Uzunca bir sürede ülkede işler iyi gitmiyor. Sahte diplomalar, yolsuzluklar, rüşvet skandalları katlanarak büyüyor.
Ekonomi evlere şenlik. Zaten 2026’ya ciddi bir ekonomik borç yüküyle girmiştik, borçlanma devam ediyor. Kayıt dışılık artıyor, gelir dağılımı dengesizliği rekora koşuyor.
Eğitim sistemi çöktü çökecek. Sağlık sisteminin durumu eğitimden de beter. Ulaşım, turizm, tarım, çalışma hayatı hepsi darmadağın.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi iktidar partisi “iletişimsizlik nasıl yapılır” konusunda da adeta şov yapıyor.
Ne iktidar ile halk, ne hükümeti oluşturan ortaklar arasında, ne de iktidar partisinin kendi içinde iletişimden bahsetmek mümkün değil.
Ne halkı duyuyorlar, ne duyduklarını anlıyorlar, ne de söyledikleri anlaşılıyor. Kim, neyi, ne amaç için söylemiş kimse bilmiyor, kimse anlamıyor: Mesela “erken seçime” dememek için “tarihi öne alınmış seçim” deniyor.
Kısacası yeni bir boyuta geçildi: “Laf cambazlığı”
Laf Cambazlığı: Bir kimsenin ve grubun duygularını kamçılamak için abartılı ya da gerçek dışı sözler söyleyip insanları kazanmaya çalışma, demagoji. Başka bir ifadeyle gerçek amacıyla bağdaşmayan, karşı tarafı yanıltma veya manipüle etme için söylenmiş söz.
Hiç kuşku ki yok bu durum toplumda kutuplaşmalar yaratıyor, ötekileştirmeler oluşturuyor, kamusal yaşamı zedeliyor. Ancak açıkça fark edilmese de en çok eğitime zarar veriyor.
- Gerçeklere dayalı tartışma yerine duygusal manipülasyon öne çıkıyor.
- Bilgiye dayalı akıl yürütme bir anda kendini laf cambazlığı gölgesinde buluyor.
- Öğrenciler doğru bilgi yerine süslü ama boş sözlerin daha önemli olabileceğini içselleştiriyor.
Çağdaş bir eğitim sitemi; sağlıklı iletişimi, bilgi paylaşımı, öğrenmeyi, eleştirel düşünmeyi, gelişimi önemser. Bilginin davranışa, davranışın da yaratıcı üretime dönüşmesini esas alır.
Ülkeyi yönetenlerin “laf cambazlığı” stratejisi; manipülasyonu, çıkar sağlamayı, güvensizliği, yanlış yönlendirmeyi ve düşünmemeyi desteklemekten başka bir işe yaramadı, yaramıyor.
Anlayana Gülmece
Her Yer Koktu
Balık pazarında dolaşan yaşla adam bir balık tezgahına yaklaşıp, balıkları tek tek eline alıp kuyruklarını koklar. Bu durumu gören tezgahtar yaşlı adama seslenir:
- Amca… Amca… Nedir yaptığın? Balık baştan kokar, kuyruğunu niye kokluyorsun ki!
Adamcağız kendinden emin bir tavırla;
- Biliyorum evladım… Koku zaten buraya kadar geldi… Ben, acaba kuyruğuna kadar kokmayan bir balık var mı diye bakıyorum…
Okumuş muydunuz?
Küçük bir hatayı düzetme ki, ileride karşına çok büyük bir hata olarak çıksın.
Benjamin Franklin