Takvim yaprakları 6 Temmuz 1996’yı gösterirken, Lefkoşa’da kendi evinin önünde öldürülen Kutlu Adalı’yı, katledilişinin otuzuncu yılında kabri başında bir kez daha andık.
Bir yaz akşamında başkenti kana bulayan o faili meşhur saldırının üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen, kafamızda değişmeyen sorumuz hep, “Kutlu Adalı’yı öldürenler neden hâlâ yargı önüne çıkarılmadı?” oldu.
***
Otuz yıl…
Bir insan ömründe, bu uzun zaman dilimi boyunca dosyalar açıldı, kapandı, yeniden gündeme geldi. Tanıklar konuştu, iddialar ortaya atıldı, araştırmalar yapıldı. Ama adaletin kapısı bir türlü aralanmadı. İşte bu yüzden Kutlu Adalı’nın anmaları hep bir ‘hesap sorma’ çağrısını dönüşüyor.
***
Bu yıl yapılan 30. yıl anmasında konuşanlar da tam olarak bunu söyledi.
Adalı’nın yalnızca bir gazeteci değil, düşünce özgürlüğünü savunan, karanlığa karşı kalemini kullanan bir aydın olduğu vurgulandı.
Onun susturulmasının, aslında toplumun haber alma hakkına ve demokratik yaşam umuduna sıkılan kurşun olduğu hatırlatıldı.
Konuşmalarda en çok, ‘Unutmadık!’, ‘Vazgeçmedik!’, ‘Vazgeçmeyeceğiz!’ vurguları ön plana çıktı.
***
Ne yazık ki devlet aynı kararlılığı göstermedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Adalı/Türkiye davasında verdiği karar hâlâ ortada duruyor. Mahkeme, yaşam hakkının korunmasına ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmediğine ve olayın etkili biçimde soruşturulmadığına hükmetti.
Bu karar, yalnızca geçmişe dair bir tespit değildir; bugün hâlâ süren bir sorumluluğun belgesidir. Çünkü etkili soruşturma yapılmadığında cezasızlık büyür. Adalı cinayeti de işte böyledir.
Asıl acı olan da budur.
***
Kutlu Adalı’nın öldürülmesi yalnızca bir cinayet dosyası olarak bırakıldı. Oysa bu dosya, Kıbrıs’ın yakın tarihindeki en önemli demokrasi sınavlarından biridir.
Bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde demokrasi, hukuk devleti ve ifade özgürlüğünden söz edeceksek, Kutlu Adalı dosyasını görmezden gelerek bunu yapamayız. Çünkü faili meçhul bırakılan her siyasi cinayet, geleceğe bırakılmış bir tehdittir.
“Konuşursan başına gelebilir” duygusu topluma yerleştiği sürece gerçek anlamda demokratik bir ülkeden söz edilemez.
***
Kutlu Adalı’nın kalemi korkuya teslim olmadı.
O, bu adanın geçmişindeki karanlık ilişkileri sorgularken de, toplumun geleceğine dair söz söylerken de bedel ödemeyi göze almış bir gazeteciydi.
Onu öldürenler yalnızca bir insanı susturmak istemedi; sorgulayan aklı, eleştiren dili ve özgür düşünceyi hedef aldı.
***
Kutlu Adalı’yı unutmadık. Otuz yıldır susmayan o soruyu sormaya devam edeceğiz: “Adalet nerede? Hâlâ gelmedi!”