“Kumyalı otelinin önündeki efgaliptoların altına bazı “kayıplar”ı gömdükleri anlatılıyordu…”

Sevgül Uludağ

Hatırlatma: Bundan tam beş yıl önce bu sayfalarda şunları yazmıştık:

“…Bir okurumuz şu bilgileri paylaştı:

“Sanırım 1996 veya 1998 yılları falandı… Karpaz bölgesinde yürüttüğüm bazı araştırmalar için Kumyalı’ya gittiydim.Burada görevli bir polis bana Kumyalı’da otelin önünde sağ taraftaki efgaliptoların altına bazı “kayıplar”ın gömülü olduğunu anlatmıştı…Gene Galatyalı Y….. amca da bana Kumyalı’da otelin önündeki eftgaliptoların altına “kayıplar”ın gömülü olduğu bilgisini vermişti.Bu konuda lütfen araştırma yapınız…”

Bu okurumuza paylaştığı bu değerli bilgiler için sonsuz teşekkürler…2007 yılında benzer bilgiler bize de gelmiş ve buraya giderek araştırma yapmıştık. O günlerde otelin önündeki efgaliptoların fotoğraflarını da çekmiştik… Bize gelen bilgi, otelin yanında tek bir büyük hurma ağacı olduğu ve onun altına bazı “kayıplar”ın gömülmüş olduğu şeklindeydi.

Bu bilgileri Kayıplar Komitesi yetkilileriyle de paylaşmıştık…Otelin yanında yapılan kazılarda bir veya iki “kayıp”tan geride kalanlar bulunmuştu ancak efgaliptoların altının kazılıp kazılmadığını bilmiyoruz.Bu konuda daha ayrıntılı bilgi sahibi okurlarımızı, isimli veya isimsiz olarak 0542 853 8436 numaralı telefondan beni aramaya davet ediyorum...”

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler – Sevgül Uludağ – 18.1.2016)

Kumyalı’da Turizm Otelcilik Okulu maksatlarıyla kullanılmış olan ancak uzun süredir kapalı tutulan otelin çevresinde Kayıplar Komitesi’ni ayrıntılı araştırma yapmaya çağırıyoruz...

Bu konudaki bilgiler bir kez daha, dikkatlice incelenmeli ve bu bölgede başka “kayıp”ların gömülü olup olmadığı ortaya çıkarılarak temize havale edilmelidir diye düşünüyoruz...


“Razgeli neneyi yazmak için kağıt yetmez...”

Lurucina’dan son derece ilginç insan portreleri, sosyal medyada paylaşılmaya devam ediyor... Bunlardan Razgeli nene ile ilgili olanları, sayfalarımıza alarak okurlarımızla paylaşmak istiyoruz... Hasan Barbaros, Razgeli nene ile ilgili olarak şöyle yazıyor:

“Razgeli neneyi yazmak için kağıt yetmez…Limasol’da yol yapılırdı, yol mızır bir kadının arazisinden geçerdi, kadın kimseyi tarlasına sokmazdı, çare yolu bizim meşhur ebistadımız Osman ustaya yaptırmayı düşündüler.

Haberi alan Osman usta Limasol’a gider. “Ben bu yolu yaparım ama ne karakola, ne de ifade vermeye gitmem” dedi, oradaki yetkililer “Kadını mı öldürecen?” diye sordular… Osman usta aynı şeyi tekrarlayınca mecburi devlet kabul eder.

Osman usta en güvenilir işçisi olan Gelona neneye (Razgeli nene) “Al aletleri da gideceyik bir yer işaretleylim be Razgeli” dedi, Razgeli nene “Hemen usta!” deyip ekipmanları toplayıp yolun yapılacağı yere varırlar.

Osman usta diğer köylülere “Siz uzak kalın, ben ve Razgeli gidiyoruk” dedi.

Osman usta lüzum edebilir diye yanına bir de topuz alır.

Arazide çalışmaya başlarlar, oraya bir gazık, buraya bir gazık çak be Razgeli derken o mızır kadın arazisinde çalışma yapıldığını öğrenince uğuldayarak üzerlerine doğru gelmeye başlar

Osman usta hiç istifini bozmadan yolun ve köprünün yapılacağı yeri işaretler. Kadın yaklaşırken Razgeli neneye “Ben sana ne yapacağını söylemeden birşey yapma” der. Razgeli nene “Tamam usta” der. Kimse ne olacağını bilmezdi. Kadın iyice yanlarına gelince Osman usta “Vur genne be Razgeli” deyene kadar Gelona kadını saçlarından yakaladığı gibi yere yatırır, vura vura hastanelik eder. Yol ve köprü yapılır ve hala daha köprünün adı “Do yohirindu mastre Osmani” diye anılılır, yani “Osman ustanın köprüsü.” Mekanları cennet olsun…”

Aynı konuda “Lurucina’dan seçmeler” başlığı altında Sultan Barbaros ise özetle şöyle yazar Razgeli nene yani Gelona nene için:

“Onu son gördüğümde kilisenin önündeki debozidodan su alıyordu… Uzun basma elbisesi, önünde eksik olmayan önlüğü… Göğsüne kadar uzanan gri örgüleri, başına bağladığı Kıbrıs usulü yemeninin altından salkıyordu. Her zaman uzun bir değnek taşıyordu… Yüzündeki çizgilerin her biri, yaşadığı sıkıntıları anlatır gibiydi. Ağzından sigarası eksik olmazdı…

1963’te olaylar patlak verdiğinde, uzun zaman onu görmedim. Ara ara köye geldiğinde anneme muhakkak uğrardı… Köyden neden gittiğini, geçen  haftalara kadar hiç bilmedim… Meğer torununa bakıyormuş, olaylar çıkınca kızı, oğlunu ve ailesini Lefkoşa’ya aldırtmış… Eskort eşliğinde köyden ayrıldılar… Kızı hastanede ebe olduğu için, yollar kapanınca, kendisi köye gelemediği için, ailesini da yanına aldırtmış…

…  Ne zaman öldüğünü bilmiyorum… Son yıllarını Arasta esnafını zeytin yaprağı ile tütüderek birkaç kuruş kazandığını, ara sıra da fal baktığını duyduydum…

…  1974’ten sonraydı, köy yolu uzak olduğu için biz, yurtta kalıyorduk. O haftasonu köydeydim… O da köye gelmişti… Her zaman kapının girişine otururdu… Hayatta çektiği sıkıntıları anlatıyordu… Beş çocukla dul kalmıştı, elde yok, avuçta yok. İkinci Dünya Harbi’ydi, yoksulluk dizboyu… “Çocuklarımı beslemek için iki yolum vardı… Ya bedenimi satacaktım, ya da hırsız olacaktım… Günlerce düşündüm, birinciyi midem almadı… Hırsızlığı tercih ettim..”

Ha “hırsız oldu” darken banka falan soymadı… Sadece ve sadece çocukları için yiyecek çaldı… Zeytin, domadez, buğday gibi vs. Bu arada her zeytin çaldığında, Bekir dayı onu polise verirdi…

Üç-beş okka değil da Bekir dayının bütün zeytinlerini çalacaktı…

Stefanena’nın dışında 15 tane büyük zeytin ve zeytinler da yüklü… Kasım ayıydı, gece iyi seçilmiş dolunay vardı… Etraf aydınlıktı… Tüm akrabalarını toplamış, tırmıklar, torbalar, zeytinlerin üzerine düşeceği çarşaflar… O insan kalabalığına dayanır mıydı, zeytinler toplandı, eşekler yüklendi, uzak akrabaların evine gitti…

“… Geceden mayayı üretmiştim” dedi, “ovadan gelince yoğurdum ve fırını da yaktım… Çocuklar yorgunluktan uyuyordu… Saat 8’I geçince İngiliz polisi, muhtar ve Bekir dayı kapıda…”

Onları içeri aldı… Ona zeytinleri çaldığı denince, Bekir dayıya dönerek “Hade bu delidir, İngiliz da mı delidir?” dedi. “Ben bu zeytinleri yalnız başıma ne saat çalacağıdım da gelip ekmek da yoğuracaktım? Hade bu delidir, siz da?” dedi muhtara…

… Bekir dayı, onun çaldığından emindi… Ama nasıl…

… Aradan yıllar geçince Bekir dayıya, “İşte böyle çalarlar” dedi, “beş okka değil…”

... Zeytinler kademeli olarak değirmene gitti... Çünkü o akrabaların da zeytin ağaçları vardı... “O sene bol yağ ve zeytin yedik” dedi. “Ben ve bütün akrabalarım” demişti...

Gelona neneyi rahmetle anıyorum... Bu konuşma Rumca olmuştu...”


“Libya’da ailelerin toplu mezar arayışı sürüyor...”

Toplu mezarlardan şimdiye kadar 109 ceset çıkarılırken, kimlikleri tespit edilen cesetler ailelere teslim edildi. Kani kardeşlerin öldürdüğü veya kaçırdığı yakınlarından haber alamayan Terhuneli ailelerin ise kayıplarını bulmak için arayışı sürüyor.

Libya’nın Terhune kentinde çok sayıda aile, yakınlarının kaçırılması veya ölümünden sorumlu tuttukları Halife Hafter yanlısı Kaniyat milislerinin bulunması için gösteri düzenledi.

Trablus’un yaklaşık 100 kilometre güneydoğusundaki Terhune kentinde yaşayan aileler, kentte bulunan toplu mezarlardan sorumlu tutulan ve Haziran 2020’de ülkenin doğusundaki Bingazi kentine kaçan milislerin teslim edilmelerini istedi.

Kent meydanındaki gösteriye katılan, kayıp yakını kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca aile, burada okudukları bildiriyle Bingazi halkına seslendi.

Anadolu Ajansı'nın haberine göre, aileler, ülkenin ikinci büyük kenti ve doğudaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Hafter kontrolündeki Bingazi halkına, Kaniyat milislerini kentte barındırmamaları çağrısında bulundu.

Şimdiye kadar 109 ceset çıkarıldı

Kayıp yakınları şöyle seslendi:

"Kaniyat milisleri adıyla bilinen terörist ve organize suç örgütünün mağdur ettiği, şehit ve kayıp aileleri olarak, Kani katilleri ve destekçilerinin yakalanması ve adalete teslim edilmeleri için doğu bölgesindeki aziz kardeşlerimizi bizimle dayanışmaya çağırıyoruz."

"Kani" soyadlı, bazıları öldürülen 7 kardeşin liderliğini yaptığı Kaniyat, Terhune'yi kontrol ettiği dönemde, kentte muhalif gördüğü sivil halkı ve rakip gördüğü aşiretleri yargısız infaz etmekle suçlanıyor.

Kentteki toplu mezarlardan şimdiye kadar 109 ceset çıkarılırken, kimlikleri tespit edilen cesetler ailelere teslim edildi. Kani kardeşlerin öldürdüğü veya kaçırdığı yakınlarından haber alamayan Terhuneli ailelerin ise ölü ya da diri kayıplarını bulmak için arayışı sürüyor.

Libya'da bulunan toplu mezarlar

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya, Mısır ve Fransa gibi ülkelerden askeri ve siyasi destek alan Halife Hafter'in, 4 Nisan 2019'da milislerine Trablus'u ele geçirmek için saldırı emri vermesiyle, zaten uzun süredir istikrarsızlıkla boğuşan ülke yeni bir şiddet sarmalına sürüklendi.

Hafter'in 14 ay süren saldırıları başarısızlıkla sonuçlanırken, Birleşmiş Milletler nezdinde meşru Libya hükümetine bağlı ordu birlikleri 3 Haziran'da başkent Trablus'un bütün idari sınırlarında, 5 Haziran'da da Terhune kentinde kontrolü sağladı.

Hafter milislerinin, Trablus'a yönelik saldırılarında harekat ve ikmal merkezi olarak kullandığı Terhune'nin kurtarılmasının ardından Libya makamları, şehirde ve çevresinde çok sayıda toplu mezarda şu ana kadar 109 cesede ulaştı.

Öte yandan Uluslararası Ceza Mahkemesinden 22 Haziran 2020'de yapılan açıklamada, Terhune'deki toplu mezarlara ilişkin Başsavcılığa güvenilir bilgiler ulaştığı kaydedilmişti.

(BİANET.ORG – 19.1.2021)


“Kısmet Tabii: İstanbul’un Rum, Yahudi ve Ermeni Toplumlarında Karma Evlilikler...”

Avlaremoz yazarlarından Dr. Özgür Kaymak ve Anna Maria Beyunlioğlu tarafından yazılan ve İstos Yayınları tarafından dün piyasaya çıkan Kısmet Tabii kitabı İstanbul’da yaşayan Rum, Yahudi ve Ermenilerin deneyimledikleri karma ilişki/evliliklere odaklanıyor ve kendi yaşam döngüleri boyunca anlamaya çalışıyor.

Nüfusun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Türkiye’de etno-dinsel azınlık toplumlarının hem kendi aralarında hem de geniş toplumdan (Müslüman-Türk) bireylerle yaptıkları karma evlilikler, özellikle İstanbul kent coğrafyasında demografik açıdan gün geçtikçe azalan bu toplumlardaki en sıcak konu başlığını, en büyük sosyal fenomeni oluşturmaktadır. “Kısmet Tabii…” kitabının hikayesi de bugüne kadar Türkiye akademiyasında yeterince ele alınmamış olan bu konuyu farklı veçheleriyle irdeleme gayretinden doğmuştur. Kitap İstanbul’da yaşayan Rum, Yahudi ve Ermenilerin deneyimledikleri karma ilişki/evliliklere odaklanmakta, onları kendi yaşam döngüleri boyunca anlamaya çalışmakta ve bulguları karşılaştırmalı, eleştirel bir biçimde ortaya koymaktadır.

Araştırmanın ana sorunsalını karma ilişki içerisinde olan, karma evliliğe karar vermiş, şu an evli olan “azınlıkların” aile ilişkilerindeki dinamikler, ilişkilerin farklı evrelerinde kalınlaşan etnik, dinsel ve kültürel sınırları elimine edebilmek için verdikleri mücadeleler ve bu bağlamda ilişkilerini mümkün kılabilmek adına uyguladıkları stratejiler, etno-dinsel sınırların zeminini oluşturan “biz/onlar” zihniyetinin iki taraflı olarak nasıl ve hangi biçimlerde yeniden üretildiği, bu sınırların cinsiyetçi doğası, açılan müzakere ve mücadele alanları oluşturmaktadır. Dolayısıyla, kitapta evlilik odağa alınarak, aile etnik ve dini pratiklerin sosyal olarak inşa edildiği birincil mekan olarak açığa çıkartılmaya ve de karma ilişkilerin barındırdığı çelişkilerin, karmaşıklıkların altı çizilmeye çalışılmaktadır.

57 Görüşmenin Sonucu

Bu kitap çalışması Rum, Yahudi ve Ermeni toplumlarından farklı yaş gruplarından, sosyal sınıflardan ve cinsiyetten derinlemesine mülakat yöntemiyle görüşme yapılan 57 kişinin anlatılarının analizlerine dayanmaktadır. Görüşmecilerin 19’u Rum, 14’ü Ermeni, 18’i de Yahudi cemaatine mensuplardır. Müslüman olan 3 kadın görüşmecinin eşleri Yahudidir; evlendikten sonra vaftiz olan bir kadın görüşmecinin eşi de Süryanidir. Ayrıca İstanbul Rum Ortodoks cemaati ile dini temelde ortaklık sergilemelerinden kaynaklı karma evliliklerin varolageldiği Bulgar Ortodoks toplumundan iki kişiyle de görüşülmüştür. Yapılan görüşmeler (2 odak grup görüşmesi de gerçekleştirilmiştir) aracılığıyla onların kendi dillerinden, kendi benlik algılarına odaklanılarak, özel alanda “azınlık” olma hali deneyimledikleri karma evlilikler aracılığıyla anlaşılmaya çalışılmış; ilişkileri süresince yaşadıkları çatışmalar, zorluklar, değişimler, kısacası ilişki tecrübeleri ve dinamikler mercek altına alınarak Türkiye’deki karma evlilik fenomeni analitik olarak çözümlenmeye çalışılmıştır. 

Vaftiz, Sünnet, İsim

Kitabın bölümlerine gelirsek: giriş bölümünün ardından ikinci bölümde dünya ve Türkiye’deki karma evlilikler üzerine yapılan yarı/akademik çalışmalara dair bir arka plan sunulduktan sonra, üçüncü bölümde araştırmanın ana özneleri olan Rum, Yahudi ve Ermeni toplumlarının İstanbul’un kent coğrafyasındaki varlıklarına dair sosyal-politik perspektiften tarihsel bir çerçeve sunulmaktadır. Saha araştırmasının analizlerine dayanan ve kitabın orijinalliğini yansıtan 4-8. bölümlerde özetle şu meseleler irdelenmektedir: gayrimüslim toplumlarda karma evliliğe bakıştaki kuşaklar arası değişim ve dönüşüm, cemaat yöneticilerinin ve dini liderlerin bakış açıları, farklı dini/etnik kökenden gelen çiftlerin beraber yaşama kültürünü nasıl pratik ettikleri, tüm bu süreçlerde hem aile hem cemaat sosyal çevreleri hem de dini otoritelerle yaşanan çatışmaların üstesinden gelebilmek adına inşa ettikleri stratejiler, karma evlilik çocuklarının dini inanç ve etnik kültür/miras bağlamında ileride edinecekleri pratiklere dair ebeveynleri olarak üzerinde uzlaştıkları kararlar (vaftiz, sünnet, isim seçimi, aktarılan dil vd), karma evliliklerde din değiştirme ve de son olarak azınlık toplumlarındaki toplumsal cinsiyet ilişkileri.

Tüm bu bahsedilen sorular ışığında “Kısmet Tabii…” karma evlilik gerçeğini ve onun Türk toplumu içerisindeki yerini ve toplumla ilişkisini anlamaya çalışmaktadır. Farklı dini inançların-geleneklerin birbirleriyle temas ettiği bir alan olan karma evlilikler tabiatı gereği melez kimliklere de kapı aralamaktadır. Özel alanda yaşanan bu tip evlilikler Türkiye’nin sosyo-demografik profilini yeniden şekillendiren bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

(AVLAREMOZ – 16.1.2021)

DEVAM EDECEK