Kredi ile satın alınan mutluluk…

Mert Özdağ

Ekonomist değilim…
Ama ekonomi ile ilgili çok yazı yazdım…
“Yurttaş ekonomisi” dedim, evdeki yangından bahsettim çoğu zaman.
Sıradan yurttaşın kazancını, kaybını, alım gücünü çok yorumladım.
İndirimleri, zamları…
Ve son 3 yıla bakıyorum şimdi.
İzliyorum sadece, sadece olan biteni ve üzerine söylenenleri okuyorum, dinliyorum.
Ve birçok şey de ağrıma gidiyor.
İçimden yeter artık be yeter diye bağırmak geliyor.
Son 3 yılda dövizin yükselmesiyle ilgili yazılanları söylenenleri okudukça isyan edesim geliyor.
Kimileri Kıbrıslı Türklerin ama özellikle de orta gelir grubunun yaşam biçimine fena halde takmış anlaşılan!
Neymiş efendim meyhanelerde yemeler içmeler varmış! Eee, başka?
Neymiş da bu insanlar neden borçlanarak araba almış! Eee, başka?
Ne gerek varmış da bankadan kredi çekerek ev almış bu insanlar! Eee, başka?
Daha neler neler…
Size ne Allah aşkına!
Size ne insanların harcama biçiminden!
Dünyada tek kredi borcu olan toplum Kıbrıslı Türklermiş gibi bir hava estiriliyor.
Ve dahası bu rüzgara siyasiler de kapılarak popülizmin dik alası yapılıyor.
Topluma daha fazla fakirleşmeyi reva gören bu anlayış “araba yerine bisiklet” önerirmiş gibi yaparak aslında şu anki var olanları bir lütufmuş gibi gösteriyor.
Bisiklet şovlarını yapanlar, bu devletten kendi ailesine neler kazandırdığını unuttuk sanıyorlar!

***

Bu toplum çok çekti dostlar…
Savaş yaşadı daha birkaç 10 yıl önce.
Kendi yaşadığı adada mülteci oldu, dağlardan kaçarak geldi kuzeye…
Katliamlar yaşadı…
Sonra uyduruk bir devlet kurdurlar beceriksiz Türk ve yerli siyasetçilerin eliyle…
“Müjdeler olsun” diyerek TL’ye geçirdiler bu toplumu.
Fabrikalarını kapattılar, üretmeyin biz sizi öderiz dediler!
Bu yarım yamalak devlet hiçbir derdine çare olamadı toplumun, mutlu edemedi ki!
Baksana okullarına!
Neden aldı çocuklarını Kıbrıslı Türkler o okullardan biliyor musunuz?
Neden özel okulların binlerce liralık borçlarının altına girip bu eziyete katlanıyor bu veliler?
Hastanelerinden neden kaçtık bu devletin, neden özel hastanelere gittik?
Bizi mutlu edemedi diye!
Ailelerinin desteği olmasa orta gelirlilerin birçoğu çoktan kapatmıştı evlerini, bilirsiniz değil?
Yanmayan ocakları da bilir misiniz?
Hiç yemek pişmeyen evleri?
Kapatılan klimaları? Kış soğuğunda çalışmayan sobaları?
Nereden keseyim de evladıma harcayayım diye dertlenen anne babaları da bilirsiniz değil?
Evet evet, bu toplum mutlu değildir dostlar!
Bu toplum diğer Avrupa ülkeleri gibi şartlarda yaşamadı ama hep ona özedi yaşamı boyunca…
Avrupalıların parkları gibi parklara sahip olamadı, onlarınki gibi hastaneleri sunmadı bu topluma “devleti”…
Öyle okulları olmadı, Avrupalının yaşam standardının yarısına bile erişemedi.
‘Külüstür’ bir yaşam dayattı bu sistem bu insanlara.
Ve bu çürümüşlük içinde bu toplum da kendi içine çekilmeyi, kişisel çabasıyla hayat standardını yükseltmeyi seçti.
Evet bir arabası olsun istedi Hasan, yalan değil!
Evet bir ev almak istedi Ayşe, borca girdi, doğrudur!
Ailesinin verdiğinin üzerine ekleyerek kredi çekti, ev aldı.
En azından mutlu olabileceği bir şeylere sahip olmak istedi, suç mu?
Hata mı etti bu toplum gençleri, aileleri daha iyi bir ev, bir araba, kısacası daha iyi şartlar isteyerek!
Evet kriz döneminin akıl hocalarına göre hata etti!
Sizi bilmem ama ben bu toplumu çok ama çok iyi tanıyorum.
İnanın sizi temin ederim ki; güneydeki yaşam standardına sahip olabilseydi bu insanlar borç yükü
altına girip araba-ev filan almayacaktı, bundan eminim.
Tek mutluluğu haftada bir-iki yemesi içmesi, orta halli bir arabası, başını sokacak bir evi ve dostlarla keyifli zamanları olan bu topluma çok görmeyin bu mutluluğu…
Zaten birçoğu bu krizde hepsini kaybedecek!
En azından bunca yıldır bu rezil düzeni yaratan ve yaşatanlar kapasa çenesini bari…
İflas ederken bile mide bulandırmasa…
İşin özü; sizin 50 yılda veremediğiniz mutluluğu krediyle satın alarak arayan bu topluma sarf
ettiğiniz sözler yeter.


Faşist, şerefsiz, ahlaksız!

Bir yıl önde 6 TL olan benzinin litresi 25 TL olmuş!

300 TL'lik akaryakıt ile şehirde bir tur atsanız bitecek duruma gelmiş.

Ne karar alacaklar, nasıl bir çıkış yolu arayacaklar diye meclisi izliyorsunuz.

Bir de ne göresiniz!

O ona "faşist" demiş, diğeri o birine "şerefsiz" demiş, bir başkası "ahlaksız adam" demiş…

Bu mudur bize layık görülen?

Ne yazık ki budur.

Ne acı…