Lübnan’da geçmişle yüzleşme girişimi... 1

Sevgül Uludağ

 GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEK İÇİN DÜNYADA NELER YAPILIYOR?

 

Öğrencilerin röportajlarından oluşan bir savaş günlüğü: “Bilmek istiyoruz!”

Geçmişle yüzleşmek için yakınımızdaki Lübnan’da da çeşitli adımlar atılıyor…
Lübnan’da tarih kitapları Lübnan’ın bağımsızlığını kazandığı 1943 yılından beridir değişmemiş…
Sömürgecilikten kurtulmuşlar ve “tarih dersleri” orada durmuş.
Uluslararası Geçiş Dönemi Adalet Merkezi (International Centre for Transitional Justice), Lübnan’da eğitim bakanlığı ve bir üniversiteyle birlikte, geçmişle yüzleşme konusunda bir adım atmışlar ve “Badna Naaref: Lübnan’ın savaş günlüğü”nü oluşturmak üzere proje geliştirmişler…
Bu projenin değerlendirmesini de Kıbrıs’tan akademisyen, bu konularda çalışmalarıyla bilinen Hristalla Yakinthu yapıyor.
Gelecek ay bu projeyle ilgili geniş bir değerlendirme yayımlanacak ancak projenin web sitesinde öğrencilerin yapmış olduğu röportajların özetleri, projenin anlatımı var…
“Bilmek istiyoruz” başlıklı projeye öğretmenler ve öğrenciler, sözlü bir tarih projesi oluşturarak girişmişler, ICTJ’in yardımlarıyla.

Bu konuda eğitim görmüşler ve gençlerden, tanıdıkları, bildikleri ve savaşı yaşamış çevrelerindeki insanlarla röportajlar yapmaları istenmiş… Gençler de bunu yapmışlar… “Kuşaklar arası konuşmalar: Bir savaş günlüğü” başlığı altında Şubat 2011’de başlatılan projeye Lübnan Eğitim Bakanlığı da destek veriyor ve projenin internet sayfasında yüzden fazla röportajın özetine yer veriliyor…

Bunlar videoya çekilmiş röportajlar…

Konuşanlar da 1975 ile 1990 yılları arasında Lübnan’daki savaşı yaşamış olanlar…
Röportajları yapan öğrenciler Beyrut’ta bulunan 12 tane devlet ve özel okulundan öğrenciler…
Öğrenciler, bu röportajlarda insanların savaş esnasında gündelik yaşamları, nasıl hayatta kaldıkları, ne tür acılar çektikleri üzerinde durmuşlar…

İnternet siteleri de interaktif biçimde tasarlanmış ki zamanla bu siteye eklemeler yapılabilsin…
Bir pilot proje olarak geliştirilen “Bilmek istiyoruz!”, özellikle genç kuşaklar arasında siyasi şiddetin yarattığı korkunç sonuçlar konusunda farkındalık geliştirmeyi hedefliyor… Öğrenciler bu projeyle ilgili deneyimlerini başka okullara da anlatabilecekler ve başka okullar da bu projeyi alıp uygulayabilecek.
ICTJ’in Lübnan’daki bu programını yürüten Carmen Abu Jaude, “Bu sözlü tarih projesi, çok ender bulunan, çok değerli bir arşiv oluşturdu ve kamuoyuna ve okullara, eğitim materyali olarak da bunu sunuyoruz” diye konuşuyor.

Öğrencilerin sözlü tarih projesine katılımını yöneten öğretmenler adına konuşan Olga Farhat, “Bu projede önemli olan şey, savaş zamanlarında gündelik hayatın insani yönüne bakmasıdır çünkü bu insani yön, tüm dini gruplardan, tüm bölgelerden, tüm siyasi bağlantılardan insanların anlayacağı bir şeydir. Siyasi ve askeri yönünden çok bu insani yön, insanların anlayabileceği bir şeydir… Proje, bugünün kuşağına kendi ana babalarının ve akrabalarının modern tarihimizde bu dönemle ilgili öykülerini keşfetmeleri için bir fırsattır” diye konuşuyor.

Bu projeye katılan öğrenciler bu dönemi ortaya çıkarmakta çok hevesli ve çok kararlıymışlar ve bunun neden Lübnan’da tarih derslerinde okutulmadığını sorguluyorlarmış.

Film yönetmeni Carol Mansur da proje ve projede yer almış olan röportajlarla ilgili bir belgesel hazırlıyor. Bu belgesel de okullara dağıtılarak, eğitime yardımcı bir araç olarak kullanılması olanağı yaratılacak. Aslında bu pilot proje, Lübnan’ın kanayan yarası olan kayıplar ve kayıp yakınları konusunda Avrupa Birliği ve Lübnan’daki İsviçre Büyükelçiliği’nin finansmanıyla başlatılan bir insiyatifin de parçası…

(ICTJ ve Badna Naaref internet sitelerinden derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ.)

DEVAM EDECEK

 

---------------------------

 

Lübnan’da öğrencilerin “Bilmek İstiyoruz!” sözlü tarih projesinden röportajlar…

“Hiçbir yerde güvende hissetmiyordum…”

Röportajı yapılan öğrenci, dedesiyle konuşuyor. Dedesi, 1998-1990 yıllarında bir sanayici ve bir fabrika sahibi olarak Lübnan’dan ayrılarak Kanada’da yeni bir şirket kurmaya gitmişti. Fabrikası istediği gibi çalışmıyordu ve savaş uzadıkça çalışma koşulları giderek daha dayanılmaz hale geliyordu. Güvenlik nedeniyle aile de Ras Beyrut bölgesinden daha güvenli bir bölge olan Rabieh’ye taşınmıştı.

Ancak röportaj yapılan şahıs, ister Ras Beyrut’ta, ister Rabieh’de olsun artık hiçbir yerde kendini güvende hissetmediğini anlaıyor. Ona göre savaşın anlamı yaygın bir güvenlik eksikliğiydi… “Savaşın en önemli yönü, güvenlik eksikliğiydi” diyor.

Kanada’ya göç etmiş olan bu dede, orada da zorluklarla karşılaşınca geri dönmüş…
Röportajı yapan şahıs, kendi dedesiyle röportaj yapıyor ve bu dedeye göre 1975 ile 1990 yılları arasında üç defa kaçırılmış.

Birincisinde fabrikasında çalışan bir işçi bir iskeleden düşünce ondan çok yüksek bir tazminat istemiş ancak dedenin bunu verecek kadar parası yokmuş. İkinci kez kaçırılması, Hristiyan Yunan Ortodoks inancına bağlılığı gerekçe yapılarak kaçırılmış. Doğu ile Batı Beyrut arasındaki sınırda Ras Beyrut’tan dönerken kaçırılmış ve iki metrekarelik bir odaya kapatılmış, burada beş-altı başka şahıs daha varmış, onlar da kaçırılmış. Burada dört beş saat tutulmuş, onu kaçırmalarının gerekçesini “Sen Müslümanlar’la birlikte yaşıyorsun” diye açıklamışlar.

Üçüncü kez kaçırılacağı korkusuna kapılmış. Filistinliler’e ait bir barikatta çok korkmuş. Ancak fabrikasından eski bir işçisi onu tanıyınca, onu alıkoyanlar serbest bırakmışlar… “Tam bir kaçırılma değildi fakat kaçırılacağım diye çok korkmuştum” diyor.

Filistinli işçiler, Hristiyan patronlarını tanıyınca, ona fazla sorun çıkarmadan onu serbest bırakmışlar… Beyrut’un her iki yakasında da yaşamaları, Filistinli işçilerin onu serbest bırakmaları, bu dedenin belleğinde “insanlar arasındaki dostluk anılarını” getiriyor… “Müslümanlar, Hristiyanlar ve Dürziler arasında kardeşlik ilişkileri vardı, birbirlerini severler sayarlardı, aralarında düşmanlık yoktu bir zamanlar” diyor…

Ona göre “Savaş saçma bir şeydi…” Bu dede, savaşın yalnızca “işe yaramaz bir şey” değil, aynı zamanda “saçma bir şey” olduğuna inanıyor. “Savaşa gitmek için deli olmanız lazım” diyor. Ona göre büyük amaçlar uğruna verilen savaşlar, temelde hiçbir şey değiştirmiyor ve yeryüzündeki bu zamanı birbirini severek geçirmek gerekiyor… “Bunu öğrenmemiş olanların da öğrenme zamanı gelmiştir” diye konuşuyor.