“Lefkoşa’da Yeşil Hat’tı çizen adam, Britanya Hava Kuvvetleri Albayı Mark Hobden idi…” 

Sevgül Uludağ

OKURLARIMIZ BİLDİKLERİNİ PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYOR…

 

Bir İngiliz okurumuz, bize gönderdiği notta, Lefkoşa’da Yeşil Hat’tı çizen adamın, Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde albay olan Mark Hobden olduğunu belirtti. Daha önce bu sayfalarda bu Yeşil Hat’tı çizen şahsın General Young olduğunu yazmıştık ancak İngiliz okurumuz, BM Barış Gücü’nün “Blue Beret” (“Mavi Bere”) dergisinde de yer alan bir yazıda, Hobden’in Lefkoşa’da “Yeşil Hat”tı çizen şahıs olduğuna dikkati çekti. İngiliz okurumuz, “Evet, orada General Young da vardı fakat kalemi eline alıp da yeşil kalemle haritaya Yeşil Hat’tı çizen şahıs, Mark Hobden idi” dedi ve şu bilgileri paylaşmak istediğini söyledi:

***  Lefkoşa’da Yeşil Hat’tı çizen şahıs, General Young değil, Mark Hobden idi. Evet, aynı odada General Young da vardı fakat yeşil mürekkepli kalemi eline alıp da harita üzerinde Yeşil Hat’tı çizen şahıs, Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde albay olan Mark Hobden idi…

***  BM Barış Gücü’nün iki ayda bir yayımlanan “Mavi Bere” dergisinde Peter Singlehurst’ün kaleme aldığı ve derginin Mayıs-Haziran 2013 sayısında yer alan bir habere göre, Hobden 7 Nisan 2013’te vefat etti. Ben sizin için bu dergide yazılmış olanları özetleyerek, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışacağım. Mavi Bere dergisindeki yazı şöyledir özetle:

***  21 Aralık 1963’te iki toplumlu çatışmalar ardından, Noel günü, Ağrotur’daki Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde Hobden’le emrindeki adamlar, Noel yemeği yerken, bir emir gelmişti ve artan şiddet nedeniyle derhal Lefkoşa’ya gitmeleri emredilmişti. Bu emir, Büyük Britanya, Yunanistan ve Türkiye’nin üçlü bir Ortak Ateşkes Gücü (Joint Truce Force) kurma ve ateşkesi uygulama kararı çerçevesinde Hobden’e verilmişti.

***  “Mavi Bere” dergisinde yer alan yazıda da belirtildiği gibi, bu Ortak Ateşkes Gücü ya da Ortak Barış Gücü, yasa ve düzeni tesis etmek amacıyla 7,800 kişilik bir kuvvetten oluşacaktı – Britanya’dan 6 bin, Yunanistan’dan bin ve Türkiye’den de 800 asker bu güçte yer alacak ve Tümgeneral Peter Young’ın komutası altında olacaktı bu güç…

***  Hobden’e verilen emirler, öncelikle Ledra Palace Oteli’nde merkezini oluşturduktan sonra, çatışan güçleri ayırmasını öngörmekteydi. Hobden ve ekibi “Wing 3” Lefkoşa’ya vardıktan sonra, yoğun devriyeler başlatmışlardı – ancak bu devriyeler büyük tehlike altındaydı çünkü iki toplumlu çatışmalar hala devam ediyordu ve Britanya askeri araçları üzerindeki İngiliz bayraklarına iki toplumun çatışan güçleri pek de önem vermiyordu.

***  Durum biraz dengeye kavuştuktan sonra Tümgeneral Young, üst düzey personelini toplantıya çağırarak bir durum değerlendirmesi yapmak istedi ve işte bu toplantıda Hobden, Lefkoşa’nın merkezinde bazı deneyimler yaşamış olduğundan, şehrin nasıl bölünmesi gerektiği hakkında fikrini açıkladı. Hobden, yeşil renkli bir penna alarak Üçlü Karargah’la Britanya Hava Kuvvetleri’ne ait büyük bir harita üzerinde Lefkoşa’nın nasıl bölüneceğini çizdi. Tümgeneral Young da bunun akla yakın ve pragmatik bir çözüm olduğunu belrtti ve böylece bugün bildiğimiz şekliyle “Yeşil Hat” oluşturulmuş oldu. Fakat daha o günlerde dahi bu Yeşil Hat’tın “ideal” olmadığı ve sorunlara yol açacağı bilinmekteydi. Yeşil Hat’tın çizilme şekline kızan Başpiskopos Makarios – kendisi Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ydı – çizilmiş olan haritaya göre, başpiskobosluk sarayının Türk tarafında kalmasını protesto etmişti!

***  Hobden, Lefkoşa’da aktif bir rol oynamaya devam etti, ta ki BM Barış Gücü oluşturularak İngilizlerin öncülüğündeki Ortak Ateşkes Gücü’nün yerini alıncaya kadar da aktif oldu. Bu dönem içerisinde, bir et fabrikasında kısılan ve çevreleri bazı silahlı Kıbrıslırumlar tarafından sarılan bazı Kıbrıslıtürkler’in hayatını kurtardı ve böylece Britanya basınında da bu olaydan ve onun adından söz edildi. Haberlere göre yardımcılarından O’Dwyer-Russell’la birlikte gittiği et fabrikasında, burada çalışan sivil ve silahsız Kıbrıslıtürkler’i öldürmeyi planlayan bazı silahlı Kıbrıslırumlar’la karşı karşıya kaldı. Bu olayın ayrıntılarını yayımlayan Daily Mail gazetesine göre, Hobden’in yardımcısı O’Dwyer-Russell’in yarı otomatik Sterling marka bir makineli tüfeği vardı ancak başka silahları yoktu… Hobden ve yardımcısı iki grup arasında durarak, Kıbrıslıtürkler’in fabrikadan herhangi bir zarar görmeksizin ayrılmalarını sağlamışlardı.

***  1964 yılında Mart ayında BM Güvenlik Konseyi kararıyla BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) oluşturulmasıyla birlikte, Ortak Ateşkes Gücü devreden çıkarılmış ve böylece Hobden de Ledra Palace Oteli’ndeki merkezini dağıtarak, yeniden Ağrotur İngiliz Üsleri’ndeki merkezine dönmüştü… Otelden ayrılırken, otel yöneticisi Hobden’e faturayı uzatmıştı: 2.5 milyon Kıbrıs Lirası tutarında bir faturaydı bu! Elbette Hobden bu parayı ödemeyi reddetti ve İngilizler’in müdahalesini isteyenin Kıbrıs Cumhurbaşkanı olduğuna göre, bu faturanın Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gönderilmesi gerektiğini söyledi.

***  Hobden, 18nci yaşını bitirir bitirmez, Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne katılmıştı. 5 Şubat 1942’de yeni oluşturulan Britanya Hava Kuvvetleri Birliği’ne gönderilmişti. İkinci Dünya Savaşı sırasında çıkarmaya katılmış ve Schleswig-Holstein’de SS Panzer birliğinin teslim olmasıyla, savaş sırasındaki hizmetleri de orada sona ermişti.

***  Hobden, İkinci Dünya Savaşı ardından Irak, Kanal bölgesi ve Almanya’da hizmetlerini sürdürmüş ve sonra da Kıbrıs’a gönderilmişti. Kıbrıs’tan sonra Aden’de, İngiltere Savunma Bakanlığı’nda ve Almanya’da Britanya Hava Kuvvetleri Merkezi’nde çalıştı, Temmuz 1972’de ise emekliye ayrıldı.  Hava Kuvvetleri Albayı Mark Hobden, 7 Nisan 2013’te hayata gözlerini yumdu.

***  Yine Daily Telegraph gazetesinde yer alan bir başka yazıya göre, vefat ettiğinde 91 yaşındaydı Hobden. Mark Frederick Hobden, Haywards Heath’te 13 Mart 1922 tarihinde dünyaya gelmiş ve Purley Bölge Okulu’na gitmişti.

***  Daily Telegraph’taki yazıya göre, emekliliğinden sonra Holden British Aerospace’te hava savunma sistemi Rapier üzerinde çalışmış ve Abu Dabi’ye giderek buradaki yerel savunma kuvvetlerine eğitim vermişti. 1978’de Tahran’a gitmiş fakat eşiyle birlikte yedi ay sonra, darbe ardından buradan çıkarılmak durumunda kalmıştı. Bundan sonra 20 sene boyunca İspanya’da yaşamış ve 2006 yılında İngiltere’ye geri dönmüştü. Mark Hobden’in ilk evliliğinden bir kızı, bir de oğlu bulunuyor.

***  Size biraz da Ortak Ateşkes Gücü’nden söz etmek isterim… “Askeri Tarih” sitesinden edindiğim bilgileri de sizlerle paylaşacağım. İki toplumlu çatışmalar başladıktan sonra hızla oluşturulan Ortak Ateşkes Gücü’nün merkezi olarak aslında Cornaro Oteli seçilmişti – Cornaro Oteli’nde bazı Kıbrıslırum askerler buradan çıkarılmış ve Cornaro Oteli, Ortak Ateşkes Gücü’nün merkezine dönüştürülmüştü. Ortak Ateşkes Gücü’nün maksadı, Yeşil Hat Anlaşması’nı uygulamaktı. Bu Yeşil Hat anlaşması, 26 Aralık 1963 tarihinde saat 06.35’te yürürlüğe sokulmuştu.

***  “Askeri Tarih”  (https://www.militaryhistories.co.uk/greenline/) sitesinde belirtildiğine göre Tümgeneral Young, bu ateşkes esnasında neler yapılacağını sıralamıştı. Genel olarak ateşkesin bir tanımlaması yapılmıştı – Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’a tıbbi yardım yapılacaktı. Her iki tarafın da saldırı korkusu olmadan yaşayabilecekleri güvenin tesis edilmesi önemliydi. Cumhurbaşkanı Makarios ile İçişleri Bakanı’yla, bazı noktalardan polisi geri çekmeleri için temas kurulacaktı. Kıbrıslırumlar’dan el koymuş oldukları bazı Kıbrıslıtürk mülklerinden çıkmaları istenecekti. Bu kararlar uyarınca Ortak Ateşkes Gücü’nün merkezi Cornaro Otel’de oluşturulacaktı.

***  Cornaro Oteli Yeşil Hat’ta idi ve Britanya Yüksek Komiserliği’nin sadece 400 metre kadar batısındaydı. Otel, bazı Kıbrıslırum kuvvetlerin birkaç gündür işgali altındaydı ve o kadar da temiz ve eski günlerdeki gibi rahat bir yer değildi.

***  30 Aralık 1963 günü saat 15.00’te Ledra Palace Oteli’ne de ziyaret yapılacaktı – üst katlar, Britanya’nın 1 Glosters gücünün merkezine dönüştürülmüştü. Balkonlardan Türk tarafı ile Rum tarafındaki mevziler ve kum torbaları açıkça görülebiliyordu. Ledra Palace Oteli de, Yeşil Hat üzerindeydi.

***  Ortak Ateşkes Gücü’nün talebi üzerine Britanya Hava Kuvvetleri kendilerine bir helikopter tahsis etmiş ve bu helikopter 31 Aralık 1963’te Cornaro Oteli’nin yakınına inmişti. Bu helikopter dört kişi taşıyabiliyordu ve yakınlardaki köyleri ziyaretlerde kullanılacaktı.

***  7 Ocak 1964’te kuşku duyulan şahısları yoklayıp tutuklama yetkisinin Kıbrıs polisinde olduğu üzerinde uzlaşmaya varılmıştı. Aynı prensipler, “düzgün biçimde oluşturulmuş üniformalı Kıbrıslıtürk polisi” için de geçerliydi…

***  Bundan sonraki günlerde Ortak Ateşkes Gücü’nün ele alması ve izlemesi gereken olaylar o kadar çoktu ki, nefes alacak fırsat bulamıyorlardı…

***  Şunu da önemle eklemek istiyorum: Yeşil Hat çizgisi çekilirken, orada İngilizler, Türkler, Yunanlılar, Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar vardı. İngiltere Dışişleri Bakanı Duncan Sandys, 28 Aralık 1963’te Lefkoşa Havaalanı’na inmişti ve Tümgeneral Young ve yerel askeri ve siyasi liderlerle uzun tartışmalar ardından Sandys, bir Siyasi İrtibat Komitesi oluşturmuştu – bunun amacı iki toplum arasındaki ateşkesi sağlamaktı. İlk toplantı Britanya Yüksek Komiserliği’nde yapılmıştı ve bu toplantıya Türk ve Yunan Alayları’nın Komutanları da çağrılmıştı. Tarih 29 Aralık 1963 sabah saat 09.20 idi.

***  Duncan Sandys, Tümgeneral Peter Young (ki kendisi kara kuvvetleri komutanı idi), Britanya’nın Kıbrıs Hava Kuvvetleri ve Yakın Doğu Kuvvetleri Komutanı Mareşal Denis Barnett, Britanya Yüksek Komiseri, Türkiye ve Yunanistan’ın Kıbrıs Büyükelçileri, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum toplumlarından delegasyonlar, Türk ve Yunan Alayı komutanları, Tümgeneral Young’ın toplantıya davet etmiş olduğu kendi personeli, Britanya Yüksek Komiserliği Savunma Danışmanı Albay John Sale de vardı. Bazı İngiliz isihbarat görevlileri ise, bitişikteki pasaport ofisinde beklemedeydi.

***  29 Aralık 1963’te saat 17.00’de Siyasi İrtibat Komitesi bir kez daha uzun bir toplantı için bir araya gelecekti… Tümgeneral Young’ın istihbarat görevlisi Binbaşı Perrett-Young ise, “yeşil” renkli kalemi Piskobu’dan harita kutusu içerisinde getirmesinin tesadüfi bir seçim olmadığını anlatacaktı. Çünkü Kıbrıslıtürkler kırmızı, Kıbrıslırumlar lacivert/mavi rengi seçmekteydi her zaman, kendilerini temsilen – “Bu duyarlılıkları dikkate aldığımdan, yaptığım seçim bilinçli bir seçimdi… Yeşil renkli kalemler daha çok mayın tarlalarını ve mevzilenmeleri marke etmek üzere kullanılan bir renkti ve kırmızı veya mavi renkten daha az tartışma yaratacak bir renkti…”

***  Yeşil Hat çiziliyor, düzeltiliyor, tekrar çiziliyordu – ta ki taraflar bu Yeşil Hat üzerinde bu toplantıda uzlaşıya varabilsinler… Böylece toplantı Pazartesi 30 Aralık 1963’te sabah saat 05.00’te sona ermişti – Duncan Sandys, anlaşmadan bu odadan çıkmayacaklarını açıkça ta başından belirtmişti ve sadece bir saat mola verilmişti toplantı esnasında.

*** Yeşil Hat üzerinde uzlaşmaya varılınca, haritanın kopyaları çıkarılarak gerek Britanya Yüksek Komiserliği’ne, gerek Ortak Ateşkes Gücü birliklerine, gerekse devriye yapacak olan birliklere gönderilecekti.

Bu İngiliz okurumuza paylaşmış olduğu bu değerli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz…