Mezarı “kayıp” bir annenin izinde… (2)

Sevgül Uludağ

1974’te, Dimi-Baf’ta dört yaşındaki kızını kendi bedeniyle korumaya çalışırken bazı Kıbrıslırumlar tarafından vurularak öldürülen Mukaddes Mazhar, geride dört evlat bıraktı… Bu evlatlar, trajedilerin en büyüğünü yaşadılar… Şimdi annelerinin mezarını arıyorlar… Nadire Velettin’i korurken öldürülmüştü annesi Mukaddes… 1974’te annesi üstüne kapaklanmış vaziyette öldürülürken, Nadire henüz dört yaşındaydı ve bileğinden yaralanmıştı – üç hafta süreyle Baf Hastanesi’nde kalmıştı… Abdullah Cangil ise evlatların en büyüğüydü ve henüz altı yaşındaydı 1974’te…

Nadire Velettin ve Abdullah Cangil’le röportajımız şöyle:

SORU: Nadire Hanım, kaç yaşındasın?

NADİRE VELETTİN: 47 yaşındayım… 1970 yılında, Dimi-Baf’ta dünyaya geldim…

 

SORU: Babanızın adı Bektaş Cangil, annenizin adı Mukaddes Mazhar Cangil… Dört kardeşsiniz… En büyükleriniz Abdullah, 1974’te anneniz öldürüldüğü zaman altı yaşındaydı… Sonra sen, dört yaşındaydın. Dudu üç yaşındaydı ve altı aylık bebek Mukaddes vardı – aslında Mukaddes değildi adı, Şakire’ydi ancak anneniz öldürülünce ismi değiştirilip annenizin adı verildi ona… O dönemden ne hatırlıyorsun Nadire? Annenin öldürüldüğü gün olan 22 Temmuz 1974 öncesinden neler hatırlıyorsun?

NADİRE VELETTİN: Bir çatışma olduğunu biliyorduk…

 

SORU: Evinizdeydiniz herhalde…

NADİRE VELETTİN: Nenemin evindeydik köyde… Şakire nenemin evindeydik. Mazhar dedemin evinde yani… Şakire nenem, anne tarafından nenemdi… Babam Mandirgalı’ydı, Ayvarvara’dan. Annem Dimili’ydi… Baba tarafından nenemin adı Dudu, dedemin adı Abdullah idi…

 

SORU: O günden neler hatırlıyorsun?

NADİRE VELETTİN: Annem babamın bazı kıyafetlerini almıştı, bunları ortadan kaldırmak üzere bir kuyuya atacaktı.

 

SORU: Baban o günlerde neredeydi?

NADİRE VELETTİN: Bilmiyorum…

 

SORU: Sonradan ne öğrenmiştiniz? Neredeydi baban?

NADİRE VELETTİN: Kaçıyordu… Mücahit idi…

 

ABDULLAH CANGİL: Babam mücahit idi… Silahları teslim etmesinler diye, beş tane arkadaşıyla – akrabaydı bunlar, Abdullah Cangil, Ramadan dayı vardı, köyden bir tane vardı gene Mahmut dayının oğlu, o öldü şimdi… Beş arkadaş, dağa kaçtılar yani…

 

SORU: Mücahit kıyafetlerini evde bıraktıydı yani…

ABDULLAH CANGİL: Giysilerini dedemin evinde arpa yığını vardı, onun içine sakladılar. Rum askerleri gelip köyde ararlardı silah veya benzeri nesneler, karıştırırlarken bu arpa yığınını da karıştırdılar. Süngülemişler falan da, bulmadılar. Çünkü yığın büyüktü. Dedem da biraz evhamlıydı. “Bunları” dedi, “al at…”

 

SORU: Deden verdi annene mücahit giysilerini yani…

ABDULLAH CANGİL: Annem da gururlu biriydi, bizim gibi öyle… En ufak bir imadan… Aldı, gitti atsın bunları tuvalete… Bizim evin dışında bir tuvalet vardı, tuvalet kuyusuna atmaya çalıştı, sonra pişman oldu çünkü küçüktü tuvalet kuyusunun deliği, derinsizdi… Bulurlarsa bizi öldüreceklerdi, çocuklarını… Yani o endişe içindeydi çünkü babamı ararlardı… Bu sefer köyün dışına atmak istedi. Köyün dışında, son evin avlusunda bir su kuyusu vardı. O su kuyusuna atmak istedi. Şu anda gene bizim köye yerleşti bu insanlar, öldü o insanlar, hayatta değildirler şu anda. İşte bu insanlar bırakmadılar annemi atsın oraya… Oradanmış su içecekler, ihtiyaç olursa. Annem da bu sefer, köyün dışına doğru toprak bir yol vardı… O yolun uzağına bir yere atmak istedi herhalde.

 

SORU: Dedeniz ne gitmediydi kendi da annenizi yolladı?

ABDULLAH CANGİL: Ne bileyim…

 

SORU: Akıl edemedi belki o saat…

ABDULLAH CANGİL: Olabilir… Annem çıktı toprak yolu köyün dışına doğru… Köyden uzaklaşan yolun üstünde zaten Rum askerleri vardı ki beklerlerdi köyü… Gördüler geldiğini… Bilirlerdi da kim olduğunu… Tesbitlerinde vardı zaten. Ateş ettiler kendilerine…

 

SORU: Sen nereden annenle beraberdin Nadire?

ABDULLAH CANGİL: İkimiz da beraberdik annemle… İkimiz da beraberdik da ağlardı Nadire, onu aldı, bana da kızdı ve yollattı beni. Ben geri döndüm. Onunla gitti… Öyle bir niyeti yoktu ki köyün dışına atacak. Kuyuya atacaktı, emin olamadı, delik da sığmadı herhalde.  Köyün dışına çıkacağını da hiç düşünmedi muhtemelen. “O kuyuya atarım” diye düşündü. Veya aklına ne geldiyse o saat işte… Vuruldu. Vurulduğunda da bize sağda solda söylenen, ikisini işte taradılar, annemi ve Nadire’yi… Gelmiş Birleşmiş Milletler Barış Gücü…

 

SORU: Neresinden vurulduydu, hatırlar mın sen Nadire?

ABDULLAH CANGİL: Annem, Nadire’nin üzerine yattı, korusun diye onu, Nadire’nin eli dışarıda kaldı, elinden vuruldu Nadire… Nadire’nin üstüne yattı ki, o vuruldu da Nadire vurulmasın diye. Nadire’nin eli dışında kaldı… Herhalde yumuldu üzerine…

 

NADİRE VELETTİN: Sardı beni, yani koruma şeklinde…

 

SORU: Orada mı öldü? Bundan eminsiniz?

ABDULLAH CANGİL: Bize orada öldüğü söylendi, duyanlar, zaten o son evde olan insanlar falan filan… Hatta bunu Abbas dayım söyledi dedeme, “Git da kızını öldürdüler” diye öğrendik.

 

SORU: Abbas dayım dediğin, annenin kardeşi…

ABDULLAH CANGİL: Annemin kardeşi… O son evin bir gerisinde olan ev de oymuş… Ben açıkçası hiçbirinin yerini bilmem… Şimdi son gittiğimizde benim hayalimde olan hiçbirşey yok orada, hepsi yıkılmış…

 

SORU: Dimi, karma köydü?

ABDULLAH CANGİL: Dimi, karmaydı…

 

SORU: Niçin babanın peşindeydiler?

ABDULLAH CANGİL: Babam, TMT’de mücahit idi. Başkan değildi de ileri geleniydi, Abdullah mesela milliyetçiydi fazla bunlar… Silahları da herkes gibi vermek istemedi. Çünkü Mandirga’da esir kampı olduydu ve hepsini topladılardı. Erkekleri, kadınları sanırım bir sinemaya topladılardı… Onlar da kaçmadı, koca bir liste vardı… Oraya da havan mermisi düştü ve pek çok insan öldü… Mesela Karava’da bizim mahallemizde benim tanıdığım Safiyaba’nın kocası vardı Yaşar, iki tane da oğlu, orada şehit oldular. Gene bizden daha yukarı Turgay’ın kardeşleri varmıştı, o da…

 

SORU: Mandirga da karma mıydı?

ABDULLAH CANGİL: O da karmaydı…

 

SORU: Nereden düştüydü o havan mermisi?

ABDULLAH CANGİL: Attılar… Muhtemel, bilirlerdi o yeri, attılar… Çünkü gördüğüm bir listede bir baktım 22 yazardı orada… Aynı gün yani… O da ateşkesten sonra oldu… 22 Temmuz 1974, ateşkes olduydu güya…

Babam da gece gelmiş… Şimdi ben tekrar gidecem babama, bana anlatsın, tazelensin beynimin içinde… O gece gelmiş köye babam. İnerdi bunlar zaten geceleri Ayvarvara’ya, halamın evine… İndi köye da orada söylediler kendine ama sekiz gün sonra öğrenmiş annemin öldürüldüğünü ve mezarına da hiç gidemeden doğrudan üslere gitmiş…

Nadire’yle ilgili çok farklı hikayeler da var yani. Hastaneden alınması… Çünkü 20 gün hiçbirşey yapmadılar kendine… Hastaneden alınmasıyla ilgili, babam tutuklandı, bir sürü şey oldu ondan sonra… Ateşkes’ten sonra… Ama, hikaye gibi anlatılır…

Besire halamın anlattığına göre bir gün gidip hastanede Nadire’yi görmüş, onu almak istemiş, vermemişler. “Yarın gel da verelim” demişler. Ertesi günü gidip Nadire’yi almış, Ayvarvara’daki evine götürmüş. Sonra Nadire’nin eli iltihaplanmış, o kadar kötüydü ki basıp yürüyemezdi, kan zehirlenmesi gibi bir şey olduydu… Sonra Abdullah diye bir amca çocuğumuz vardı, o Birleşmiş Milletler Barış Gücü’yle konuşarak durumu anlattı ve Barış Gücü’nden birileri gelip önce onu evde muayene etti, pansuman yaptılar, sonra ertesi günü üç gün boyunca, Baf’taki hastaneye götürüp orada Barış Gücü kontrolünde tedavi yaptılar.

DEVAM EDECEK