“Lapta Islahevi’nde Kıbrıslıtürk, Kıbrıslırum, Maronit ve Ermeni çocuklar, birlikte eğitim alıyordu…”

Sevgül Uludağ

1940’lı yıllardan itibaren Lapta’da kurulan “Lapta Islahevi” ya da “Lapta Islah Okulu” veya sonraki adıyla “Lambusa Islah Okulu”nda bir zamanlar Kıbrıslıtürk, Kıbrıslırum, Maronit ve Ermeni çocuklar, birlikte eğitim alıyordu…

Dün, bu konuya kısaca değinen yazımız ardından, “ZAMAN MAKİNESİ” (“ΜΗΧΑΝΗ ΤΟΥ ΧΡΟΝΟΥ”) adlı internet sitesinde bulduğumuz yazıdaki bilgileri özetle derleyip Türkçeleştirdik ve hem çevirdiğimiz bu metni, hem de “Zaman Makinesi” adlı internet sitesinde bulduğumuz okula dair fotoğrafları, okurlarımızla paylaşmak istiyoruz… Yazı özetle şöyle:

***  Kıbrıs eğitim sisteminin gururu: (Lapta) Islahevi, Avrupa için bir örnek oldu. Dayak yerine sevgiyle eğitiliyordu çocuklar… 1940’lı yılların başında Kıbrıs’taki Öğretmen Koleji Müdürü Dr. Sleight (ki daha sonra kendisi Eğitim Sorumlusu olacaktı Sömürge Yönetimi’nde), Kıbrıs eğitim sistemini nasıl modernize edeceğini düşünmekteydi.

***  Kendisi eğitime gerçek bir ilgi duyuyordu, o güne kadar adanın eğitim haritasında varolmayan çeşitli okullar kurmuştu – bunlar arasında teknik okullar, otelcilik okulu ve diğerleri vardı… Kurduğu bir diğer okul da Lapta Islahevi (Lapta Islah Okulu) olacaktı ve Avrupa standartları için bu okul, bir model oluşturacaktı. 

***  Ancak öncelikle bir yer bulması gerekmekteydi bu okul için. Okulda öğretmenlik yapan ve daha sonra da Okul Müdürü olan Mihalis Koççinidis’in (Michalis Kokkinides) hatırladığına göre, Dr. Sleight, Girne bölgesini çok iyi biliyordu. Bu bölgeye gezilerinden birinde Talyadoros’a ait eski bir otel buldu. Bu otel aslında bir harnıp ambarının temelleri üstüne inşa edilmişti. Ancak zorluklar ve savaşın getirdiği ekonomik kriz nedeniyle bu otel hiçbir zaman açılıp çalıştırılamamıştı. Öte yandan bu durum, Sleight için şanstı: Yeni okulunun yerini bulmuştu artık…

(Lapta Islahevi...)

***  Eğitim birimlerini ve sömürge hükümetini bu konuda ikna etmiş olsa dahi, Sleight’in önerisi Atalassa hapishanesi yöneticilerinin tepkisiyle karşılanacaktı. O güne kadar bir suç işlemiş olan çocuklar, Athalassa hapishanesine gönderilmekteydi. Hapishane yetkilisi, “Eğer bu genç tutukluları gönderirsek, Athalassa çiftliklerindeki hayvanlara kim bakacak ki?” diyordu.

***  1943 yılında Lapta Islah Okulu, ilk öğrencilerini kabul etmeye başladı. Ancak bir okul olarak tam bir donanıma da, gerekli altyapıya da sahip değildi. Ancak bu kimseyi yıldırmadı. Öğretmenler ve teknik personel alındı ve çocuklar üç grubu bölündü: Pitsirikus (“Çocuklar”), Prasinus (“Yeşiller”) ve Venetus (“Maviler”).

***  Bu çocuklar, öncelikle öğretmenleriyle birlikte barakalarda kalıyorlardı ancak yavaş yavaş, öğrencilerle birlikte yeni bir okul inşa etmek üzere tutulan yapıcılar ve marangozlar işe koyuldu. Okulun felsefesi, çocuklara temel bilgiler verilmesi ve ayrıca Okul’dan ayrıldıktan sonra hayatta kalmalarını sağlayacak bir zanaat öğrenmeleriydi. 

***  Böylece okuldaki çocuklar küçük bir kasaba inşa ettiler. Kalacakları yatakhaneleri, büyük bir spor salonunu, atölyeleri, sınıfları, mutfağı ve yemekhane ile ana binayı inşa ettiler ve “Epavli” (“Konak”) denen bir de çiftlik kurdular. 

***  Yeni okulun, diğer okulları kıskanacağı hiçbir şey yoktu. Tam tersine, bölge için bir model ve yapılan işleri takdir eden yetkililer için de bir çekim kaynağı idi. 

***  Okulun personeli öğretmenler, zanaatkarlar, aşçılar ve hizmetkarlardan oluşmaktaydı. Gerçekten de Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk, Maronit ve Ermeni çocuklar okulda birlikte eğitim aldığı için, personel de karma idi. Herhangi bir ayırım yoktu ve okulun ana prensiplerinden birisi de saygı idi… Lapta Islah Okulu, büyük bir aile yaratmıştı… 

***  Okulu diğerlerinden ayrı kılan şey, özel felsefesi idi. Bay Koççinidis’in belirttiğine göre, yasaları çiğnemiş oldukları için çocukları cezalandırma niyeti yoktu okulun. Tam tersine, çocuklara ikinci bir şans tanıyarak onların topluma uyumlu biçimde katılmalarını sağlamaktı çünkü eninde sonunda okuldan ayrılacaklardı… Bay Mihalis Koççinidis, okulun son müdürü idi… 

(Lapta Islahevi yemekhanesi, 1960...)

***  Koççinidis şöyle anlatıyor:  “Okulun çevresinde çitler yoktu, teller yoktu, kapılar yoktu. Yeni çocuklar geldiği zaman çok korkardık ve kaçmalara karşı hazırlıklı olurduk. Çok sık olmasa da böyle şeyler oluyordu. Günlerden bir gün, okula yeni getirilmiş olan bir çocuk, gelir gelmez kaçtı. Karava ve Lapta’daki toplumlara haber verilmişti, ne zaman bir çocuk kaçsa, alıp bize geri getirirlerdi. Böylece arabamı alıp gittim ve kaçan çocuğu buldum. Onu görür görmez, “Neredesin ay oğlum?” dedim. Çocuk bana, “Ben gidecem” dedi, beni daha önce hiç görmemişti. “Şimdi gelip seni alacağım” dedim. Tabii onu okula geri götürdüm ve bir daha da kaçmadı…”

***  “Onlara ne kadar iyi davrandığımızı anladıklarında, kimseyi cezalandırma peşinde olmadığımızı, tam tersine onlara bakıp koruduğumuzu, bilgilendirdiğimizi gördüklerinde bu küçükler okulda kalmakla yetinmiyor, tatil zamanları da gönüllü olarak okulda kalmayı istiyorlardı…”

***  Okul hiç kapanmıyordu. Tüm yıl boyunca açıktı okul ve aileler de okula gelip evlatlarını ziyaret ediyorlardı. Öğrencilere de Noel, Paska ve Yaz aylarında ailelerine gitmeleri için izin veriliyordu ancak bazı çocuklar okulda gönüllü olarak kalıyor, bahçelere ve okula ait hayvanlara bakıyorlardı… Okul, iyi bilinen “ıslahevleri” gibi çalışmıyordu. Bay Koççinidis’e göre dayak çok enderdi ve cezayı ancak Müdür verebiliyordu. Herhangi bir öğretmenin okuldaki çocuklara tokat atma hakkı yoktu… 

***  “Başka tür cezalarımız vardı” diye anlatıyor Bay Koççinidis: “Örneğin, okuldaki öğretmenler her gün çocukların davranışları ve dersler ile sanattaki ilerlemelerini kaydetmekteydi. Bu notlar sonucunda her ay iyi davranış harçlığı alıyorlardı. Bu, bir tür cep harçlığı olarak paraydı – bundan başka her ay aldıkları bir para vardı ancak bu, okuldan ayrılıncaya kadar onlar adına bir hesapta tutulmaktaydı. Eğer bir öğrenci gerekli notlara ulaşamazsa, o zaman o iyi davranış harçlığını kaybediyordu. O nedenle tüm çocuklar kurallara uymaya gayret gösteriyodu. Onlar için bu, önemliydi…)

*** Okul yılda bir kez Cumhurbaşkanı Makarios ve yetkililer tarafından ziyaret etmekteydi. Okulda yapılan çalışmalar onları heyecanlandırıyor ve okulun etkinliklerine de katılıyorlardı… Okulun en kıskanılan yerlerinden birisi de yemekhanesi idi. Bay Koççinidis’e göre, yemekhanede servis edilen yemekleri, herhangi bir öğretmen daha önce kendi evinde görmemişti, o kadar çok çeşit vardı. Hem öğretmenler, hem öğrenciler aynı yemekleri yiyordu ve bunlar zengin yemeklerdi… 

***  Gerçekten de bir keresinde hükümet ziyaretlerinden birinde Glafkos Kliridis, okulun aşçısına yanaşarak, “Bu koku nedir?” diye sormuştu. Aşçı da, “Revitkya” demişti (Kırık nohut ve ıspanahla yapılan domadezli bir yahni. S.U.). Aşçı devamla, “Ancak bu yemek çocuklar içindir, eğer isterseniz siz misafirler için başka bir yemek yapabilirim” demişti… Kliridis ise, “Boşver, sen bana bir tabak nohut kurtar” demişti…

(Lapta Islahevi'nde çocuklar atölyede...)

***  Okul, hiçbir sosyal aktiviteden geri kalmıyordu. Öğrenciler spor gösterilerine katılıyor, izcilik ekiplerinde çalışıyor ve her daim Girne bölgesindeki etkinliklere katılıyorlardı. Her sene cimnastik gösterileri yapıyorlardı ve izcilik ekipleri de Girne bölgesinde kurulmuş olan ilk izcilik ekibiydi, her sene Kataklizmos Festivali’nde etkileyici bir katılımla yer almaktaydılar. 

***  Ancak 1974’teki Türk işgali, okulun uzun yıllardır devam etmekte olan çalışmalarını sekteye uğratacaktı. Bay Koççinidis o günleri şöyle hatırlıyor: “Türk işgaline tanık olduk. Bulunduğumuz tepeden uçakların ve gemilerin gelişini gördük. Gergindik, bunu sizden gizlemeyeceğim… Ailemi akrabalarımızın bulunduğu Karava’ya gönderdim ve öğretmenlerle birlikte okuldaki çocukları da daha güvenli bir yere taşıdık. Omorfo’nun Belediye Binası’nda sabahladık, sonra ben Karava’ya ailemi almaya gittim ve Lemithu’daki Küçükler Okulu’na taşındık. Güvenliğimiz sağlandığı zaman, çocukları derhal ailelerine gönderdik. Gidecek yeri olmayan bizler de önce Prodromo’ya, sonra da Leymosun’a vardık. O günden bu yana Lapta Islahevi’ne gitmedim. Gidemem…”

***  “1974’ten 1980’lere kadar okul kapalı kaldı. Sonra okulun yeniden açılması için tavsiyede bulunuldu. Okulun yeni yeri olarak Polemidya seçilmişti, daha sonra burası Otelcilik Okulu olacaktı. Yeni Lambusa Okulu, aynı feslefeyle çalışacaktı… Ancak Lapta’da yaratılmış olan şeylerden geriye bir şey kalmamıştı… Artık herşey daha zordu. Aynı bağlar yoktu. Aslına bakılacak olursa, yeni hükümet de, bu okula, işgal öncesindeki gibi ilgi duymuyordu. Tek bir kere bile bizi ziyaret etmediler. Birleşmiş Milletler’de çalışan Arjantinli Lopez okulu ziyaret ettiğinde, bana bir rapor hazırlayacağını ve Lambusa’nın örnek bir ıslah okulu olduğunu belirteceğini, benzer okullar kurmak isteyenlerin bu okulu örnek alabileceğini yazacağını söyledi. Ancak hükümet yetkilileri aynı izlenime sahip değildi ve bizleri 1986 yılında kapattılar…”

Yazının orijinali için link: 

https://www.mixanitouxronou.com.cy/afieromata/to-kamari-tou-kipriakou-ekpedeftikou-sistimatos-to-anamorfotirio-pou-apotelouse-protipo-gia-tin-evropi-ta-anamorfonan-me-agapi-ke-ochi-xilo/

(Yazıda yer alan fotoğraflar, sözkonusu internet sitesinden alınmıştır.)

(“ZAMAN MAKİNESİ” (“ΜΗΧΑΝΗ ΤΟΥ ΧΡΟΝΟΥ”) adlı internet sitesinde yer alan yazıyı özetle derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN).