Merhamet

Cenk Mutluyakalı

 

İnsan okudukça körleşiyor.
Duydukça dağılıyor.
Çürümüşlük ve bencillik önüne geçilemez bir süratle yayılırken, kirlilik büyüyor.
Bataklıkta yürüyor, yürüdükçe batıyoruz.
Ütopyaların hiçleştiği, ideallerin köreldiği, merhametin küflendiği kalbi kırık adanın birbirine giderek daha fazla yabancılaşan insanlarına dönüşüyoruz.

*  *  *

22 yaşında bir genç, babasının evini ateşe veriyor.
“Kendi evinin tamir masraflarını üstlenmemiş!”
Baban be! Seni o büyütmüş!
Ve bu “evlat” şimdi hapiste.

*  *  *

Gözü dönmüş bir “menfaat ilişkisi” içerisinde serpiliyor hayatlarımız.
“Cebime ne girecek” kaygısıyla bakıyoruz her yere, herkese ve diplerde geziniyor samimiyet.
Önce ganimet şırınga ettiler körpecik bedenlerimize, 74 zenginleri vardı, 83’ler geldi, 90’lar yeşerdi. Ve ölçüsüz bir “nüfus” döküldü, sağdan taştı, soldan kabardı...
Hengame yeri gibi memleket.
Yığınların üzerine sinmiş hırs ki ne hırs!
Bataklıkta yürüyor, yürüdükçe batıyoruz.

*  *  *

Üniversite baronları darphanelerde servet büyütüyor ve gerisi de kıyısından köşesinden sebepleniyor.
Yurt odasında uyuşturucu bulunmuş.
Yine okudum, yine sarsıldım.
5 üniversiteli genç daha hapiste...
“İçerideki” öğrenciler ayrı bir üniversite.
Ve sonra kan revan içinde çoluk çocuk...
Hani seviye sınavı, nerede kriter, yok mu bunun bir puanı, barajı, kıstası?
“Kayıt parası”
nı cebine koyan geliyor.
İngiltere’de, Almanya’da, Finlandiya’da, hemen yanımızda güneyde böyle mi?
Bu kadar mı “ölçüsüz” yükseköğrenim?
Biliyor ama susuyoruz.
Sebepleniyoruz!
Ve bir çocuk, babasının evini yakıyor.
Bir kadın vücudunu satarken ölüyor.
Bir işçi inşaatta sakat kalıyor.
Bir öğrencinin başı taşla eziliyor.
Daha çok hırs var, daha az merhamet!

 

 

3 gün mola!
Seçimler ve dörtlü koalisyon süreçleri, linç girişimleri, sahte yurttaşlıklar derken epeyi zorlu bir gündemin ardından nefes almaya fırsat olmadı. Üç günlük bir mola.
Anlayacağınız yarın köşem, pazar günü sayfam olmayacak. Pazartesi yine burada görüşmek umuduyla...