“Lefkoşa-Baf hattından Roma ve Sulmona’ya notlar...”

Sevgül Uludağ

Ulus Irkad

Kızım Dize Irkad, yaklaşık yedi aydır Güney Kıbrıs’ta (Kıbrıs Cumhuriyeti’nde) AB ve Erasmus projeleri hazırlayan “Stando” adlı bir şirkette proje sorumlusu olarak çalışmakta.   Güney Kıbrıs’ta sınıra yakın olan bu şirket  aslında adanın yerli halkına da hizmet vermekte, çocuk ve yaşlılara dönük çeşitli program ve projeler de yürütmektedir. Şirketin mükemmel ve çok düzenli çalıştığını yakından bilmekteyim. Kızım bu gibi projelerin denetlenmesi ve tanıtılması için de her ay bir Avrupa ülkesine ziyaretler gerçekleştirmekte, o ülkelerin gene AB ve Erasmus projeleri yürüten şirket ve derneklerine sunumlar yapmakta, onların eğitim ve çeşitli atölye çalışmalarına katılarak Kıbrıs’ı ve şirketi “Stando”yu tanıtmaktadır. Kızım, Haziran ayı içinde 5-10 Haziran 2022 tarihleri arasında, İtalya’da Roma’ya yaklaşık 3 saatlik uzaklıkta bulunan Sulmona adlı bir kasabada “Web-Per-Tutti” adlı daha fazla yaşlı kesimlere yönelik projeler uygulayan bir derneğin çeşitli etkinlikleri ile sunum programına davet edildi. “Stando” şirketi bu defa kendisine (Daha önce bir önceki ay, bir hanım öğretmenle İngiltere’de bir sunuma katılmıştı) yanında yakınlarından eğitimle ilgili biri ile de bu sunuma katılabileceğini söylemişti. Kızım hiç gecikmeden bana bu programa katılma teklifini birkaç hafta önce iletmiş ve ben de hazırlıklarıma girişmiştim. Geçen seferki seyehatleri Larnaka Havaalanı’ndan olan kızım Dize Irkad, bu defa ise lüks ama ucuz ve de adeta bir turizm patlaması yaşayan adanın en uzak şehri, yani benim hem doğum yerim hem de 18 yaşıma kadar yaşayıp, 1974 savaşı nedeniyle ayrıldığım, çocukluk ve ilk gençlik anılarımın geçtiği Baf Havaalanı’ndan, İtalya-Roma’ya oradan da sunum ve tartışma programlarında yer alacağımız Sulmona’ya kadar benimle seyehat edecekti. Orada daha fazla “Ryanair” şirketi Londra ve Roma gibi çeşitli Avrupa ülkelerine hava seferleri düzenlemekteydi. O, sunum yapacak ben de geçenlerde eğitimde DR. (Doktor) payesi aldığım için, kültürel, eğitimsel ve de çeşitli alanlardan gelecek soruları yanıtlayacak, adeta birbirimizi tamamlayan bir ikili olacaktık. Kızım, hiç gecikmeden biletleri kesmiş ve bana da gerek kimliğimin gerekse pasaportumun süresinin geçmediği konusunda kontrollere girişmemi de öğütlemeyi ihmal etmemişti. Bu konuda bir kazaya uğramak istemiyordu ki , bana yaptığı uyarılarla kontrol ettiğimde ne pasaportumun ne de kimliğimin süresinin geçmediğini ortaya çıkarmıştım.

 

SEYHATİMİZ İÇİN GÜN GELİP ÇATIYOR

Kızım işi gereği Lefkoşa’da (Kuzey) kalıyor ve her gün Metehan Kapısı’ndan geçip Güney’deki işine düzenli bir şekilde gidip geliyor. 5 Haziran Pazar günü arabamı alıp önce onun kaldığı kiradaki evine, daha sonra da kendi arabamı bırakacağım amcamız Ata Irkad’ın evine uğradım. Arabam amcamda beş gün bekleyecekti. 10 Haziran’da da geldiğimde amcamın evinden arabamı alıp Mağusa’ya hareket edecektim. Roma’ya, Baf Havaalanı’ndan uçacağımızdan ötürü yolculuğumuza Lefkoşa’dan, 5 Haziran Pazar günü öğleyin saat 13.30 sularında başladık. Hemen Metehan Kapısı’ndan geçip Baf Havaalanı’na doğru seyehatimizi sürdürdük. Daha düzenli olduğu için Limasol dışındaki otoban üzerinden Baf’a doğru yolculuğumuza devam ettik. Uçuşumuz akşam üzeri saat 20:00’de olacağı için yavaş ve de rahat bir yolculuk gerçekleştirdik. Bu arada Limasol yakınından geçmekteyken Limasol limanında yaklaşık dört veya beş Cruise feribotunun beklemekte olduğunu da farkettik. O sırada bu beş Cruise feribotunun en az 20-25 bin yolcu demek olduğunu ve de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin pandemiden dolayı olan ekonomik sorunlarını atlatarak başarılı bir şekilde eski durumundan da daha iyi duruma geldiğini farkettim. Bir de bizim durumumuzu düşündüm. Kıbrıs Cumhuriyeti ekonomik yükselmeye hazırlanırken bizde ise mecliste dıştan kaynaklanan protokol rahatsızlığı ve de gazetecilerle düşünenlere getirilecek cezalar tartışılmaktaydı. Bu durumu Orta Çağlarda kaleler kuşatılırken rahip veya papazlarının “Bizi kurtaracak kız melekler mi, erkek melekler mi” boş ve gerici tartışmasına benzettim. Biz protokol denilen rahatsızlıkla cebelleşirken Güney Kıbrıs kalkınmaktaydı diye düşünerek gerçekten gülümsedim.

Baf Havaalanı’na varışımız saat 16:00’yı bulmuştu. Ne de olsa bu yolları ben 48 yıldır unutmuş, otobanında ise hiç araba kullanmamıştım. Kızım arabasını Havaalanı’na yakın bir özel parka bırakarak 15 Avro peşin ödemeyle o özel otoparkta güvene aldı. Otopark sorumlusu da bizi oradaki lüks özel bir minibüsle Havaalanı’na bıraktı. Şunu da söyleyeyim kızım bu yerleri Baf Havaalanı ve otopark dahil telefonundaki konum belirleme ile çok kolay bulmuştu. Daha vakit gelmediği için havaalanında daha “check in” yapılmadığı için bir içki ve yemek kafeteryasına oturup hem birşeyler yemek ve hem de birşeyler içmek için beklemeye başladık. O sıralarda bizim “Ercan Havaalanı”ndan küçük olmasına rağmen Ryanair uçaklarının dakikalar içinde onlarca iniş gerçekleştirerek, hem Baf’a hem de Kıbrıs’a binlerce turisti getirdiklerine şahit oldum. Öğrendiğime göre kişi başına çok ucuz bilet fiyatlarıyla Avrupa’nın çok uzak beldelerinden onbinlerce turist Kıbrıs’a gelip tatil yapmakta ve Kıbrıs da bir şekilde döviz geliri elde etmekte, Baflılar Pandemi’den dolayı ortaya çıkan gelir gerilemesini şimdi telafi etmeye başlamışlardı. Benim de kafamda şu anda mecliste bulunanların kendi ülkelerindeki boş kararları ve de medyaya karşı alacakları protokol kararları vardı. Güney turizmden kar yapıp Avro kazanırken, Kuzey ise daha da gerileyeceğini bile bile ve de turistlerin bile gelmekten korkacağı önlemler almak için kendi kendisiyle cebelleşmekteydi.

 

ROMA’YA DOĞRU HAVALANIYORUZ

Saat 20:00’de uçağımız bir Ryanair uçağı olarak havalandı. Biz uçağa binerken havaalanına daha yeni varan yüzlerce yolcu polis kontrolünden geçmek için sırada beklemekteydi. Ucuz uçak bileti elde ediliyordu ama uçakta herşey su dahil para ile satılmaktaydı. Avrupa’da bu yöntemin yaygın olduğunu artık farkediyordum. Çeşitli yiyecekler, losyonlar (Erkek ve kadın) bu arada Avrupa Birliği Piyango biletleri bile uçak içinde yolculuk sırasında satılmaktaydı. Uçuş biletlerinin ucuz olmasındaki sırrın bu tip bir hizmetten kaynaklandığını sanıyorum. Yaklaşık üç saatlik bir uçuştan sonra Roma’ya varıyoruz ve hiç bekletilmeden pasaport kontrolünden sonra Roma Havaalanı’nın dışında buluyoruz kendimizi. Saat 23:00 civarında artık Sulmona’ya gitmek için hazırız ve Sulmona otobüsü biraz sonra bizi alıp Roma’ya yaklaşık iki buçuk-üç saatlik uzaklıkta bulunan dağlar arasında, yaklaşık 25 bin civarında nüfusu olan yemyeşil dağ ormanları arasında ve de göllerle akarsuların beslediği, dağ zirvelerinde, hala Kış’tan kalan karların bulunduğu cennet gibi bir beldeye gitmek üzere yola koyuluyoruz.

 

SULMONA KASABASINA VARIŞIMIZ

Gerek Kıbrıs’ta Baf’a yaptığımız uzun yolculuk ve gene Roma Havaalanı’ndan başlayan ve Roma’nın Batısı’na doğru olan yaklaşık üç saatlik yolculuğumuz bizi bayağı yoruyor. Üç saatlik yolculuğumuz sırasında bazı köylere de uğruyoruz ve seyehatimiz saat sabahın ikisine kadar sürüyor. Sulmona’ya yakın bir otobüs durak yerinde durup otobüsten iniyoruz. Kızım sabahın tam ikisinde “Web-per Tutti” Derneği ileri gelenlerinden sevgili Pablo Lucantoni’yi, bizi oradan alıp kasabadaki dernek yakınında bulunan otele götürmesi için telefonla arıyor. Pablo, saatin uygunsuzluğuna bile aldırmayıp bir on dakika kadar sonra bizi arabasıyla oradan alıp hemen otelimize götürüyor. Tüm diğer ülkelerden de gelen arkadaşlarımız da saat sabahın 10:30’unda etkinliklerin yer alacağı dernek binasında olacaklar. Atölye çalışmaları, sunumlar ve sempozyumlar dernek binasında olacak.

 

SULMONA HAKKINDA

Sulmona aslında bir dağ kasabası. Aynen bizim Girne gibi kasabanın arkasında dorukları hala karla kaplı dağlar var. Tabi bu dağlar bizim Beşparmaklardan daha yüksek. Koskoca dağlar. Bu yüzden dağların en üst etekleri Haziran ayının beşinci günü olmasına rağmen hala karlı. Karlar eriyor ve suyun bir kısmı elektrik üreten tesislere giderken bir kısmı da kasabaya su veren depolara gitmekte. Gene kasabanın içinde birçok yerde bu sular ta çarşı içinde ve kasaba meydanlarında bile halka içmesi için devamlı akıp soğuk soğuk sularla yaz sıcağında serinlemesini de sağlamakta. Evlere giren sular da soğuk soğuk. Burada çeşme suları kirlenmemiş, kireçlenmemiş, bizdeki gibi şişelerde satılmıyor. Halka parasız olarak veriliyor ve halk da bundan memnun. Bu arada Sulmona halkı bayağı kültürlü, temizliğiyle, ta Romalılardan kalan tarihi yerlere olan saygısıyla ve de gerek parklarda gerekse kütüphane ve taşıma araçlarında bol bol okumasıyla hem benim hem de kızımın dikkatini üzerine çekti. Kızım da devamlı benim gibi bu konuları dile getiriyor ve sık sık kasaba halkının okuduğunu söylüyordu. Mesela Romalılar döneminden Roma Edebiyatının en büyük hiciv yazarı Ovid de bu kasabanın sakinlerindendi. Ovid’in Roma Kralı Avgustus’u hicvettiği için onun gazabına uğradığı da nakledildi bizlere. Sulmona Kasabası, İtalya’nın önemli fay hatları üzerinde olduğu için tarihte birkaç kez depremlerle oldukça büyük tahribat görmüş. Bu depremler sırasında tarihi yapılar ve kiliseler büyük tahribat görmelerine rağmen aslına uygun veya değil restore edilmişler. En son deprem 2009 yılında olmuş ve kasaba büyük hasar görmüş. Deprem öncesinde kasabada 28 bin insan yaşarken şu anda nüfus 3 bin kişi azalarak 25 bin civarına düşmüş.

 

“WEBPER TUTTİ” DERNEĞİ

Dernek birçok alanda etkinlik gösteriyor. Yaşlı kesimlerle gençler ve çocuklar bu derneğe üye olup birçok alanda verdiği kurslara katılabiliyorlar. Derneğin üyelerinden toplayıp çeşitli alanlar için kullandığı aidatlar yanında, sürdürdüğü, AB ve Erasmus gibi kuruluşlara da sunduğu çeşitli proje talepleri oluyor. Bu konularda Kıbrıs’tan kızım Dize Irkad’ın da çalıştığı “Stando” şirketiyle de temas kuruyor. Dernek Dans, tiyatro, dijital çalışmalar, Kitap okuma, dijital resim gibi birçok alanda faaliyet göstermekte, kurslar düzenlemekte. 5-10 Haziran 2022 tarihleri arasındaki uluslararası etkinliği gene bu dernek düzenlemiş.

 

 ETKİNLİK VE SUNUMLAR BAŞLARKEN

Sulmona’ya 5 Haziran’ı 6 Haziran’a bağlayan sabaha yakın saatlerde varıyoruz ve arkadaşımız Pablo bizi otelimize bıraktıktan sonra yaklaşık sekiz saat uyuyarak yorgunluğumuzu atıyoruz. Sağlığımıza ters olmasına rağmen Avrupa’nın şekerli keyik ve tatlılarıyla dolu bir İtalyan kahvaltısından sonra otelden çıkıp hemen orada bulunan “Webper Tutti” Derneği’nin merkezine gidiyoruz. Son derece iyi hazırlanmış salonda biraz sonra dernek üyesi Maria adlı bir İtalyan arkadaşımız bizi en başta İtalya, sonra da Avrupa ve İtalya modern şehirciliği ve şehirlerin nasıl geliştiği konusunda slide’larla süslenen çok güzel bir bilgi veriyor. Tabi oturum başlamadan önce gene derneğin ileri gelenlerinden Pablo Lucantoni ve hanımı Gratzia Lucantoni bizleri program hakkında aydınlatıyor. Programın saat ve saat gün ve gün nasıl devam edeceğini söylüyorlar. Avrupa mimarisi, tarihi ve şehirlerin gelişmesi konuşmasından sonra Bayan Maria bizlere bu konuda konuşmalar yapmamız ve tartışmamız, hatta kendisine de sorular sormamız fırsatını veriyor. Oraya gelen çeşitli ülkelerden arkadaşlarımız da bu konuda fikirlerini açıklıyorlar, görüşlerini söylüyorlar. Maria’ya Roma dahil şehirlerde gökdelenlere yer verilmesinin ne kadar zararlı olduğunu soruyorum. Maria, bana New York tipi yapılanmalara AB normlarının da karşı olduğunu ve eğer yüksek binalar yapılacaksa bunların şehir merkezlerine değil, dışına doğru yapılması gerektiğini ve en fazla 9 veya on kata kadar en uygun yükseklikler olduğunu, Roma’da buna çok dikkat edildiğini söylüyor. Bu arada New York’ta yüksek gökdelenler olmasına rağmen şehrin ortasında çok büyük bir ormanlık parkın olduğunu da ekliyor. Şehirlerin yeşilliğe ve parklara bu arada kanalizasyon sistemlerine dikkat ve önem verilerek yapılanmaları gerektiğini belirten Maria, bu arada Güney İtalya’da şehir yapılanmalarına dikkat edilmediğini de ekliyor. Bu oturumun tartışmaları da bayağı uzun oluyor.

OTURUMLARDAN SONRA ŞEHİR İÇİ VE ŞEHİR DIŞI GEZİLERE BAŞLADIK

Birinci gün şehir ve şehircilik üzerindeki oturumdan sonra kasaba içindeki tarihi yerleri tanımak için gerek Dernek üyesi hanım arkadaşların gerekse bize şehircilik üzerinde sunumda bulunan Maria arkadaşımızın da rehberliğinde, tüm kasabanın tarihi eserlerini de kapsayan bir kasaba turu yaptık. Bu turumuz sırasında hemen hemen tüm tarihi eser ve kiliseleri gezdik. Şehir içinde 17 kilise bulunuyor. Bunların 16’sı Katolik ve bir tanesi de Protestan kilisesiydi. Depremler sırasında büyük hasar gören bu kiliseler en son yine şehir restore edilirken onlar da restore edilmiş. Arkadaşların söylediğine göre 2009 yılındaki deprem bayağı şiddetliydi ve kasabaya en fazla zarar veren deprem olmuş.

 

GECELERİ DE YA KASABADA YA DA CİVAR KÖYLERE GİDİP GEZDİK VE ORALARDA YEMEĞİMİZİ ALDIK

Çok enteresandır Suloma Kasabası’na benzer bir şekilde, diğer bu bölgeye bağlı köyler de aynen bizdeki Bellabais modeli gibi yüksek tepeler üzerine kurulmuş. Zaten arabalarla bu yüksek yerlere çıkarken aynen Bellabais’teki manastırın görüntüsü gibi hemen kiliseler, katedraller veya manastırlar gözünüze ilişiyor. Bu köylerde lokantalara gitmeden önce köylerin folklorik yerleriyle gene köyleri koruyan Orta Çağ kalelerini de ziyaret ettik. Kalelerin yüksekliği, hatta köyün en üstündeki yüksek yerlerde olmaları da enteresandı ve o dönemlerde savunmaları da aynen bizdeki St. Hilarion Kalesi gibi yüksekte olduklarından dolayı bayağı kolay olduğu görülüyordu. Yine bir gün dağların hemen üstünde bulunan bir gölle gene dağlardan akan bir nehri ziyaret ettik. Göl ve nehrin temizliği bayağı dikkatimizi çekti. İsteyenler bu gölle nehirde yıkanabiliyorlardı. Suyun eriyip akan karlardan dolayı çok soğuk olması ama buna rağmen gene de insanların bazılarının yıkanması ise bize ilginç geldi. Bu bölgelerde Brexit’ten dolayı İngiltere’den ayrılıp buralara yerleşen birçok İngiliz aile gördük.

 

SULMONA’DAN AYRILMADAN ÖNCE GERÇEKLEŞEN SUNUMLAR VE SERTİFİKA TÖRENİ

Kızım Dize Irkad, kendi şirketi Stando’yu tanıtan bir sunum yaparken gene Alman ve İtalyan arkadaşlarımız da kendi şirketlerini ve amaçlarını anlatan sunumlar yaptılar. Gene o gün Derneğin İtalyan üyelerinin bir okuma aktivitesini seyrederken, İtalya’da o günlerde en fazla okunan bir kitap tartışmaya açıldı. Putin Döneminde Çeçenistan’da Çerkezler’le Rus Ordusu hakkındaki savaşı anlatan kitapta, gencecik asker ve Çeçen gençlerinin ölüme gönderilmesi eleştiriliyordu. Putin’i eleştiren yazar ne yazık ki daha sonraları yine Putin tarafından öldürülecekti. Dernek mensubu üyelerin tartışma ve eleştirileri açık bir yuvarlak masa etrafında yer alıyordu. Bu arada ben de söz alarak Putin’in Ukrayna konusundaki yanlış tutumunu eleştirirken, aslında olayın kökenine inmek gerektiğini ve maalesef gerek Çar döneminde gerekse SSCB Dönemi’nde de aynı hataların devam ettiğini, 1917 yılından sonra yaklaşık 5 yıl devam eden renkli devrim günlerinden sonra, Stalin Dönemi’nde de aynı hataların devam ettiğini, ama 1917 yılında devrimi yapanların da benzer hatalar içinde olduklarını, esas temelde Avrupa Aydınlanma Çağı’nın ve olgunlaşmasının, yani demokratik Burjuva Devrim kültürü ile Avrupa Aydınlanma Çağı felsefesinin de maalesef eksikliğinin Putin’de gördüğümüz hümanizm eksikliğine neden olabileceğini söyledim. Aydınlanma Çağı’nın “Gerekirse tanrıyı bile eleştirin” sloganınında, eleştirinin sosyalist ideolojide de eksik olursa bunun gericiliğe neden olduğunu ekledim. Son günü bu şekilde noktalarken, bu oturum sonrasında bizlere sertifikalar verildi. Bu arada geceleyin de tüm etkinliklere katılan çeşitli ülkelerden arkadaşlarımızla birlikte bir lokantaya gittik. Sabahın erken saatlerinde 5 Haziran’da bizi Sulmona’ya getiren Pablo Lucantoni arkadaşımız, aynen ilk gün olduğu gibi, bizi 10 Haziran Cuma günü aynı otobüs durağına, sabahleyin saat 9.20’de bıraktı. Tabi ki ona sonsuz yardım ve inceliklerinden dolayı teşekkür ettik. Hava o sabah yağmurlu olmasına rağmen kısa zamanda tekrar güneşli bir güne dönüştü. Üç saatlik bir yolculuktan sonra Roma Havaalanı’ndaydık. Saat 16’da olması gereken uçuşumuz iki saatlik bir rötardan sonra gerçekleşti. Yaklaşık üç saatlik bir yolculuktan sonra Baf Havaalanı’ndaydık. Baf Havaalanı’na, Ryanair uçakları hala daha devamlı binlerce yolcu taşımaktaydı. Saat 9:30’da kızım Dize, bıraktığı araba parkından arabasını aldı ve Lefkoşa’ya doğru yolculuğumuza başladık. Limasol’da yeni yapılan beş gökdelen otelin açılışı tam saat 24’te havai fişeklerle kutlanmaktaydı. Bir an Kuzey’deki özgürlük kısıtlamalarıyla ilgili meydana gelen eylemleri düşündüm. Bir taraf Turizmden avro kazanmak, zenginleşmek ve ekonomik refahını fersah fersah gerçekleştirmek için hareket halindeyken, Kuzey’de ise özgürlüklerin nasıl kısıtlanacağı tartışması yapılıyordu. Kızıma gene aynı şekilde bizim tarafın Orta Çağlardaki o boş zihniyetler gibi özgürlük kısıtlamalarını tartıştığını, bu özgürlük düşmanı tavrın gerçekçi olmadığını, Kıbrıslıtürklere ekonomide aksine çok şeyler kaybettireceğini yine tekrarladım; “Bizi düşmandan koruyacak olan kız melekler mi erkek melekler mi olsun” abuk sabuk tartışmasına durumumuzu benzettiğimi söyledim. İkimiz de o havai fişek aydınlığından geçerken toplumumuzun bu durumuna ister istemez üzüntüyle gülmeye başladık…