Mini mini birler

Sami Özuslu

 

İlkokulda çarpım tablosunu öğrenelim diye 1’lerden itibaren sırayla sayardık:
Bir kere bir, biir.
Bir kere iki, ikiii.
Bir kere üç, üüçç.

Sayıları kendimize göre bir melodiyle okur, şarkı tadında ezberlerdik çarpım tablosunu…
Şimdi bile o melodi kulaklarımızda duruyor:
İki kere iki, dööört.
İki kere üç, aaaltı.
İki kere dört, seekiz.

**

Rakamlar büyüdükçe çarpım işlemi zorlaşırdı, ama aynı sayıların birbiriyle çarpımı en kolay akılda kalan olurdu.
Üç kere üç, dookuz.
Dört kere dört, on altıı.
Beş kere beş, yirmi beeşş.

Öğretmenlerimiz sınıfta ‘topluca’ okuturlardı bazen, aklımıza daha kolay kazınsın diye herhalde…
‘Koro’ şeklinde ‘çarpım tablosu şarkısı’ söylerken, muziplikler de yapmaz değildik.
Sınıfta söyleyemezdik, ama teneffüslerde kimi sayılarla ses benzeşmesi yapar, kendi aramızda şakalaşırdık.
Mesela…
Üç kere üç dookuz.
Ali’ye bir yağlı toopuz.

Veya…
Bir kere iki, iiiki.
Yesin seni gara tiilki.

**

Nefis ‘sınıf şarkılarımız’ da vardı bizim.
Kim yazmış, müziği kime ait bilinmeyen şarkılar…
Mesela şunu anımsarım hala:
Mini mini birler.
Ela gözlü ikiler.
Çalışkandır üçler.
Eşek başı dörtler.
Şamatacı beşler.
Avaracı altılar.

Bir kısmını ‘atmış’ olabilirim, ama bizim dönemde ilkokul altı yıldı ve herkesin sular seller gibi bildiği o tekerleme aşağı yukarı böyleydi.

**

Sistem gereği ezber hiç eksik olmadı okul süresince.
Sabahları ‘andımız’, ‘istiklal marşımız’ milli ezberlerdi kuşkusuz.
“Türküm, doğruyum, çalışkanım…” diye başlayan ‘yemin’i ede ede geldik bugünlere ve bir baktık ki ‘doğru’dan çok ‘eğri’miz, ‘çalışkan’dan ziyade ‘tembel’imiz olmuş!
‘Türklük’ baki kalsa da, ‘küçükleri korumak’ yerine ‘torpillileri korumak’, ‘büyükleri saymak’tan maada ‘rütbelilere tapınmak’ geçer akçe olmuş güzelim yurdumda…
Avazımız çıkarcasına haykırdığımız ‘ant’ da, bestesi bize, güftesi matematikçilere ait ‘çarpım tablosu’ da bir şekil vermiş nesilden nesile hepimize…

**

Ezberleye ezberleye ‘ezberci’ bir toplum olup çıktık haliyle…
Biz de, bu adanın diğer yarısında yaşayanlar da…
Ezberledik ve unutmadık.
‘Kıbrıs sorunu’ bir ezbere dönüştü bu yüzden…
Aynı laflar, aynı tezler, aynı karşı çıkışlar sürüp gidiyor işte…
Ne havada, ne karada, ne denizde, ne de yerin dibinde bozabiliyoruz ezberi!..
Bazen bozulur gibi olursa da ezber, başka bir ezberi yerine koyup devam ediyoruz ‘çözümsüzlük yolu’na…
Bir kere bir, biir.
İki kere iki, iiiki.
Yeycek bizi gara tiiilki!