Geçtiğimiz günlerde Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin üretimlerinden olan ‘Mağdur Suçlayıcılığına Karşı 10 Adım’ kartlarını incelerken mağdur suçlayıcılığın toplumumuzda aslında ne kadar yaygın olduğunu bir kez daha fark ettim. Bu nedenle bu hafta mağdur suçlayıcılık hakkında konuşalım.
Bir cinsel saldırı haberi duyduğunuzda aklınıza ilk hangi soru geliyor?
- ‘Daha önce neden şikâyet etmemiş?’
- ‘O saatte orda ne işi varmış?’
- ‘Niçin yalnızmış?’
- ‘Bu kadar zaman sonra neden konuşuyor?’
Eğer zihnimiz otomatik olarak bu gibi sorulara gidiyorsa, failden önce mağduru sorgulamaya başlamışız demektir. Mağdur suçlayıcılık tam da budur. Yaşanan şiddet olayında sorumluluğu failden alıp mağdura yüklemek. Başka bir deyişle, suçun nedenini failin tercihleri ve davranışlarında değil mağdurun davranışlarında aramak. Bu yaklaşımın en tehlikeli yanı ise çoğu zaman iyi niyet kılıfında ortaya çıkmasıdır.
- ‘Ben sadece dikkatli olması gerektiğini söylüyorum’
- ‘Ben olsam o saatte dışarı çıkmazdım’
- ‘Biraz daha tedbirli davranabilirdi’.
Hayır! Bir kişinin gece dışarı çıkması cinsel saldırının nedeni değildir. Bir kişinin kıyafeti cinsel saldırının nedeni değildir. Birinin alkol kullanması cinsel saldırının nedeni değildir. Bir kişinin flört etmiş olması, ilişki yaşamış olması ya da biriyle vakit geçirmesi da cinsel saldırının nedeni değildir. Cinsel saldırının tek nedeni bir kişinin başka bir kişiye saldırı uygulamayı tercih etmiş olmasıdır. Bu kadar basit. Ancak nedense toplum olarak bu kadar basit bir gerçeği kabul etmekte zorlanıyoruz. Çünkü mağduru suçlamak çoğu zaman bize güvende hissettiriyor. ‘Ben öyle yapmam’, ‘benim başıma gelmez’, ‘ben daha dikkatliyim’. Bu düşünceler bize sahte bir güvenlik hissi veriyor. Oysa gerçek çok daha rahatsız edici; cinsel saldırı her yaştan, her eğitim düzeyinden, her sosyal sınıftan ve her yaşam tarzından insanın başına geliyor. Bu gerçeği kabul etmek zor olduğu için mağdurun bir hata yaptığını düşünmek daha kolay geliyor. Böylece dünyanın güvenli olduğuna inanmaya devam edebiliyoruz. Ancak bu yaklaşım masumane değildir. Çünkü mağdur suçlayıcılık yalnızca yanlış bir düşünce biçimi değil aynı zamanda ikinci bir şiddet biçimidir. Şiddete maruz bırakılan kişi yaşadığı olayla mücadele ederken bir de çevresinden gelen sorgulamalarla karşı karşıya kalıyor;
- ‘Neden karşı koymadın?’
- ‘Neden daha önce anlatmadın?’
- ‘Neden onunla buluştun?’
Neden? Neden? Neden? Soruların yönü hep mağdura dönüyor. Oysa asıl sorulması gereken soru bellidir; fail neden bunu yaptı? Bu soruyu sormak bir yana fail tanıdık, sevilen biri, başarılı biri, saygın biri olduğunda toplumun ilginç bir refleksi ortaya çıkıyor. Fail hakkındaki olumlu inançlarını koruma refleksi. Bu durumda birçok kişi yine faili sorgulamak yerine mağduru daha keskin bir biçimde sorgulamaya başlar. ‘Öyle biri değil, yapmaz’, ‘ben onu tanıyorum, çok yardımsever’, ‘iyi bir insandır’. Oysa iyi bir insan olarak bilinmek, şiddet uygulamaya engel olmuyor. Bir kişinin toplumdaki itibarı, işlediği eylemleri otomatik olarak masumlaştırmaz.
Diğer bir sorun ise mağdurlar arasında yapılan görünmez sıralamadır. ‘Evliydi’, ‘bekardı’, ‘öğrenciydi’, ‘çocuğu vardı’, ‘yaşlıydı’, ‘gençti’. Sanki bazı insanlar şiddeti yaşamayı daha az hakkediyor, bazıları ise daha fazla hak ediyormuş gibi. Oysa hiç kimse şiddeti hak etmez. Mağdurun kim olduğu değil failin ne yaptığı önemlidir.
Bugün medyada, sosyal medyada ve günlük sohbetlerde kullanılan dil de mağdur suçlayıcılığı beslemeye devam ediyor. Cinsel saldırıları sıradanlaştıran, mizah malzemesi haline getiren, önemsizleştiren ya da romantikleştiren söylemler karşımıza çıkmaya devam ediyor. Üstelik bu söylemler yalnızca bireysel ön yargıları değil toplumsal sessizliği de besliyor. Çünkü insanlar anlatırlarsa suçlanacaklarını düşünüyor. İnanılmayacaklarını düşünüyor. Yargılanacaklarını düşünüyor. Bu nedenle birçok kişi yaşadığı şiddeti uzun süre boyunca kimseyle paylaşamıyor. Mağdur suçlayıcılığın sonuçlarından biri de budur. Şiddetin görünmez kalmasına hizmet etmesi. Bu nedenle cinsel saldırı hakkında konuşurken kullandığımız her kelimeyi, cümleyi yeniden düşünmek zorundayız. Mağduru değil faili sorgulayan bir dil kullanmak zorundayız. Çünkü adalet, mağdurun davranışlarını mercek altına almakla değil, failin sorumluluğunu görünür kılmakla başlar.
Ve unutmayalım; bir toplumun şiddet karşısındaki olgunluğu, mağdurları ne kadar sorguladığıyla değil failleri ne kadar hesap vermeye zorladığıyla ölçülür.