Mehmet Güneş ve “Omorfo’nun Kalbindekiler, Hepimizin Hikâyesi” kitabı

Eralp Adanır

   “Monografik çalışma” da diyebileceğimiz bir kitap Mehmet Güneş’in kaleme aldığı. Öncelikle hem geçmiş hem de yeni yayını üzerine kendisinden özet bilgi alarak başlıyoruz sohbetimize.

   Daha önce yayımladığım “Sevgiyi Yüreğimde Büyüttüm” isimli bir şiir kitabım vardı onun gelirini SOS Çocuk Köyü’ne bağışlamıştım. Yine pandemi dönemine denk gelen fazla tanıtımını yapamadığımız ama halkımız tarafından çok ilgi gören “Altın Harflerle Üner Berkalp” kitabımız vardı. Bildiğiniz üzere Üner hocamız Kıbrıs Türk toplumuna ve Güzelyurt bölgesine büyük hizmetler vermiş hem öğretmen hem spor adamı bir kişilikti. Bunun devamında da bildiğiniz üzere Güzelyurt’un yani Omorfo’nun elli yıllık sosyal, kültürel yaşamını konu alan “Omorfo’nun Kalbindekiler, Hepimizin Hikâyesi” kitabımızı yayımladık.

   Orada 1974’den itibaren yaşanan dostluklar, sosyal yaşam, birliktelikler, alışkanlıklar, anılar. Onları dile getirmeye çalıştım. ‘74’ öncesinde biliyorsunuz Güzelyurt yani Omorfo,  çok sınırlı sayıda Kıbrıslı Türkün yaşadığı bir yerdi. Birkaç aile olarak yaşıyorlardı. Mağusa Kaleiçi, Girne Türk Mahallesi, Lefkoşa Surlariçi’nde Kıbrıslı Türklerin yaşadığı hale hazırda bir kültür, bir yapı vardı. İşte Güzelyurt’un farkı; Leymosun’dan, Baf’tan gerek Lârnaka’dan veyahut Türkiye’den gelen insanlarımızın hep birarada oluşturdukları bir dostluk, arkadaşlk bir muhabbet içeren sosyal kültürel bir yapı oluşturmasıdır. Tabii ki 1974 sonrası Güzelyurt’a göç edilirken yaşadıkları ve o süreci de anlatan anılarla birlikte bu kitapta toparlamaya çalıştım.

   Kitabımız; sosyal ve kültürel anlamda hayatta iz bırakan Güzelyurt’un simge isimlerini konu alırken, belli meslek dallarında isim yapmış kişilerin, o belki de unutulamaya yüz tutmuş mesleklerin inceliklerine yer vermeye çalıştım. Kendileri o geçmişte nasıl bir çıraklık dönemi yaşadılar, nasıl bir eğitim aldılar. Çünkü biliyorsunuz hayat her zaman imkânları altın tepside sunmuyor size. Bir mücadele vermeniz lâzım, o mücadele doğrultusunda hayatta iz bırakırsınız. Ve her zaman bir yükseliş değil, hayatın belli döneminde yaşanan zorluklar da var. Bu anlamda kitabımızı gençlerimiz okurken bu isim yapmış kişilerin verdikleri mücadeleleri de örnek alarak pes etmememeleri gerektiğinin vurgusunu yapıyorum. Bu anlmada umarım kitabımız gelecek nesillere bir ışık olur.

   Mehmet Güneş röportajlarında sorularını hazırlarken bilgi ve belge açısından hangi noktaya ulaşmak istiyordu...

   Tabii ki isim yapmış kişilerin farklı alanlarda olması zaten size işaret ediyor. Örneğin elli yıl bir köşede esnaflık yapmış bir kişinin hiç ara vermeden orda durması veyahut vefat etmesine rağmen hâlâ adının anılması, size o kişinin kişiliğiyle, meslek yaşantısıyla, örnek karakteriyle geleceğe aktarmanız gereken bir profil olduğunu söylüyor zaten. Bu anlamda halk arasında da isim bırakmak kolay değil. İsim bırakan insanlarımızın anlattıklarının da yazıya dökülmesi gerekir. Tabii kişilerin, hayatta olanların birçoğunun anısını direkt kendileri tarafından aktardığımız için bu sözlü tarih anlamında, doğrudan canlı tanığıyla, doğru ifadelerle aktardık.

   Hiçbir şekilde kimsenin söylediğini kesmeden kapatmadan şeffaf olarak objektif bir dille yazmaya, Güzelyut’un bütün farklı renklerini buluşturmaya çalıştım. Yani kitabı bir siyasi içerik olarak değil, sosyal kültürel içerik olarak ele aldım. Çünkü her zaman dile getirdiğim gibi; Güzelyurt aslında büyük bir ailedir. Güzelyurt’tan göç edenlerin bile; İngiltere’de, Avustralya’da yaşayanların, Lefkoşa, Girne’ye göç edenlere bile “nerelisin” diye sorulduğunda Güzelyurt’a, Omorfo’ya bir hasretle baktıklarını görülebilir. Ben Lefkoşa’ya gelip onlarla buluştuğumda bile o hasretle “nasıl gider oraları” diye soranların o hasreti çektikleri gözlerinden okunabiliyoır. Tabii ki geçmişe baktığımızda insanların o sosyal dayanışması yardımlaşması günümüzde her zaman şikâyet ettiğimiz gibi, sanki de biraz farkılıklar var. Zaman mı değişti insanlar mı değişti gibi. Bu anlamda, dayanışma içinde yaşayan insanların o kültürünü, geleeğe aktarmamız lâzım ki çocuklarımız da öğrensin. Hayat burda böyleydi işte eskiden burda bir esnafımız vardı ilişkileri böyleydi, dostlukları böyleydi. Dükkânlarını birbirlerine emanet edebilirlerdi. Sabah kahvesini birlikte içerlerdi. Yani bu bizim Kıbrısımızın aslında bir kültürüdür. Bunu yaşatmak, geleceğe aktarma noktasında da büyük önem taşıryor. Birisi farklı düşünebilir, diğeri farklı bir şekilde düşünebilir ama geriye kalan on konunun dokuzunda ortak noktaları var. Bu anlamda insanların birbirine daha fazla sevgiyle sarılmaları gerekir. Önyargıları yıkması lâzım insanların. Egodan, bencillikten uzak durarak paylaşımcı bir dayanışma içerisinde olmamız lâzım. Geçmişteki ilişkilerde şunu da görüyoruz: bir kişinin siyasi görüşüne bakmadan liyakatına bakarak bir yerde görev verildiğine şahit oluyoruz. Ben bu isimleri söylemeyim ama, bu aslında çok önemlidir. Güzelyurt anlamında da. Ve geçmişe de baktığımızda. İnsanların birarada olması, doğru nokta buluşması, bugün bizim hasretle baktığımız aradığımız değerlerdir aslında.

   1974 sonrası Omorfo’sunu veya Güzelyurt’unu sosyal kültürel ve demokrafik yapı olarak nasıl değerlendiriyordu Mehmet Güneş...

   1974 itibarıyle Kıbrıslı Türkler Güzelyurt’a geldiklerinde mevcut sinemalar, narenciye bahçeleri, fabrikalar, bandabulyası vardı. Ggeçip giden zamanla birlikte en basit örneğiyle, renkli televizyonların çıkması, her eve bir televizyonun gelmesi, sinema kültürünü maalesef ortadan kaldırdı. Güzelyurt’un sinemalar yolu, parklar yolu olarak bilinen bölge, Güzelyurt’un nabzının attığı yerdi geceleri. Büyüklerimizin de anlattığı, kitapta da yazdığım gibi neredeyse yer bulmak için akşam üzeri gidip masa sandalye tutmak gerekiyordu o günlerde. Tabii şöyle bir şey de var, fazla araba yok, öyle bir dönem. Otobüsler var. Kapalı bir toplum gibi. Yani arabanız yoksa, telefon yoksa ne yapacaksınız? İnsanlarla iletişim içerisinde olacaksınız. Tabii bununla beraber kahve kültürü de ön plana çıkıyor. İnsanlar kahvede buluşuyor sohbet ediyor, buluşma noktaları oraları. Arabaların artması insanların kısa sürede kolaylıkla bir yerlere ulaşabilmesi, belli kültürü de ortadan kaldırıyor. Örneğin kahve kültürü ortadan kalkıp farklı bir konsepte “cafe” olarak değişiyor. Bunları da dünyanın gelişen dinamikleri içerisinde normal karşılamak lâzım. Ama şunu da normal karşılamak lâzım, sevgi ve dostluğu mutlaka muhafaza etmemiz lâzım.