Kutlu olsun!

Serhat İncirli

1 Nisan Şaka Günü…
Çeşitli ülkelerde bu gün, birilerinin birilerine şaka yaptığı bir gündür…
Ve ülkeler arasında “kutlama” şekli açısından farklılıklar vardır…
Ancak, bu günü kutlayan veya bu günü yaşayan tüm ülkelerde ortak bir bahane söz konusudur: “birisini aptal yerine koymak.”

-*-*-

İngilizcesi Aptal günü olarak da adlandırılabilir…
Ama “Şaka günü” daha uygundur…
Fools Day!
Fools hem şaka hem de aptal anlamında kullanılır…

Neyse; örneğin Fransa'da “aptal” yerine konan kişiye poisson d'avril ("Nisan balığı") denir…
Türkçe’de her durumda “aptal” gibi duranlara “Sazan” denmesi gibi…

-*-*-

Sazan balığı da oltaya çok kolay yakalanan balıklardan kabul edilir…
Fransızlar belki de “poisson d'avril” diyerek genç bir balığa ve dolayısıyla kolayca yakalanabilen bir balığa atıfta bulunur… 

-*-*-

Fransız çocukların, hiçbir şeyden haberi olmayan arkadaşlarının sırtına kağıttan balık takmaları yaygındır…

-*-*-

KKTC mi?
KKTC, başlı başına, tek başına, kendi kendine bir “şaka”dır!
Düşünün ki, biz yıllardır “şaka bir devlet”in “şakadan pasaportu” ile “hep şakalaşıyoruz!
Düşünün ki KKTC Devleti’nin Cumhurbaşkanı’ndan tutun, tüm saz arkadaşları, “şaka”dır!
Cumhurbaşkanı, kendi devletinin pasaportu yanında, üç devletin pasaportunu taşıyan biridir!
Şaka işte!

-*-*-

Ve önerimdir!
Bence 1 Nisan resmi tatil ilan edilmelidir!
Derhal!
Şakadan devlet, şakadan meclis, şakadan hükümet, şakadan egemenlik, şakadan eşitlik, ama hepsinden öteye şaka bir cumhurbaşkanı!
1 Nisan tatili hak etmektedir efendim!
Zaten sanırım hafta sonları ile birlikte, Nisan’ın 30 gününden yarısı tatil değil mi?
Bir güncük mü batacak size?


Dibelik zibillik seviyesi!

Birleşik Arap Emirlikleri bireylerden gelir vergisi almaz…
Ancak, tedarik zincirinin her aşamasında uygulanan ve sonuçta son tüketici tarafından karşılanan, mal ve hizmet satın alımlarından yüzde 5 oranında katma değer vergisi alır…

-*-*-

Yani bir ekmek mi aldınız?
Ödediğiniz fiyatın yüzde beşi devletindir!

-*-*-

Daha çok elektrik mi harcayacaksınız?
Daha çok su mu içeceksiniz?

-*-*-

Yoksa en lüksünden bir ev mi satın alıyorsunuz?
Ne bileyim, en pahalısından bir otomobil?

-*-*-

Yüzde 5 vergi!

-*-*-

Başka vergi yok!

-*-*-

Böyle olunca, “vergi adaleti” sıkıntısı da olmuyor!

-*-*-

Elbette “onlar zengin, petrol içinde yüzüyorlar” falan diyebilirsiniz…
Ama düşünün!

-*-*-

Bu sistemi veya benzerini düşünüp, bu ülkede “vergi adaletini” mutlaka sağlamak zorundasınız!

-*-*-

İngilizler, “vergi mükellefi bilinci” denen konuya çok ciddi önem verir!
Bir kuruş vergi veriyorsam, devletten karşılığını isterim!
Olay bu kadar basittir!

-*-*-

KKTC’nin en büyük “açığı”, vergi adaletinin zerresinin söz konusu olmamasıdır!

-*-*-

Adam ya da kadın, Dünya’nın en zenginleri arasında ama verdiği vergiye baktığınızda, sanırsınız ki sosyal yardımla geçiniyor!

-*-*-

Neden?
En başta gelen “neden”, aslında devlet denilen “şey”in devlet olmamasıdır ama neyse!

-*-*-

Kısacası, devlet, gerçekten devlet olacaksa, önce vergi adaleti sağlanmalıdır!

-*-*-

İkincisi, ülkeyi mahveden “torpil” sisteminin ortadan kaldırılması…
Nasıl mı?
Çok basit!
Yeter ki iste!

-*-*-

Conflict of interest!
Hep yazarım, yazmaya da devam edeceğim!

-*-*-

Nedir conflict of interest?
Yasayla belirlenebilen bir uygulamadır!
Mesela, İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı, “oğlum da bu işi yapıyor, yabancı iş gücü getiriyor” dedi ya!
Getirmesin mi?
Çocuk çalışmasın mı?
Para kazanmasın mı?

-*-*-

Eğer Müteahhitler Birliği, bu yapılan işte aracıysa, komisyoncuysa, hele hele teminat yatıran kurumsa, evet başkanın oğlu, eşi, arkadaşı, köylüsü, ahbabı, partilisi, düşmanı veya dostu – ki bunlar yasayla sınırlanabilir – o işi yapmamalıdır!

-*-*-

Maliye Bakanı’nın kardeşi, o bakanlık bünyesinde ya da bakanın şemsiyesi altında çalışan Merkezi İhale Komisyonu’nun açmak zorunda olduğu ihalelere katılmamalıdır!

-*-*-

Babanın müdür – CEO – başkan olduğu şirket, mülakatla mühendis alacaksa, örneğin o mülakatla ilgili panelde baban olmamalıdır!
Gibi!

-*-*-

Bankadan kredi, torpil!
Devletten arsa, torpil!
Otellere, kumarhanelere, kerhanelere, okullara “vergi muafiyeti!”
Ne ilginç değil mi, kumarhane, kerhane ve üniversiteler “aynı sepette” olabiliyor!
Olmamalı!

-*-*-

Peki, bütün bu sistemsizlikler, torpiller, vergi adaletsizlikleri neden oluyor?
Veya başka ülkelerde yok mu?

-*-*-

İkinci soruya yanıt vereyim; kesinlikle başka ülkelerde de vardır!
Ama bizdeki gibi “dibelik zibilik seviyesi”nde değildir!

-*-*-

Peki, bu sistem değişemez mi?
Kesinlikle değişir!
Ama görüntü odur ki, değişim isteyenler, istemeyenlerden azdır!
Neden?
Çünkü “devlet” adını verdikleri bu hırsızlık, rüşvet, kara para, sahtekarlık, sahtelik cennetinde sistemin mevcut pozisyonundan her şekilde ve bireysel anlamda nemalananlar, milliyetçi hamaseti, nüfus değişikliği suçunun yarattığı işgal rejimini “sıkı bir propaganda” ile çok iyi kullanmaktadır!

-*-*-

Dibelik zibillik seviyesi!
Bu ifade ne mi demektir?
E dedik ya, dibelik zibillik işte!
Çalanlar, nemalananlar, rüşvetçiler, hırsızlar adına “Devlet” diyor, sahte diplomacılar “Egemen Eşit Devlet” diye de ekliyorlar!
Oysa bildiğiniz zibillik!
Eserinizle övünün!

-*-*-

Bu arada, gerçek anlamıyla bir zibillik yani çöplük yapmayı beceremeyenler, ne ilginçtir “devlet” dedikleri ve çıkarları uğruna korumak için çırpındıkları bu yapıyı tam bir çöplüe çevirdiler!

Türkiye Cumhuriyeti’nin Lefkoşa Büyükelçiliği’ne İsmailağa Cemaati’yle yaşadığı tartışmalar ve akabinde cemaatten ihraç edilmekle gündeme gelen ve kamuoyunda “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü (Fotoğraf) atandı… Cübbeli hocaya yakın kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, popüler hocamızın yeni görev yeri onaylandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cübbeli hocanın tayini ile ilgili kararnameyi imzaladığı açıklandı. Hocamızın, göreve gelir gelmez, KKTC’deki uygunsuz diploma meselesine el atacağı, iki üfürüp bir de okuyarak meseleyi halledeceği belirtildi… Bu arada, Ersin Tatar’ın, haberi aldığı günden beri sakal tıraşı olmadığı ve yakında Cübbeli’ye benzeyebilmek adına sakal bırakacağı iddia edildi… Görevden alınan Metin Feyzioğlu’nun da, “ben zaten profesörüm, hiç ihtiyacım yok, olsaydı, geri gitmeden önce birkaç doktora diploması da alırdım” dediği öğrenildi! (Egemen ve Eşit Haber Ajansı – 1 Nisan 2024…)