Mezunların Dansı ve Laiklik-1947 Kıbrıs-1

Eralp Adanır

Dans, insanın kendini ifade etme araçlarından biri olduğu için bugünün anlayışından, insanın varoluş dönemine kadar gidebiliriz. Fakat dansın “sanat” olarak ortaya çıkışı, Rönesans döneminde gerçekleşmiştir.

1920’li yıllarda gramafon, radyo ve sinema gibi araç ve sosyalleşme alanlarının yaşamımıza girmesiyle, müzik-dans birlikteliği bir akım olarak tüm dünyayı sarmaya başlamıştı.

Öyle ki bu akım, dünyanın “modernleşme” yüzlerinden hatta gereklerinden biri olarak da görülmeye başlanmıştı toplumlar tarafından. Söz konusu yıllarda öncelikle vals, tango ve swing müzik türlerinde kendini daha bir göstermeye başladı. Özellikle 1917 sonrası Tango’nun, Folkstrot türü ve dansıyla birlikte dünyaya yayıldığını söyleyebiliriz.

Türkiye’yedeki gelişimine bakacak olursak, Osmanlıdan günümüze geçen en çarpıcı modernliğin sembollerinden birisi olmuştu Atatürk ve Cumhuriyet döneminde. Bir tarafta geleneksel Çengi ve köçek oynanırken diğer tarafta ise valse geçilmişti. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyet döneminde dans, batılılaşmanın önemli ölçütlerinden biri olarak kabul edilmiş. Hatta Atatürk’ün özel isteği ile Türk kadınlarının da dans etmesi dile gelmişti.

İşte 1947 yılının Kıbrısına baktığımızda, Kıbrıslı Türklerin özellikle Atatürk devrimlerini ve laik toplum olma girişim ve dönüşümlerini en yakından takip eden misak-ı milli sınırları dışındaki tek toplum olduğu görülebilmektedir. Bu inanç ve düşünceyle o günlerde “Mezunlar” tarafından 31 Aralık 1946 tarihinde gerçekleştirilen danslı balo, tarihimizde bu anlamda bir ilk olarak basına yansımıştı.

 

“Hür Söz-03 Ocak 1947, syf:2

Mezunların Balosu

Viktorya Kız Okulu ve Lise mezunlarının yılbaşı gecesi tertip etmiş oldukları Balo muvaffakiyetli olmuştur.

Baloya saat dokuzda başlanmıştır. Davetliler saat dokuzda baloya akın etmiye başlamışlardır. Yarım saat içerisinde salon hemen hemen dolmuştu.

Salonda bulunan caz (orkestra) güzel parçalar çalmış ve davetli çiftler gecenin saat iki buçuğuna kadar dans etmişlerdir. Hazırlanan büfe de gayet zengindi.

Baloda piyango da çekilmiş ve bu suretle birçok kimseler yeni yılın ilk dakikalarında talihlerini denemişlerdir.

Saat 1’de Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Konsolosu eşi ile beraber baloya şeref vermişlerdir.

Hasılı balo gayet fevkalâde ve nezih bir şekilde olmuş ve baloya iştirak edenler gayet hoş ve zevkli bir yılbaşı gecesi geçirmişlerdir.

Mezunlarımızı tebrik eder ve mezunlar balosunun her yıl tekrarlanmasını temenni ederiz.”

 

“Halkın Sesi-03 Ocak 1947, syf:2

Mezunlarımızın Balosu

Yeni yıl münasebetiyle Mezunlarımız British Institute Salonuna tertip ettikleri balonun çok muvaffakiyetli olduğunu, genç çiftlerin geç vakitlere kadar hiçbir falsoya meydan vermeden samimî bir hava içinde eğlendiklerini memnuniyetle işittik.

Baloya sayın Konsolosumuz eşi ile iştirak etmekle şeref vermişler ve bütün davetlileri çok memnun bırakmışlardır.

Şimdiye kadar teşebbüs edilmiyen böyle bir balonun tertibinden dolayı Mezunlar Kurumları İdare Heyetini takdir ederken, ümidin fevkinde gösterilen intizam ve başarıdan dolayı da kendilerini candan teprik etmeyi bir borç sayarız.

Binaenaleyh örümcekli bir takım kafaların yaptıkları veyahut yapacakları yersiz tenkidleri hiçe sayarak, medenî hayatın en güzel örneklerinden biri olan bu gibi eğlencelerin her fırsatta yapılmasını özler ve genç mezunlara hayatları boyunca bol neşe ve saadet dileriz.”

 

Halkın Sesi gaztesinden yaptığımız haber alıntısının son cümlesine dikkatinizi çekmek istiyorum: “...Binaenaleyh örümcekli bir takım kafaların yaptıkları veyahut yapacakları yersiz tenkidleri hiçe sayarak...”

Evet bundan sonra yer vereceğimiz konuyla ilgili yorum yazılarında işte böylesi bir tartışma yaşanıyordu. Söz konusu tartışmanın tarafları ise ATEŞ gazetesinin iki yazarı idi. Bu tartışmaya geçmeden önce yine balo ile ilgili bu kez ATEŞ gazetesinin haberine de bakalım.

 

“Ateş Gazetesi-03 Ocak 1947, syf:2

Mezunlarımızın Balosu Muvaffakiyetli Oldu

Haftalardan beri hazırlanan ve bir başarı olması için uğraşılan Mezunlarımızın yılbaşı balosu 31 Aralık Salı gecesi British Institute salonlarında verilmiştir.

Baloya tahminin üstünde büyük bir rağbet gösterilmiş ve Kıbrıs Türk cemaatı arasında temiz ve güzel ilk baloyu vermek şerefini Mezunlarımız kazanmışlardır.

Türk inkılâbına başlıyalıdan beri adım adım takib eden cemaatımız garblılaşma davasında ana vatan kardeşlerimizden geri kalmadıklarını bu vesile ile de göstermiş oldular.

Yine bu vesile ile kız ve erkek mezunlar kardeşçe ve arkadaşce hiç bir ifrata kaçmadan daima adab ve muaşeretine tamamı ile uygun eğlenmesini bildiklerini ve muasır medeniyet sahibi diye öğünenlerden geri olmadıklarını hatta ilerilerde bulunduklarını isbat etmişlerdir. Onlarda kız ve erkek olarak beraber ve bir yürümenin güzel bir örneğini daha gördük. Kendilerini başarılarından dolayı tebrik eder cemaata faydalı öğretici ve onu ilerletici faaliyetler bekleriz.”

 

Bu haberin ardından ertesi gün, Ateş gazetesi yazarlarından biri olan ve takma isimle yazılarını okurla buluşturan “Yolu Düz”, dansı; modernlik, Atatürkçülük ve Lâiklik düşüncesinin merkezine oturtarak bir yazı kaleme alıyordu.

 

“Ateş Gazetesi-04 Ocak 1947, syf:1

MEZUNLARIN DANSI

-Yazan: Yolu Düz-

31.12.46/1.1.47 gecesi Viktorya Kız Okulu ve Lise mezunlarının tertip ettiği danstan ilham alarak, bu hususta kaydettiğimiz terakkiyi ve dansın pratik nazariyesini belirtmek istiyorum.

Medenî memleketlerde taammüm etmiş olan dansa şimdiye kadar Kıbrıs Türklerinin gösterdiği lâkaydı ve onun kendi aralarında yapılan önem almasına gösterilen içtinap en nihayet zail olmuş oluyor.

“Medenî” cemaatları bu takip, medeniyet yolunda bir terakki ve içtimai hayata bir giriş addolunabilir.

Dans, içtimaî hayatta, şahsî merak hususunda ve saadet yolunda rollerin en büyüğüne sahiptir diyebilirim.

Vücuda verdiği harmoni ve ahenk, dimağa aşıladığı düzenlik bakımından şahsî merakı işgal etmiş olur.

Aile kurma esasının sevgiye istinat etmesi şiddetli ihtiyacı karşısında ve bu esasın cemaatımız arasında da benimsenmiye ve ayıp, günah, ahlâksızlık diye telâkki edilmemeğe başlandığı bu zamanda dansın içtimaî hayatta oynadığı rol inkâr edilemez.

Madem ki sevgide tanışıp mütekabil anlaşma şarttır, o halde o tanışıp anlaşmıya vesile, vesait, zemin lâzımdır. İşte dans, o zeminin, vesile ve vesaitin birini belki de en mühimini ediyor. Bundan terbiyesizlik telâkki addolunacak hiç bir şey yoktur. Çünkü “eşleşme sevki tabiisi”nin insana takip ettirdiği yol tabiî bir ZARURET ... ve insan Oğlu ve kızı bu ZARURETİN Tabiî bir ESERİDİR.

Dansın aile kurmada oynadığı rol, bahsus, dansın taammüm ettiği medenî cemaatlarda kendini açıkça gösteriyor. Dans, tanışıp anlaşma vasıtası olarak normal ve terbiyelidir.

Bekâr kızlarımıza (nişanlı veya nikâhlı olsalar dahi) hitap ediyorum, aile kurarken kendi saadeti için sevip sevilmeği esas ve şart tutun! Bu hususta şahsî ve içtimaî bir titizlik taşıyorum. Sevgide hissedilen en ufak bir şüphe, görülen en cüz’i bir aksaklık bütün bir aile ömrünü, belki de birkaç nesil ömrünü cehennemi bir bedbahtlığa sürüklemeğe kâfidir. Şüphesiz, kusursuz bir Aşk, tam saadetiniz için, düsturunuz olsun aziz arkadaşlar!

Şahsî, ailevî, içtimaî saadete, tam mütekabil sevgiye verilecek ehemmiyet, o ûlvî saadete kavuşulmasına yol açacak vesaiti de muhakkak artacaktır.

Hepinize sonsuz saadetler dilerim sayın okuyucular!”