Lucifer’in isyanı

Derya Beyatlı

Hiçbirşey saf değildir diye vurdu ayağını yere. Bembeyaz yoktur, tıpkı kapkaranın da olmadığı gibi. Koyu kırmızıdır belki hiddet, ama içinde bir parça da yanılmış olma özlemini barındırır her daim. Mavinin serinliğini içine çekerken az da olsa korkarsın gelecekten. Biraz siyah karıştırırsın, fark etmezsin sen, huzurun rengi koyulaşır. Sırılsıklam severken paniklersin birden, bağlanmaktan korkar, pembe pancurlara mor tonlar katarsın.     

Kimse masum değil, hatta süt bile beyaz değil, başka renklere çalar durur. Beyaz ışığı ayrıştırdığında tüm renkleri bulursun içinde, işin güzelliği de bundadır. Gökkuşağı da böyle oluşur zaten. Hiç beklemediğin anda çıkar karşına, büyülenirsin. Yağmur yoksa gökkuşağı da yoktur, bunu çoktan öğrenmiş olmalıydın.

Ve siyah. Güneşi en çok çeken renktir o, inanmıyorsan fizik kitaplarını karıştır, seversin sen okumayı.

Cesarette korkuyu ara. Hiç zorlanmaz bulursun. Üstelik en cesurların en korkaklar olabildiğini bile görürsün yeri geldiğinde. İç konuşmalarına bak süper kahramanların, ne kadar korkuyorlar aslında düşmekten. Korku kamçılıyor ama. Hele kaybetme korkusu yok mu, cesareti doğuran da odur esas. Mucizeler çaresizlik toprağında büyür.

Korkmamak değil, korkuyu yenmektir cesaret. Çıkar kağıdı kalemi not al, korktuğunda okur, beni hatırlarsın.

İyiliğin ne anlamı kalır hem, kötülük olmasa ? Kızacaksın biliyorum ama senin iyiliğin benim kötülüğümden besleniyor, buna eminim. Ben yakıp yıkmasam, sen nasıl tamir edersin ? Kaybetmeden yeniden başlayabilir mi insan ? Hiç düşmeyen, ayağa kalkmanın gururunu tadabilir mi ? Üzülmeden mutluluğu görüp de tanıyan olmuş mudur tarihte ? Gidenler açmasa, gelenlere duvar olmaz mı kapı ?

Ben de bir meleğim diye devam etti, isyankar. Ben de bir meleğim. Beni de seni yaratan tanrı yarattı. Takdirleri hep sen topluyorsun da, ben bir şey diyor muyum, düşün bir. Kişilik bunalımlarına girip, ilahi adaleti sorguluyor muyum ?   Baksana her filmde, her romanda sen kazanıyorsun, ben eşyalarımı toplayıp sahneyi terk ediyorum. Ama unutma, ben olmasam sanat da olmaz, ne edebiyat, ne de müzik…

Acı yoksa, aşk da yok. İbadet bile bensiz anlamsız. En iyi rahibelerin kimler olduğunu sana hatırlatmama gerek yok sanırım.

Ben şeytanım evet, yıldırımlarımı seviyorum, kötülük yapmaktan zevk alıyorum. Doğru günahkarım, cezbediciyim ama bir yandan da. Işıl ışıl davetlerim. Sen bana siyahı layık görsen de, ismimin kökeni ışıktır benim. Romalılar sabah yıldızı demişler adıma, boşuna değil, tazelik bende.

Sen alışkanlıksan, ben aşkım.

Sen güvensen, ben heyecan.

İtaat senin için önemli. Ben isyanım, öfkeyim, başkaldırıyım.

Devrimci ruh bende var, sen anlamazsın. Devrim yapmaya kalksan kırmızı ışıkta durur, komik olursun.

Kaosun içindeki düzeni de yaratan benim. Ateşe kudretini veren de.

Tehlikeliyim belki, ama bir o kadar da şehvet yüklüyüm.

Fırtınayı ben koparırım, radikal adımları ben attırırım.

Zamanı durdurayım diye ruhlarını bana satar tek bir ana sıkışmış aşıklar.  

Hiç dilinden düşürmediğin sevgi bile ben ortaya çıkınca ancak değer kazanır, kaybedilince anlam bulur.

Savaşlar, açlık, haksızlık, dünyada yaratılan cehennem. Hepsinin vebali boynuma asılıyor benim. Suçluyum inkar etmiyorum,  uykularımın kaçtığı oluyor bazen geceleri. Heyhat, acıdan beslenenlerdenim, tabiatım böyle, kızamazsın ki bana. Hem senin ermişlerinden biri şöyle demişti :

‘Sokmak akrebin doğasında vardır. Benim doğamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?’

Bu sözü sırf senin başına kakmak için ezberledim, söyleyenin adını hatırlamıyorum, zorlama fazla !

Görüyorsun, beni sevmekten başka pek bir seçeneğin yok. Doğana aykırı hareket etme sen de. Bana söveceğine kalk bir mum yak, şaşıracaksın ama bunu söyleyeni de biliyorum üstelik, Konfüçyus. Hem biliyor musun, bu mızmızçılık da sana hiç yakışmıyor. Ben kaybetmeye mahkumum sonuçta, sen kazanmaya… 

Ve terk etti salonu Lucifer. Küçük zaferlerdi hep görüp göreceği, biliyordu. Her geçen gün onu acı sona daha da bir yaklaştırıyordu. Korkunun ecele faydası yok diye hatırlattı kendine, hem cesaret korkunun üzerine yürümektir.

Micheal gülümsedi arkasından, çok sık olmasa da haklı olduğu zamanlar da oluyor diye düşündü ve kalkıp bir mum yaktı, itaatkar.

9 Kasım 2013
Marsilya