Meclis göreve

Ongun Talat

Meclis uzun bir aradan sonra yarın toplanıyor. Henüz nasıl bir tartışma ortamıyla karşılaşacağımızı bilmesek de, gündemde Covid-19 salgını olacak.

Meclisin devre dışı kalmış olması sürecin en başından beri ciddi bir boşluğa neden oldu. Siyasetin sosyal medyanın curcunasına hapsolmasında, muhalefetin tepkiselliğe sıkışmasında başlıca neden bu boşluktu.

Yalnızca Bakanlar Kurulu’nun açıkladığı istihdam destek paketini bir örnek olarak ele aldığımızda bile, resim çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor.

Hükümet, ilk başta dışarıda bıraktığı kesimlerden hangilerini daha sonra paket kapsamına alacağını belirlerken, kıstas olarak sosyal medyada en çok bağırma, ya da meslek örgütleri vasıtasıyla baskı oluşturma imkanı olanları aldı. Örgütsüz olan veya sosyal medyada seslerini duyuramayan emekçiler paket dışında kalmaya devam ettiler. Üstelik aralarında bu desteğe en çok ihtiyaç duyan kesimlerin bulunmasına rağmen.

Sonuç olarak, merkezi bir kriz yönetimi oluşturmamakta ısrarcı olan, kendi aralarında sürekli çatışan, hata üstüne hata yapan bir hükümetle karşı karşıyayız. Günler geçtikçe halkın endişeleri yok olmak bir yana, giderek artıyor. Sağlık sistemimizi hazırlamak amacıyla evlere kapandığımız konusunda yanıltılmış olduğumuz ortaya çıkıyor.

Bir çok uzman ısrarla bu virüsün yakın bir dönemde ortadan kalkmayacağını, bu nedenle hazırlıkların tamamlanıp, kontrollü bir şekilde açılmaya gidilmesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Buna rağmen ne pandemi hastanesiyle ilgili somut bir adım atıldı, ne de salgınla mücadelede ihtiyaç duyacağımız altyapı, cihazlar ve ilaçlarla ilgili eksikliler tamamlandı.  

Meclis yürütmeyi denetleme yetki ve görevine sahip. Muhalefetin öneri üretebilmek için gerekli olan verilerin kendileriyle paylaşılmadığı yönündeki şikayetlerine çare olacak yegane organ konumunda. Sadece bu gerekçe bile, bize Meclisin yalnızca yarın gerçekleşecek toplantıyla sınırlı kalmadan, rutin toplantılarına başlaması gerektiğini gösteriyor.

Diğer yandan Meclis yasama yetkisini de yeniden eline almalı. Bakanlar Kurulu’nun bu süreçte çıkardığı bazı yasa gücünde kararnamelerle, Anayasal yetkilerini aştığı çok açık. Yani hükümet “aciliyet” kisvesi altında Meclisin yasama yetkisini gasp etmiş oldu.

Bu duruma karşı, Anayasal kurallara uygun bir şekilde yasa gücünde kararname çıkarılmasına olanak sağlanması gerekçesiyle yapılan Olağanüstü durum (Ohal) ilanı önerisi ise çok sakıncalı. Bu öneriyi ilk olarak gündeme getiren Cumhurbaşkanı Akıncı, her ne kadar bununla temel hak ve özgürlüklerin askıya alınmasını kastetmediğini ve amacının Meclisin de devrede olacağı bir formülü gerçekleştirmek olduğunu söylese de, olağanüstü durum mevzuatının bize gösterdikleri bambaşka.

Olağanüstü durum rejiminin mantığı temel hak ve özgürlüklerin askıya alınması. Meclisin devrede olması söz konusu değil. Cumhurbaşkanı halkın bazı kesimlerinin sandığı gibi icraatın başına geçmiyor. Tam tersine bugün şikayet edilen yönetim anlayışının sorumlusu Bakanlar Kurulu ve özelde ilgili bakan öyle yetkilerle donatılıyor ki, bunları sadece okurken bile hazmedebilmek mümkün değil.

Öte yandan son olarak Serdar Denktaş’ın gündeme getirdiği, ekonomik bunalım nedeniyle olağanüstü durum yönetimine geçilmesinin, özellikle sol açısından kabul edilebilir bir yanı bulunmuyor. Çünkü sağ partilerin hükümette bulunduğu bir dönemde, sosyal adaletin sağlanacağı, emekçi kesimlerin haklarının korunacağı, kamulaştırmalar yapılacağı yönündeki varsayımlar, ancak saflık göstergesi olabilir.

Özetle olağanüstü durum ilanı talep etmek, kendi rızamızla otoriter bir yönetime yeşil ışık yakmak demek. Oysa bizim talebimiz tam tersine demokratik, katılımcı bir anlayışı yöneticilere dayatmak olmalı.

Aslında yapılması gereken, gerekli yasal düzenlemelerin Mecliste görüşülmesi. Yani yetkinin asıl sahibi ipleri eline alacak. Bu aynı zamanda "ortak akıl" üretilmesi için zemin oluşturacak. Muhalefet etkili ve etkin hale gelecek.

Eğer gerekirse Meclis İç Tüzüğü'nde bir takım geçici düzenlemeler yapılarak, hem komite sürelerinin bu olağanüstü dönem için kısaltılması sağlanabilir, hem de "sosyal mesafe" kaygısının mümkün olduğunca giderilebilmesi için teknolojiden yararlanmanın önü açılabilir. Bugün bir çok öğrenim kurumunun on-line dersleri sürdürüyor olması göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir altyapının hazırlanması pek de zor olmasa gerek.

Meclis içerisinde yer alan muhalefetin derhal talep etmesi gereken işte bu. Halk iradesinin temsilcileri olarak hem denetleme yetkisini, hem de yasama yetkisini yeniden kullanmaya başlamak.

Siyaseti sosyal medyanın yönlendirmesinden kurtarmak. İcraatları sorgulamak, önerilerini veriler doğrultusunda oluşturmak, yasal düzenlemelerin doğrudan katılımcısı olmak.

En önemlisi de artık doğru dürüst muhalefet yapma olanağını yakalamak.