Kıbrıslı Rum lider Hristodulidis “Kıbrıs sorununu çözüm sürecini başlatmak amacıyla” diyerek kendince güven yaratıcı bir önlem projesi sundu: Ağustos 1974 öncesi Maraş’ta yaşayanların geri dönüş hakkını kullanmaları için Maraş’ın BM yönetiminde yerleşime açılması, karşılığında da Mağusa Limanının AB Komisyonu gözetiminde uluslararası statüde faal olması…
Şahsen beklediğim bir öneri idi çünkü bu her Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce, görevdeki Kıbrıslı Rum liderin gündeme getirdiği bir seçim kampanyası projesidir. Maraş ve Mağusa kökenli Kıbrıslı Rum seçmenlerin oylarını almak için bu ‘proje’ her dönem canlandırıldı… O seçmenleri umutlandırmak ve oylarını almak amacıyla Maraş’ın iadesi konulu yazılar hazırlarlar, ilgili seçmenler üzerinden imza kampanyaları da açıp uluslararası topluma, siyasete ve AB’ye iletirler. Onlardan ekipler kurup Brüksel’e götürürler, kapı kapı dolaştırıp AB’nin Maraş’ın açılması konusunda Türkiye’ye baskı yapmasını isterler… Bütün seçim sürecinde konuyu canlı tutarlar, seçim bitince de bu projeyi gelecek seçime kadar buzdolabına koyarlar.
Dolayısıyla, bekliyordum; ilk adım atıldı… Önümüzdeki aylarda da gene imza kampanyaları açmalarını ve Maraşlı seçmenlerden oluşan ekipleri AB’nin merkezi Brüksel’e götürmelerini bekliyorum. Ancak, konunun gerçek özü farklıdır. Kıbrıs Rum liderlikleri Maraş’ın iadesini siyasal bir koz olarak kullanmak stratejisinde olduğu için, iadenin gerçekleşmesini istemezler…
Bunu ben söylemiyorum; bunu eski Rum liderler Clerides ve Vasiliou hükümetlerinde Dış İşleri Bakanlığı yapmış olan Rolandis söylüyor, kitabında Maraş’ın iadesi konusunda geçmişte Rum liderliğinin büyük hatalar yaptığını ve en az 7 büyük fırsatın ellerinden kaçtığını yazıyor. Reddedilen birinci fırsat Temmuz 1978’de Denktaş’ın sunduğu öneri idi. ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunun baskısına rağmen bir iyi niyet göstergesi olarak Maraş’ın 35 bin konutunu iade etmeyi önermiş, karşılığında çözüm müzakerelerinin başlamasını istemişti. Kıbrıslı Rum lider Kiprianu reddetti. Ardından, 10 Kasım 1978’de Kıbrıs Rum tarafının çözüm müzakerelerine katılması şartı ile Maraş’ın iadesini öngören Batı (İngiliz-Amerikan-Kanada) Çözüm Planı geldi. O plan temelinde Maraş sakinleri BM yönetiminde geri dönecek ve müzakerelerin varacağı sonuçtan bağımsız olarak evlerinde kalacaklardı. Ancak Sovetker Birliği etkisiyle AKEL tarafından Anglo-Amerikan Planı olarak nitelendi ve o baskı ile Rum lider Kiprianu tarafından ‘menşei nedeniyle’ reddedildi.
1981 baharında BM’den Maraş’ın iadesi ve Lefkoşa Havaalanı’nın iki geliş ve iki gidiş ile açılması (mini güven yaratıcı önlemler paketi) ve aynı zamanda ‘Kıbrıs Türk Devleti’ne herhangi bir meşruiyet kazandırılmasının ‘Red Beyanı’ imzalanması önerisi geldi. Kıbrıs Rum liderliği reddetti. Uluslararası toplum pes etmedi ve Ekim 1981’de BM’nin ilk resmî haritası (Hugo Gobi Haritası) tasarlandı, Maraş’ı da Kıbrıs Rum bölgesine konumlandırdı. Gobi Haritası BMGS Curt Waltheim ve onun halefi Peres De Cuellar tarafından da onaylandı. Cuellar haritayı, Ağustos 1983 tarihli ‘Cuellar Göstergeleri’ inisiyatifinin toprak yönüne dair zemin olarak kullandı. Kıbrıslı Rum lider reddetti.
1985-86 döneminde BMGS Cuellar’ın ‘Birleştirilmiş Belgeleri, 1992’ evrağında Gali Fikirler Dizisi Maraş’ın iadesine ilişkin maddeler içeriyordu; Kıbrıslı Rum liderler tereddütsüz reddetti. 24 Nisan 2004’te iki halkın referandumuna sunulan Annan Planı’nda Maraş sakinlerinin 4 Ağustos 2004’te geri dönmeleri vardı; Kıbrıslı Rum lider Papadopulos halkına ‘Hayır’ demelerini telkin etti, başardı ve ‘Hayır’ diyerek Maraş’a dönüşü de reddettiler. Bunun ardından ve yaklaşan Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Papadopulos AB Dönem Başkanlığı yapan Lüksemburg’un Dış İşleri Bakanı’ndan Kıbrıslı tarafları görüşmeye davet etmesini ve Maraş’ın iadesine karşılık Kıbrıs Türk önerisini tartışmaya açık olduğunu bildirdi. Toplantı yapıldı, Kıbrıslı Türk lider Talat’ın temsilcisi Pertev görüşmede Maraş’ın iadesi karşılığında Kıbrıs Türk tarafının önerisi olarak Mağusa Limanı ile Ercan Uçak Alanının uluslararası trafiğe açılmasını önerdi. Kıbrıslı Rum liderin temsilcisi bu öneriyi görüşmeye yetkili olmadığı söyleyince Luxemburg Dış İşleri Bakanı da “Öneri sahibi önerisini geri aldığına göre, toplantıyı kapatıyorum” deyip bitirdi; Kıbrıslı Rum lider Maraş’ın iadesini gene reddetmiş oldu.
Ve geldik Maraş’ın iadesiyle ilgili son fırsata… 2017 yazında gerçekleşen Crans- Montana Konferansında masayı terk eden Kıbrıs Rum liderliği Maraş’lıların evlerine geri dönüşünü de engellemiş oldu.
Şimdilerde Hristodulidis artık klasikleşmiş ‘Kıbrıs Rum Liderliği Maraş Senaryosu’ oyununu sahneye koymak istiyor. KKTC CB Erhürman bütün bu süreçleri bilen, fiilen yaşayan birisi; dolayısıyla bu oyunda rol almayacak. Eğer ki Hristodulidis çözüm sürecini tetiklemek istiyorsa BMGS Guterres’in üç başlıkta verdiği ödevi yapmaya yoğunlaşmalıdır. Bunun dışında ‘tezgahlar’ kurmaya çalışmak, Guterres’in ödevlerini yoğa sayıp 19 maddelik öneriler öne sürmeye çalışmak, Maraş’ın iadesi gündemi yaratmak beyhude gayretlerdir.
Bir hususu daha yorumlamak gerek… Hristodulidis’in Maraş’ın iadesi ile ilgili son önerisini yeni ve yapıcı bir girişimmiş gibi yorumlayıp, Erhürman’ın reddetmesini de olumsuz bir çıkış olarak lanse eden çok değerli Kıbrıslı Türk entellektüellerimiz ve dahi Kıbrıs konusunu araştıran, yazan akil ve saygıdeğer insanlarımız var… Onların Maraş’ın iadesi konusunun geçmişini ve seçimleri öncesi de Kıbrıs Rum liderliğinin tekrarladığı oyun senaryolarını unutuyor olmaları, Rolandis’in kitabını okumamış olmaları ilginç oluyor.