Galeri Kültür kitabevi, özellikle yabancı dillerden dilimize çevirdiği ve Kıbrısımızın politik, kültürel ve sosyal yaşamına denk düşen yayınları, yaşadığımız bu adaya karşı belleğimizi zenginleştirmekterdir.
Söz konusu yayınevimizin yeni çevirisi ise “Martin Bell ve İmparatorluğun Sonu-Kıbrıs’ta Olağanüstü Bir Hal; Bir Askerin Öyküsü” adını taşıyor. Vur Yektaoğlu tarafından orijinali “The End Of Empire, The Cyprus Emergency; A Soldier’s Story” den çevirisi yapılmış bu kitap Temmuz 2026 tarihinde raflardaki yerini aldı.
Bir askerin Kıbrıs’taki anıları olarak genel anlamda değerlendirmekle birlikte satır aralarında EOKA, Kıbrıslı Türkler ve sosyal yaşamımız adına değerli bilgiler de barındırmaktadır. Bir yandan İngiliz Ordusu’nun söz konusu dönemde özellikle EOKA’ya karşı yetersizlikleri, yaşanılan kaoslar yer alırken diğer yandan, adanın bölünmesine giden yolların nasıl tek tek örüldüğü hakkında da bilgi almaktayız. Kitabın önsözünden bir alıntı yapalım…
“… Kitaplar kendi hayatlarına bürünürler. Kişisel anı olarak başlayan şey, İngiliz Ordusunun büyük savaş alaylarından birinin son iki yılının anlatısına dönüştü: onun kültürü, karakteri, operasyonları, şahsiyetleri ve davranış, konuşma ile giyim kuralları… Ben katılmadan önce 270 yıldan fazla hizmet vermişti; Alay Başçavuşunun bana hatırlatmaktan asla bıkmadığı gibi, alayın en yetkin askeri olduğum pek söylenemezdi. Ancak terhisimden kısa süre sonra geçit töreninden alındı ve sonsuza dek yok oldu. İyi hatırlanmayı hak ediyor.
Hikâye, kayıtsız şartsız alt rütbelilerin bakış açısından anlatılmaktadır; yol boyunca tanıştığım seçkin ve cesur subaylara, kastedildiği yerler dışında, herhangi bir saygısızlık amacı taşımamaktadır.
Benden önce bu yolu açan, The Decline and Fall of the British Empire kitabının yazarı Dr. Piers Brendo’nun derin bilgisine ve eski bir asker olan, Royal Signals’dan (Kraliyet Muhabere/İletişim Birliği) Binbaşı John Benjamin’in öğütlerine minnettarım.
Ayrıca, Temmuz 1958’deki Matchbox Operasyonuna dair anıları için Panayiotis Michael’a ve diğer eski İngiliz tutuklularına da borçluyum; o operasyonda onları toplayıp canını yakan askerler arasında ben de vardım.
Kew’daki Ulusal Arşivler, Matchbox dosyası da dahil olmak üzere, yakın zamanda gizliliği kaldırılmış belgelerden oluşan bir hazine evi olduğunu kanıtladı. Bu durum, teoriye göre koloninin Başkomutanı Vali Söz Hugh Foot’un güçlü muhalefetine rağmen, ada genelindeki EOKA şüphelilerini toplama operasyonunun ileri gittiğini ortaya çıkardı. Diğer dosyalar, Ekim 1958’de Famagusta’da (Mağusa) askeri disiplinin kapsamlı şekilde çöktüğünü gözler önüne serdi. Operasyonel olarak Vali görevdeydi ancak gücü elinde tutmuyordu.
Alayın en göze çarpan askeri, MC (Military Cross-Askeri Haç) sahibi Yarbay Arthur Campbell’di. Seferle ilgili kitabı Flaming Cassock (Kundakçı Cübbe), Kıbrıs valisi tarafından ısmarlanmış ve ardından bir sonraki tarafından yasaklanmıştır. Bazı dostların yardımıyla onu unutulmaktan kurtarmak benim için bir ayrıcalıktı. Yasaklanmasına dair gizliliği kaldırılmış bir inç kalınlığındaki belge, kendi halkına aitti.
Ve en çok da İstihbarat Subayım Asteğmen (daha sonra Tuğgeneral) Charles Barnes’a, zorlu Alay Başçavuşları Gingell ve Hazelwood’a, Albay Pat Hopper’a, Tuğgeneral Bill Deller’a, Tuğgeneral Tony Calder’a, Teğmen Alfred Waller’a, Watford FC’den Onbaşı Dave Pygall’a, Orderly Room (İdari İşler) yazmanlarına ve birlikte görev yapmaktan gurur duyduğum Suffolk Alayı, 12. Foot’un (Piyade Alayı) tüm mensuplarına minnettarım. Bu kitap onlar içindir.
Martin Bell, London, 2014”
Elbette anıların birçoğu EOKA merkezli anı kitabı olmakla birlikte biz Kıbrıslı Türklerin de siyasi ve sosyal hallerine yer verilmektedir. 1955’ten 1958’e kadar İngiliz Ordusunun uğraştığı en büyük sorun EOKA idi. 1958’den itibaren ise Kıbrıslı Türkler de siyasi anlamda sahnede yer almaya başlıyordu çeşitli nedenlerle. Süreç içerisinde ordunun beklentilerinden biri de Kıbrıslı Türklerle Rumların birbirlerine ne zaman dönecekleriydi. Öyle de oldu zaten.
Kitaptan bana ilginç gelen bölümlerden birini sizlerle paylaşarak yazımızı tamamlayalım…
“… Biz yangınlardan çok isyanlara alışıktık. 1958’in o yoğun yazında yerel basında çıkan tipik fotoğraf, isyan teçhizatlı -kaslar, kalkanlar ve coplar grubu caddede göstericileri kovalarken göstermişti. “Birlikler tekrar harekete geçti: Dün sabah Kıbrıslı Türklerin gösteri yapması üzerine Lefkoşa’da yeni coplu müdahaleler gerçekleşti. Fotoğraf, birliklerin Girne Kapısı yakınındaki sokağı temizlemesini gösteriyor.”
Birlikler bizimdi ve coplu müdahaleler Eski Şehir içinde neredeyse her gün oluyordu. Türklerle ilişkimiz değişkendi. Esip gürleyen mevcut siyasi havaya bağlı olarak, bazen onlara copla saldırıyor, bazen de onlarla dostluk kuruyorduk. Bazı günler Türklerin sabah savaş açtığını, öğleden sonra sakinleştiğini, akşam bize kahve ve kek ikram ettiğini not etmiştim. Türkler bu sırada iktidar paylaşımı yerine taksim talep ediyorlardı. Sinsi güçlenme süreciyle nihai çözüm üzerinde veto hakkı elde ediyorlardı. Grivas, Türklere karşı kardeşçe duygular beslediğini iddia ediyordu. Günlüklerine “Kıbrıs Türk toplumunu düşmanlaştırmaktan kaçınmaya devam edeceğim” diye yazmıştı. Artık çok geçti.
Bugünlerde etrafta bolca İngiliz-Türk dayanışması var gibi görünüyor. Tabur 2. XI hokey takımıyla (büyük onur) yerel bir okulun takımına karşı maç yapmaya gittiğimde bunun kanıtını gördüm. En azından Türk olduklarını sanıyorum, ancak bunca aydan sonra hala Grekleri Türklerden ayırt edemiyorum: Ordudan gelen ve tüm yabancıları “Wogs” olarak sınıflandıran bir alışkanlık… (syf:111)”