinde. 
Eroğlu’nun son günlerde ifade ettiği LAKIRDISI bunu ele veriyor. Evet, Lakırdı. Şimdi Lakırdıya bakın. .
“Özkan beyin başı CTPBG’ deki bıyıklılarla, Serdar beyin başı da çember sakallılarla belada” diyor. At ile arpayı kavga ettirerek, statükonun esasının değişimindeki dinamiği darbelemeye çalışıyor.
Üstelik, dün yaptığı gibi ki “çember sakallı” ifadesi ile bunu açığa veriyor, halkımız içinde gelişen anti- AK Parti eğilimin de odağı olup, Türkiye’nin ifrata da varan dayatmalarına karşı da tepki içerisine giren insanların da, “muhalefet “güdüsü ile sığınacağı yer olma noktası ile hareket etmezse, yine görüşürüz.
Çünkü, Başbakan Özkan Yorgancıoğlu Başkanlığındaki hükümeti bekleyen sorunlar vardır. Bir yandan Türkiye ile ilişkileri sağlıklı götürme, öte taraftan da haklı eleştiriler alan program ve bazı uygulamaları değiştirme. İşte bu zor dönemde oluşacak olan budur. Yani hükümet, hem Türkiye ile hem de ekonomik zorluklar altında bunalan halk kitleleri arasında sıkıntı içine girecek.
İşte bu hengame içinde, eğer, demokratik güçler, sendikalar, sol güçler kısır ve verimsiz ilişki içine girerse, bugünün koşuların oluşturduğu ve değişimi mümkün olan Anayasal ve demokratik değişimleri gerçekleştirme tıkanacaktır. Ondan sonra,” tarihten ders alalım”  hikayelerinin tekrarı yaşanacaktır.
Bunun için DPUG kanadına da sorumluluk düşmektedir.

KATILIMCILIK ÇOK DAHA ÖNEMLİ

Ancak, bu konuları aşmada esas ve öncelikli görev,  CTPBG’nindir. Hem parti yönetimi, hem de Hükümette olan arkadaşlar, bu süreçte en geniş katılım ve ortak değerler noktasını öne almalıdırlar. Dar ekipçi anlayışlardan uzak bir yaklaşımı geliştirmelidir. Meclis Grubu olabildiğince birlikte davranmak kabiliyetini geliştirmelidir. Ama, hem Hükümet, hem de parti yönetimi, dünden daha fazla katılımcılığı ve ortak davranma noktasını da geliştirmelidir.
Parti içinde de her üye veya yoğurdu farklı yiyen her insan ve kadro da, “Bekle da gör başlarına ne gelecek “yaklaşımına düşmeden, süreçlere olabildiğince katkı koymalıdır.
Dolayısı ile olabildiğince en geniş demokratik katılımcılığı, demokratik birlikteliği ve  saygıyı öne almak gerekir.
Doğruya ulaşmak için verimli ve yaratıcı tartışmayı geliştirmek herkesin görevi olmalıdır..
Söyledim, bana yapılanın, ister dost, isterse düşman yapsın, aynisinin kimseye yapılmasını arzulamıyorum. Buna dönük olarak dün yapılanların benzerinin, bugün yapılmasına karşı çıkacağım. Yapan olsa bile, ona yapılmasına karşıyım.
Bu yüzden de şimdiden herkes şunu kavramalıdır. Esas olan, Anayasal, demokratik değişiklik, barış ve kendi ayaklarımız üzerinde durmak hedefidir. Bunun bilinci ile buna ulaşmak için ileriye gidecek her adımı desteklemek ve geliştirmek esastır. CTPBG-DPUG Hükümetinin programında yazılı olan, demokratik değişimler, müşterek evimiz olan yurdumuz için gerekli değişimlerdir.
Eleştir, ama bu değişimlerin olması içinde destek ver. Yarat. Mümkün olanı gerçekleştirmek, imkansız gibi görünene ulaşmanın aşılacak köprü başlarıdır.