Kuzey Kıbrıs, basın özgürlüğü endeksinde 11 sıra yükseldi

Süleyman İrvan

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, her yıl düzenli olarak yayımladığı basın özgürlüğü endeksi ile ülkeleri sahip oldukları özgürlükler bakımından sıralamaya tabi tutuyor. Endeks’in Kuzey Kıbrıs açısından önemi, “Kuzey Kıbrıs”a sıralamada ayrı bir ülke yer vermesi ve değerlendirmeye tabi tutmasıdır. Bir karşılaştırma yapmak açısından, örneğin Freedom House, Kuzey Kıbrıs’tan “ihtilaflı bölge” (disputed territory) olarak söz eder.

Kuzey Kıbrıs, 2013 endeksinde 94. sıradaydı. Yayımlanan 2014 endeksinde 83. sıraya yükselmiş, yani 11 sıra iyileşmiş görünüyor.  2012’de 102ncilikten, 2014’te 83üncülüğe olumlu yönde bir gidişat gözleniyor.

Kuzey Kıbrıs, kayda değer sorunları olan ülkeler arasında

Örgütün, endekse dayalı olarak oluşturduğu özgürlük haritasında ülkelerin 5 kategoriye ayrıldığı görülüyor. En iyi kategori, “iyi koşullara sahip ülkeler” kategorisi. “Gazeteci cenneti” diyebileceğimiz ülkelerin başında Finlandiya, Hollanda, Norveç, Lüksemburg ve Andora yer alıyor. Kategoride ayrıca,  Danimarka, İsveç, Almanya, İsviçre, Avusturya ve Kanada gibi ülkeler de var.

“Yeterli koşullara sahip ülkeler” kategorisinde Polonya, Kıbrıs (Güney), Avustralya, Uruguay, Avustralya, Portekiz, Britanya, ABD, İspanya, Fransa gibi ülkeler var.

“Kayda değer sorunları olan ülkeler” kategorisinde Kuzey Kıbrıs’ın dışında Japonya, Macaristan, Yunanistan, Brezilya, Bulgaristan, Kamerun, Zambia, Tanzanya, Arjantin, Peru, Kırgızistan ülkeler yer alıyor.

“Zor koşullara sahip ülkeler”listesinde Türkiye, Hindistan, Pakistan, Cezayir, Libya, Mısır, Kazakistan, Rusya, Kolombiya, Meksika 41 ülkeler var.

“Çok kötü koşullar altındaki ülkeler” listesinde ise tahmin edilebileceği Çin, Suudi Arabistan, İran, Yemen, Sudan, Kuzey Kore, Küba, Suriye, Türkmenistan, Özbekistan, Eritre gibi, “gazeteci cehennemi” diyebileceğimiz ülkeler yer alıyor.

Sıçrama yapan ülkeler

2014 raporunda sıçrama yapan ülkeler arasında, Panama (+25), Dominik Cumhuriyeti (+13), Bolivya (+16), Ekvator (+25), Güney Afrika (+11), Gürcistan (+17), İsrail (+17) sayılmış. Kuzey Kıbrıs da burada anılabilirdi.
Düşüşe geçen ülkeler

Raporda, büyük düşüşler yaşayan ülkeler olarak, ABD (-13), Guatemala (-29), Paraguay (-13), Mali (-23) , Orta Afrika Cumhuriyeti (-44), Burundi (-10), Kenya (-18), Gine (-15), Zambiya (-20), Çad (-17), Kuveyt (-13) sayılmış.

Türkiye yol ayrımında

2014 raporunda Türkiye’den oldukça ağır ifadelerle söz ediliyor: “Bölgesel güç olma emellerine karşın, 154. sıradaki Türkiye’de basın özgürlüğü açısından hiçbir iyileşme gözlenmedi ve ülke dünyanın en büyük gazeteci hapishanelerinden birisi olmayı sürdürüyor. Gezi Parkı direnişi, güvenlik güçlerinin uyguladığı baskıcı yöntemlerin, otosansürdeki artışın ve Başbakan’ın popülist söylemlerinin yarattığı tehlikelerin görünür hale gelmesini sağladı. Yaklaşan seçimler ve Kürt sorununa yönelik barış sürecindeki belirsizlik nedeniyle, Türkiye’de 2014 yılının sivil hak ve özgürlüklerin geleceği açısından belirleyici bir yıl olması muhtemel.” 
Kuzey Kıbrıs’taki iyileşmenin olası nedenleri

Memlekette ne oldu da 11 sıra yükseldik diye sorulabilir. Bu soruya, değerlendirmeye temel teşkil eden anket formundan hareketle yorum yapmaya çalışacağım. Öncelikle, anket formunun, www.rsf.org sayfasında görülebileceğini belirteyim. Dileyen bakar ve kendi değerlendirmesini yapabilir. Ankette medyanın yasal statüsü; gazetecilerin yasal statüsü; çoğulculuk ve editöryal bağımsızlık; basın özgürlüğünün yasal ve anayasal güvencesi ve pratikte uygulanması; ve son olarak da internet altyapısı ve internet medyası ana başlıklarında çok sayıda soru yer alıyor.

Anketten hareketle, 2013 yılında kurulan ve çalışmaya başlayan Medya Etik Kurulu’nun varlığının, bu iyileşmeyi sağlayan en önemli etmenlerden birisi olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca, 2013 yılında gazetecilerin haber alma özgürlüğünü engellemeye dönük olayların pek yaşanmaması da yükselişin bir başka nedeni. Öte yandan, geçmişten gelen ve düzelme yaşanmayan sorunları, altlarını çizerek anlatmaya çalışayım:

İşte Kuzey Kıbrıs’taki sorunlar

1. Kamu yayın kuruluşu olan BRT ile TAK özerk değildir. Bu kurumlara yapılan yönetici atamalarında siyasal iktidarın doğrudan müdahalesi söz konusudur.

2. Basın-İş Yasası var ama yeterli düzeyde denetim yoktur. Gazetelerde, özel radyolarda ve televizyonlarda iş güvencesi neredeyse yok gibidir. Patronların medya çalışanlarını işten atmaları için basit gerekçeler yeterli olabilmektedir.

3. Medya kuruluşlarına yapılan devlet yardımlarında saydamlık yoktur. Resmi ilân ve reklamların medya kuruluşlarına hangi kriterlere göre verildiği bilinmemektedir. Medya İlan Kurumu oluşturma girişimi sonuçsuz kalmıştır.

4. Talep edilen resmi bilgilere erişimde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Yetkililer, gazetecilere bilgi vermede isteksiz davranmaktadırlar.

5. Ülkedeki belirli bölgeler “yasaklı bölge” konumundadır. Bu bölgelere ilişkin haber yapmak mümkün değildir.

6. Muhabirler zaman zaman engellemelere ve şiddete maruz kalmaktadır. Ülkede, gazetecilerin özgür bir biçimde görevlerini yapabilmesinin koşullarının oluşturulması ve muhabirlere yönelik şiddet girişimlerinin hızla ve etkin biçimde soruşturulması gerekir. Kamu otoritelerinin basın özgürlüğüne tahammüllü olması, demokrasinin bir gereğidir.

7. Basın özgürlüğünü güvence altına alan çağdaş bir basın yasası yoktur. İnternet medyasını da içerecek biçimde özgürlükçü bir basın yasasına ihtiyaç vardır.

8. Editöryal bağımsızlık, yasada tanımlanmış olmasına karşın pratikte yeterince uygulanamamaktadır. Gazeteciler, haber kararlarını hiçbir baskı altında kalmadan verebilmelidirler.

9. Medya üzerinde reklamcı baskısı vardır. Reklam veren şirketlerin, özellikle mali açıdan zayıf medya kuruluşları üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğu gözlenmektedir.

10. Otosansür uygulanmaktadır. Gazeteciliğin düşmanı olarak görülen otosansüre, yaygın bir biçimde başvurulduğu konusunda ciddi kaygılar söz konudur.

11. Sendikalaşma engeli söz konudur. Özellikle, özel radyo ve televizyonlarla gazetelerde çalışan gazeteciler sendikal güvenceden yoksundur. Sendikalara üye olabilmeleri gerekir. Yenidüzen’in de içinde yer aldığı United Media Group’un bir istisna olduğunu da belirteyim.

---------------------------------------------------------------
Röportajın diline FEMA’dan itiraz var

Feminist Atölye, 8 Şubat’ta Yenidüzen’de Didem Menteş imzalı ve “Pişmanım…” başlıklı röportajda kullanılan dile itiraz etti. Mahkûm röportajları kapsamında yayımlanan söyleşi, tecavüz suçundan 10 yıl ceza alan bir mahkûmla yapılmıştı.

Feminist Atöyle: “Röportaj sorunlu”

Feminist Atölye tarafından yapılan şikâyeti aktaralım önce:
“Haberi okurken aklımızda beliren ilk soru, Latif’in tecavüz ettiği kadının bu cümleleri okurken ne hissettiğiydi: ‘Yaptığı hatanın bedelini ömründen çaldığı 10 yılla ödüyor Erkut Latif. Bunun çoğu pişmanlıkla geçmiş durumda… Tel duvarlar ardında, kendi hayatından çaldığı on yılın sonrasında yaşamını nasıl idame ettireceğini düşünüyor… Cezaevinden memnun olsa da dışardaki özgürlüğü özlemiş durumda… En büyük endişesi ise, cezaevinden çıktıktan sonra iş bulamamak.’

Haber içerisinde kullanılan bu cümleler başta kadınların ve çocukların yaşadığı cinsel şiddetin onların hayatlarında yarattığı korkunç fiziksel, psikolojik ve cinsel sonuçların üzerini örtmektedir. Söz konusu haberde tecavüz gibi aslında bir kişinin cinsel dokunulmazlığını ve vücut bütünlüğünü zorla ihlâl etmeyi içeren cinsel şiddet vakalarının sosyal nedenleri örtbas edilmekte ve tecavüz fiilini işleyen fail ‘özgürlüğünden koparılan bir kadersiz’ olarak gösterilmektedir. Bu bağlamda kamuoyunu yanıltan bir haber dili kullanılmakta ve tecavüzün esas mağduru olan kadın görünmez kılınarak fail, ‘ömründen 8 yıl çalınmış bir zavallı’ olarak gösterilmektedir. Bu haberin içeriğinde kullanılan dil kadar, haberin ana fikrinin kurgulanış tarzı ve hedef aldığı mesele, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten bir habercilik anlayışına uygun değildir. Cinsel şiddet mağduru kadınların hayatları boyunca bedenlerinde hissedecekleri acıyı görünmez kılmak, adalet duygusunu zedeleyen bir husus olduğu gibi, potansiyel yeni cinsel şiddet suçlarını da zımnen teşvik etme riskini doğurabilir.

Suç işlemiş kişilerin ıslah edilerek topluma kazandırılması, işledikleri suçun bir hata olduğunu anlayıp bir daha bu suçlara yönlenmeme konusunda ikna olması bizler için önemlidir. ‘Suçlu hakları’ konusunda oldukça hassas olan bir örgüt olarak mahkûm olan kişilerin eziyet ve işkence görmeden cezalarını insan hakları çerçevesinde çekmesi gerektiğini düşünüyoruz. Velâkin, Didem Menteş’in haberinde kullanılan dil ve üslup, insan hakları ihlâl edilen bir suçluyu anlatmıyor, bilakis salt kendi ‘özgürlüğünün’ ve hayatını idame ettirmek için bir iş bulma derdinde olan bir erkeğin, ‘mavi gökyüzüne kavuşmaya dair tutkulu haykırışı’ şeklinde romantize ediyor. Unutmamalıyız ki, cinsel şiddet vakaları konusunda yapılan haberler, özellikle şiddete maruz kalan kişiler ve onların ailelerinin yaşadığı travmaları çoğaltıp tekrarlayan bir nitelik taşıyabilmektedir. FEMA aktivistleri olarak bizler, habere konu olan kişinin tecavüz ettiği kadının bu haberi görünce hissettiği psikolojik ve sosyal baskının ne kadar artmış olabileceğinin düşünülmesi gerektiğini, barış gazeteciliği konusunda itina ile çalışan Yenidüzen gazetesini daha dikkatli olmaya davet ederiz.”

Didem Menteş: “Herkesin konuşma özgürlüğü olduğunu düşünüyorum”

Muhabir Didem Menteş şikayete ilişkin cevabında mahkuma acındırmak gibi bir niyetinin olmadığını ifade eden uzunca bir cevap gönderdi:
“Gazetede,  ‘Pişmanım…’ başlıklı haberle ilgili itiraza saygı duyuyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; ben haberin içeriğinde ne hiç kimseyi zavallı göstermek niyetinde oldum ne de incitmek istedim. Ocak ayı içerisinde YENİDÜZEN olarak başlattığımız cezaevi röportajlarında, mahkûmların cezaevinde günlerinin nasıl geçtiğini, neler yaptıklarını ve duygularını aktarmaya çalışıyoruz. Erkut Latif isimli mahkûm da 2006 yılında işlediği ‘tecavüz’ suçundan dolayı 10 yıla mahkûm olmuştur. Şunu vurgulamak gerekirse, cezaevine girdiğim zaman oradaki pek çok mahkûm içerisinden konuşmaya en fazla istekli olan mahkûmlardan biri olmuştur. Ben de bu kişinin düşüncelerini paylaşmak için kendisini dinledim. Yeni Ceza Yasası Meclis’ten geçmeden önce konuştuğumuz Latif, röportaj esnasında konuşmasını hep ‘infaz yasası’ndan duyduğu rahatsızlık üzerine kurmuştu. Ceza Yasası’nın eski olduğunu ve gelmiş geçmiş hükümetlerin ‘Af’ konusunu gündeme almadıklarını söyledi. Ancak, röportajı, yasa Meclis’ten geçtikten sonra yayımlayabildiğimiz için, mahkûmun yasaya ilişkin konuştuğu kısımları haberden çıkartmak zorunda kaldım. Söyleşi sırasında Erkut Latif’e, ‘cezaevinde günler nasıl geçiyor’ şeklindeki ısrarlı sorularıma rağmen, Latif ‘zor da olsa iyi geçiyor’ diyerek konuyu yine Ceza Yasası’na ve şartlı tahliyeye getiriyordu. Latif, ‘işlediğim suçtan pişmanım’ diyerek düşüncelerini aktardı. Şunun altını çizmek isterim ki, Erkut Latif’i haberin içerisinde zavallı ya da kadersiz olarak göstermek istemedim, yazımı sadece öyküleştirmeye çalıştım. Ben, işlediği suçun geç de olsa farkına varan bir bireyin, ‘suçunun farkına varmış’ olmasını dile getirdim. Ben gazeteciyim, yargıç değilim! Bu nedenle, haber yaparken mahkûmu yargılama gibi bir lüksüm olamaz. Erkut Latif isimli mahkûm, 2006 yılında işlediği suçun cezasını yargının uygun gördüğü şekilde almıştır. Ben sadece görevim icabı bir mahkûmun düşüncelerini ve pişmanlığını dile getirdim. Bu haberi yazarken elbette çok düşündüm, elimden geldiğince yumuşatmaya, tarafları incitmemeye çalıştım. Ancak şunu da eklemek isterim. Toplumda infiale neden olan bir suç işlemiş dahi olsa her bireyin konuşma özgürlüğü olduğunu düşünüyorum.”

Okur temsilcisinin değerlendirmesi

Öncelikle, mahkûm raportajlarının riskli olduğunu belirtmeliyim. Çünkü, siz mahkûmun duygularına tercüman olurken, farkında olmadan, mağdur ettiklerini üzebilirsiniz. O nedenle, hassas bir dil kullanmak gerekiyor. Röportaj, bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde, bazı sorunlu ifadeler dışında bir sorun görünmüyor. Muhabir, mahkûmun anlattıklarını “öyküleştirdiği” için ister istemez yanlış anlamalara neden olabilecek ifadelere başvurmuş, kastı öyle olmasa da. Zaten FEMA da röportajdan yaptığı alıntılarla “sorun” olan ifadeleri işaretlemiş. Elbette, suç işlemiş olsa da herkesin konuşma hakkı ve özgürlüğü olmalı, ama bu özgürlüğü kullandıran medya, yaşanmış travmaları yeniden yaşatmamaya da özen göstermeli.