Yıllar önce, 3 Nisan 2008’de bu sayfalarda hakkında çeşitli şahitlerden elde etmiş olduğumuz bilgileri ve yerinde ziyarette çekmiş olduğumuz fotoğrafları yayınlamış olduğumuz Lurucina’daki “Dev Yarığı”nda, 18 sene aradan sonra Kayıplar Komitesi yüzey araştırması başlattı.
Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi Kazılar Koordinatör Yardımcısı Çınar Karal’dan aldığımız bilgilere göre, Lurucina’da Birleşmiş Milletler denetimindeki ara bölgede bulunan ve “Dev Yarığı” ya da “Dev Yırtığı” olarak bilinen yerde, Kayıplar Komitesi yüzey araştırması başlattı. Lurucina’da halk arasında “Shistra du Draku” olarak bilinen bu alanda 1963-64 kaybı bazı Kıbrıslırumlar’ın kalıntıları aranıyor... Bu alana gerek 2008’de Mart ayında, gerekse 2 Nisan ve 28 Nisan 2008’de Kayıplar Komitesi araştırma görevlileri ve bazı şahitlerle birlikte çeşitli ziyaretler yapmış ve orasıyla ilgili elde etmiş olduğumuz bilgileri 18 sene önce, Kayıplar Komitesi yetkilileriyle paylaşmıştık...
21 Mayıs ile 28 Mayıs 2008 tarihleri arasında bu sayfalarda yayınlarımıza devam etmiş ve Lurucina’daki “kayıplar”ın izini sürmeyi sürdürmüştük... Yazımızda devamla şöyle diyorduk:
“Okurlarımız bildiklerini paylaşmaya devam ediyor...
“Andreas Petru ve Sokratus Yuannu’ya köyümüzün kadınları yemek götürürdü...”
Lurucina’dan (Akıncılar) “kayıp” Andreas Petru ile Sokratus Yuannu’ya ilişkin Lurucinalı okurlarımız bildiklerini paylaşmaya devam ediyor. Dün de Lurucinalı okurlarımız bu iki “kayıp” Kıbrıslırum gencine ilişkin bildiklerini anlatarak, konunun aydınlatılmasına yardımcı olmaya çalıştılar.
Okurlarımızdan biri şu bilgileri paylaşmak istediğini söyledi:
*** Lurucina’da bu iki Kıbrıslırum gençten başka Kıbrıslırum “kayıp” yoktur. “Dev Yarığı”na ilişkin anlatılanlara inanmayınız. “Takas” için yakalanan tüm Kıbrıslırumlar, iade edilmişlerdi. Aslında bu iki Kıbrıslırum gencin de öldürülmesi düşünülmüyordu. Ancak bir tanesi midesinden hasta idi. Altı ay boyunca Lurucina’da bu iki genç kaldı. Hasta olan giderek kötüleşti. İlaçları da bittiydi. Sürekli kan kusuyordu. Bir dönem yollar kapanmıştı ve ona ilaç getirtmek de mümkün olmamıştı.
*** Eğer bu genç bu kadar ağır hasta olmamış olsaydı, bu iki genç öldürülmeyecekti. Ancak bir tanesi ağırlaşınca, ikisinin birden öldürülmesi kararı verildi ve benim bildiğim kadarıyla “Musko’nun tarlası”nda bulunan bir zeytin ağacının altına gömülmüşlerdi. O ağacın bugün orada olup olmadığını, kesilip kesilmediğini bilmiyorum. Ama bildiğim “Musko’nun tarlası”na gömülü olduklarıdır. Şubat ayında “rehin” alınan Andreas Petru ile Sokratus Yuannu, aynı yılın Eylül ayında, Andreas Petru’nun çok ağır hasta olması üzerine öldürülmüşlerdi.
*** Mesela Englezui diye bir başka Kıbrıslırum, silahlı olarak yakalanmıştı. Bu Englezui, Lurucina’dan Kıbrıslırumlar’ın rehin aldığı BBC ve Canpolat’la “takas”ta kullanılmıştı. BBC ve Canpolat’ı geri almak için, silahlı olarak yakalanan Englezui, Kıbrıslırumlar’a iade edilmişti. Bu iki gencin dışında başka birisi Lurucina’da öldürülmemiştir.
Bir diğer okurumuz ise şu bilgileri paylaşmak istediğini söyledi:
*** O dönem Lurucinalı kadınlar, bu iki gence her yemek pişirdiklerinde birer tabak götürüyorlardı. Köyümüzün kadınları, onlara çok bakmışlardı. Köylüler bu iki genç konusunda hassastılar.
*** Bu gençlere sürekli yemek götüren bir kadın vardı. Bir akşam bağırışlar duyunca dışarı çıkmış ve bu iki gencin, kaldıkları samanlıktan alınarak götürüldüğünü görmüştü. Bu kadın, gençleri alanlara “Bırakın kendilerini” diyerek, alınıp götürülmelerine itiraz etmiş ve onu götürenlerle kavga etmeye başlamıştı. Ancak onu götürenler “Sen gir içeri da kes sesini!” diyerek kadına kızmışlardı. Bu kadın da, gençlere bakıp onlara yemek götüren köyün diğer kadınları ve erkekleri de, bu iki gencin akibetinin böyle sonlanmasına çok üzülmüşlerdi... Bu kadın halen hayattadır ve zaman zaman Kıbrıs’ta, zaman zaman da yurtdışında yaşıyor...”
GEZMEYE GİTMİŞLERDİ...
Aynı tarihler arasında yayımlanan bir diğer röportajımızda ise Andreas Petru’nun eniştesi Andreas Aşşiotis’in anlattıklarına yer vermiştik:
“Andreas Petru’nun eniştesi Andreas Aşşiotis anlatıyor...
“O gün, motorla gezmeye gitmişlerdi...”
Lurucina’dan “kayıp” Andreas Petru’nun eniştesi Andreas Aşşiotis’le Celya’daki evinde konuşuyoruz...
Röportajımız şöyle:
SORU: Andreas Bey, kaç yaşındasınız?
ANDREAS AŞŞİOTİS: 72 yaşındayım... Ben aslen Aşşalı’yım (Paşaköy) ancak küçük yaşımda Aşşa’dan (Paşaköy) ayrılmıştık... Andreas Petru’nun kızkardeşi Andrula’yla evlenmiştim ve Küçük Kaymaklı’da yaşıyorduk. Eşim Andrula’yı yakın geçmişte, birkaç hafta önce kaybettim...
SORU: Bana eşiniz Andrula’dan “kayıp” Sokratus’un kızkardeşi Eleni bahsetmişti... Bir zamanlar temasta imişler...
ANDREAS AŞŞİOTİS: Evet, beni de aradıydı...
SORU: Andreas ve Sokratus’un başına gelenlerle ilgili neler biliyorsunuz?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Lurucina’ya götürülmüş olduklarını kesinlikle biliyoruz.
SORU: Nereden biliyorsunuz bunu?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Limbya köyünden bir arkadaşım, Lurucina’dan bir Kıbrıslıtürk çobanla konuşmuştu. Limbyalı bu arkadaşımın adı Yasemis idi. Lurucinalı bu yaşlı Kıbrıslıtürk çoban, arkadaşım Yasemis’e, Lurucina’da tutulan Andreas’a her sabah süt götürdüğünü anlatıyordu – Andreas, midesinden rahatsızdı, yaşlı çoban da sütü ona bunun için götürüyordu. O nedenle Andreas’ın orada tutulduğunu biliyorduk. Andreas Petru, midesinden rahatsızdı...
SORU: Kaçırıldıkları gün motosikletle nereye gidiyorlardı?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Gezmeyi severlerdi – yine gezmeye gidiyorlardı. Hatta ben onlara kızıyordum! O günlerde gençler barlara falan giderlerdi, ben ise onların ciddi olmasını istiyordum...
SORU: O yaşlı çoban başka neler anlatmıştı?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Bize gizlice konuşuyordu bu yaşlı çoban... Başının derde girmesini istemiyordu... Bu yaşlı çoban, Andreas Petru ile Sokratus Yuannu’nun 1967’ye kadar orada tutulduklarından emindi. Köfünye saldırısı olduğu gün, bu iki genci öldürdüklerini anlatıyordu... Bu yaşlı çoban, arkadaşım Yasemis’e “Artık onları aramayın” demişti, “çünkü bugün onları öldürdüler...” Bu, Grivas’ın Köfünye’ye saldırdığı gündü...
SORU: Ben buna pek ihtimal vermiyorum... Çünkü Lurucinalılar’a göre, altı ay süreyle orada tutulmuşlardı... Eğer bu yaşlı Kıbrıslıtürk çobanın iddiasına inanacak olursak, size göre, neden bu kadar uzun süre yani üç yıl boyunca onları rehin tutsunlardı ki?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Çünkü gençtiler ve aslında onları öldürmek istemiyorlardı...
SORU: Bunun doğru olduğuna inanacak olursak, öyleyse neden onları serbest bırakmamışlardı?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Onları serbest bırakacaklarını umuyorduk, o nedenle çok fazla üstüne gitmiyorduk. Köfünye saldırısı olmasaydı, belki de onları bırakacaklardı...
SORU: Bu “Köfünye teorisi”ni doğrulayacak başka herhangi bir şey duymuş muydunuz? Yoksa bu, yalnızca o yaşlı Kıbrıslıtürk çobanın anlattıkları mıydı?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Bu yaşlı Kıbrıslıtürk çoban, her gün onlara süt götürerek, kendi hayatını tehlikeye atıyordu – ancak bunun dışında başka herhangi bir bilgim yok... Bunun gerçek olduğuna inanıyorum çünkü bu çoban kendi hayatını tehlikeye atarak, Andreas ile Sokratus’a yardım etmeye çalışıyordu, öyleyse adam niye yalan söylesindi ki?
SORU: Limbyalı Yasemis hayatta mıdır?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Yaşıyorsa bile çok yaşlı olmalıdır şimdi. Ünlü bir sanatçı vardır, Yasemis’in oğludur sanırım. Belki onu bulursanız, Yasemis hayattaysa, ona ulaşabilirsiniz. Sofoklis Kaşkavunyas’tır bu sanatçının adı. Ya Yasemis’in oğlu, ya da kardeşidir... Ünlü bir tiyatro sanatçısıdır bu adam... Bu Sofoklis Kaşkavunyas’ın kaynatası ile bizim “kayıp” Andreas’ın babası, birlikte tornoculuk yapıyorlardı, birlikte çalışıyorlardı...
SORU: Bu yaşlı Kıbrıslıtürk çoban, onları nereye gömdüklerini söylemiş miydi?
ANDREAS AŞŞİOTİS: Hayır... “Galamyones” yani “Kamışlıklar”a gömüldüklerini Eleni Sokratus söyledi bana, senin yazından okumuş... Ben o bölgeyi bilirim...
SORU: Başka bir bildiğiniz varsa, söyleyiniz bize...
ANDREAS AŞŞİOTİS: Bu yaşlı çoban, Köfünye saldırısının olduğu gün yine onlara süt götürmeye gitmiş ama artık o tutuldukları yerde olmadıklarını görmüş ve öldürüldüklerini anlamış...
SORU: Benim ulaştığım bilgilere göre, bu iki gençten birisi – ki bu Andreas olmalı – çok ağır hasta olmuş... Sürekli kan kusuyormuş... Bunun üzerine öldürmüşler ikisini de...
ANDREAS AŞŞİOTİS: Bu yaşlı çoban Köfünye’nin “intikamını” almak üzere onları öldürdüklerini söylemişti... Çoban hangisinin Andreas, hangisinin Sokratus olduğunu bilmiyordu. Andreas çok esmerdi, çoban da midesinden hasta olanın “çok esmer olan” olduğunu anlatmıştı, yani Andreas’tan bahsediyordu...
SORU: Ben hiç böyle bir şey duymadım ama gidip araştıracağım... Aradan 44 yıl geçti – insanlar süreyi karıştırabilir... Bir de insanlar her iki tarafta da, pek çok hikaye uydururlar “kayıplar” konusunda – hangisinin “gerçek” olduğunu bulmak için, çok farklı kaynaklardan bunları doğrulatmak gerekir...”
(Devam edecek)