“Kosova’da paylaşılmış bir gerçeklik ve adalet arayışları...”

Sevgül Uludağ

Geçiş Dönemi Adaleti için Uluslararası Merkez’in (International Centre for Transitional Justice) internet sitesinde geçtiğimiz haftalarda yer alan bir yazı, Kosova’da son durumu ele alıyor. Bu yazıyı, okurlarımız için derleyip özetle Türkçeleştirdik. Yazı şöyle:

“...1990’lı yıllardaki Yugoslavya Savaşları’nın sona ermesinin üstünden 20 sene geçmiş olmasına karşın, Kosova hala çözüme kavuşturulmamış etnik gerginliklerle uğraşıyor. Eski Yugoslavya’da Sırbistan bölgesinde otonom bir bölge olan Kosova, 2008 yılında bağımsızlığını ilan etmişti. Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkeden 97’si Kosova’nın bağımsızlığını tanıyor olmasına karşın, Sırbistan bunun meşruiyetini sorguluyor ve bu konu, başka ülkeler için de dikenli bir konu.

Kosova’nın nüfusu ağırlıkla Arnavut kökenli ancak nüfusun yüzde 7’si Sırp kökenli ve bir diğer yüzde 5’lik nüfus da diğer etnik azınlık gruplarından... Etnik gerginlikler, şiddetli çatışmaların esas nedeni olmuştu ve 140 bin kişi savaşta öldürülmüş, pek çok savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar da işlenmişti o çatışmalar esnasında.

Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi ve sonrasında da Cezai Duruşmalar için Uluslararası Mekanizma bu savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları kovuşturmak üzere oluşturulmuştu. Daha sonra Kosova Özel Mahkemesi ve Savcılık Özel Ofisi kurularak 1998 ile 2000 yılları arasında bu tür suçlar işlemiş olan  paramiliter Kosova Kurtuluş Ordusu’ndan Arnavut kökenli üyeleri soruşturmak maksadıyla göreve başlaması sağlanmıştı. Ancak bu mekanizmaların başarısı da tartışmalı ve öldürmeler, yerinden edilmeler ve kayıplar konusunda adalet ve hesap verilmesini talep eden pek çok insan hala bu arayışını sürdürüyor.

Yakın geçmişte Kosova’nın etnik grupları arasında ilişkiler kurmak, diyalog geliştirmek, adaleti ileri götürmek maksadıyla çeşitli girişimler yapıldı ve bunların başarıları çeşitli derecelerde görüldü.

Bölgenin şiddet yüklü geçmişiyle başetmeye çalışan devlet kurumlarına teknik yardım sağlamakatan uzman danışmanlığa kadar “Geçiş Dönemi Adaleti için Uluslararası Merkez ICTJ”, Kosova’da çeşitli kapasitelerde görev yaptı...

ICTJ halen Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’ın sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle kurbanların öncülüğünde bölgede geçiş dönemi adalet insiyatiflerini anlamlı biçimde geliştirmeye yardım ediyor. ICTJ’in Kosova’daki programlarında Programlar Direktörü Anna Miriam Roçatello ile uzman Kelli Muddell yardımcı oluyor. ICTJ’de iletişim konusunda staj yapmakta olan Caroline Nowak ile birlikte, bu iki uzman geçtiğimiz günlerde Kosova’daki durumu tartıştılar...

CAROLINE NOWAK: Kosova’da Arnavut ve Sırp kökenli nüfus arasında günümüzde devam etmekte olan gerginlikler ve bunun nedenleri nedir? Bunlar 1998-1999 savaşına yol açan gerginliklerle aynı mıdır yoksa farklı mıdır acaba?

ANNA MİRİAM ROÇATELLO: Elbette geçmişteki gerginlik, özellikle Miloseviç döneminde Sırp rejiminin Kosova’da uyguladığı saldırgan ve baskıcı politikalarından kaynaklanmaktaydı. Kosova’da geçmişin göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu söyleyebiliriz. Miloseviç’in özellikle Kosovalılar’a karşı saldırganlığına gerekçe gösterdiği şey, Arnavut kökenli nüfusun ani artışıyla birlikte, eski Yugoslavya’da Sırp etnik öğesinin egemenliğinde dengesizlik yaratarak tehdit oluşturduğu şeklinde bir gerekçeydi. İnanıyorum ki altta yatan gerginlikler aynıdır. Kosovalı Arnavut nüfusun niyeti hala çok nettir, o da kendi ülkeleri olarak düşündükleri yerde tam denetim sahibi olmaktır. Sırp enklavlarda devam etmekte olan güvensizlik duygusu vardır, Sırp nüfus arasında da... Geçmişin mirası nedeniyle Kosova devletine entegre olmaları çok zor olabilir. Kosova’nın çoklu etnisitelere dayanan bir nüfus yapısı vardır ve bunları (yönetime) dahil etmek ve farklı etnik gruplarla bir arada yaşamak konusunun çok iyi çalışmadığı açıktır, özellikle Kosovalı Sırplar konusunda... Sırp devleti içerisinde de devam eden bir diyalog ve barış süreci var ve yakın geçmişte, bu başka bir dönemece girmiş durumdadır.

KELLİ MUDDELL: Kosova’daki gruplarla yaptığımız çalışmada geçiş dönemi adalet sürecinin önceliklerini ele aldığımızda, sohbet genellikle yalnızca Kosovalı Arnavutlar ve Kosovalı Sırplar arasındaki konulara doğru kayıyor. Ancak çatışmadan etkilenmiş olan diğer etnik azınlıkları tanımıyorlar ya da onları düşünmüyorlar bile...

ANNA MİRİAM ROÇATELLO: Diğer etnik gruplar da, Sırp devletinin baskı ve şiddetini yaşamış oldukları için Kosova devletini daha kolay kabul edip buna adapte oldular. Gerçek sorun, insanların dahil olacağı, çok sayıda etnik kökenin bir arada olabileceği, şeffaf ve hesap verebilir bir toplumun nasıl kurulacağıdır – çatışmanın çözümlenmemiş olduğu koşullarda bunu yapmak durumu vardır çünkü başka faktörler bu durumu etkilemektedir, örneğin Sırp devleti...

CAROLINE NOWAK: Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi ne yapmak üzere kurulmuştu? Özellikle Kosova için ana sonuçlar nelerdir?

ANNA MİRİAM ROÇATELLO: Eski Yugoslavya için Uluslararası ceza Mahkemesi, eski Yugoslavya’ya yönelik görevler için kurulmuştu. Eski Yugoslavya’da uluslararası suçlar ve ulsulararası insan hakları hukuğuna yönelik diğer büyük suçları kovuşturmak üzere oluşturulmuştu. Kosova’ya yönelik iki duruşmayı çok iyi biliyorum, her ikisi de takipsizlikle sonuçllanmıştı. Ancak en azından kanıtlarla oynandığı ve şahitlerin taciz edildiği konusunda yargıçların resmi açıklamada bulunmalarını sağlamıştık. Belli davaların devletin meşruluğu altında yürütülmesi gerektiği konusunda nüfusun bir anlayışa sahip olmasını ilerletmek sosyal olarak çok zordu, çok çok zordu... daha açık fikirli olduğunu ve hukuğun üstünlüğüne inandığına düşündüklerinizden bile bu anlayışı görmüyordunuz. Sosyal duygular ve duyarlılıklar değişti mi bilmiyorum ancak bu konu hala çok hassastır.

CAROLINE NOWAK: Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi ne kadar başarılı oldu? Bu mahkemenin eksiklikleri, Kosova’daki etnik gerginlikleri artırdı mı sizce?

ANNA MİRİAM ROÇATELLO: O dönem gerginliği arttırmıştı gerçekten. 2004 yılında Mart eylemleri vardı, pek çok ciddi kamu huzursuzluğu ve şiddete dönüşen gösteriler yapılmaktaydı. En büyük düşkırılığının da, Birleşmiş Milletler tarafından başlatılan siyasi diyalog sürecinin – ki bu iki tarafın en azından nihai bir çözüm olmasa dahi, üzerinde çalışabilecekleri bir çözüm bulmaya yönelikti – çalışmaması olduğuna inanıyorum. Ancak tüm toplumu katmayan tüm bu süreç nasıl etkili olacaktı ki? Eğer önlem buysaydı, sonuç da pek olumlu olamazdı...

CAROLINE NOWAK: Eski Cumhurbaşkanı Haşim Taci tarafından oluşturulan Hakikat ve Yeniden Uzlaşma Komisyonu, ta başından çalışamamıştı. Taci de Lahey’deki savaş suçları davaları nedeniyle daha sonra istifa edecekti. ICTJ, 2019 yılında bu komisyona teknik danışmanlık yapmaktaydı. Bu mekanizma için hala potansiyel var mıdır acaba?

KELLİ MUDDELL: Adalet Bakanlığı’nın bu strateji üzerinde çalışıyor olması ve bu stratejiyi kabul etmekteki istekliliği birşeyler anlatır sanırım. Bu strateji altında farklı makenizmalar vardır. Bunlardan birisi çeşitli yasaları değiştirmek ve kayıplar konusundaki farklı yasaların kapsamını ve ele alacaklarını iyileştirmektir. Bunlardan bir diğeri bir gerçek komisyonu kurmaktır. Bir diğeri ise özünde kollektif bir bellek yaratmak amacıyla savaş suçlarına dair verileri belirlemek maksadıyla bir başka enstitü oluşturmaktır. Stratejinin diğer öğelerinden biri hükümete çağrıda bulunarak kurbanların ihtiyaçlarını belgelemekte olan sivil toplum insiyatiflerine yardım etmesini sağlamaktır.  Ve sonuncusu da tek bir yerde toplanmak üzere farklı uluslararası aktörlerden bilgi edinmek maksadıyla memorandumlar (muhtıralar/bildiriler) kaleme almaktır. Adalet Bakanlığı’nın bu stratejiyi yaratmak üzere siyasi iradesi mevcuttur. Ancak esas sorun, bu stratejiyi uygulamak üzere kaynaklara sahip olmaktır.  İleriye taşıyacakları şeyin politik olarak yapabilecekleri en uygun şey olacağını ve onlara en az maliyetli olacağını düşünüyorum.

CAROLINE NOWAK: Günümüzde Kosova’da adalet arayan kurbanlar kimlerdir? Onların öncelikli kaygıları ve talepleri nelerdir?

ANNA MİRİAM ROÇATELLO: Biz hala savaş kurbanlarıyla başediyoruz, çatışma kurbanlarıyla, Sırp baskısının kurbanlarıyla ve Arnavut kökenli silahlı grupların işlediği suçların kaç kurbanı olduğunu da bilmiyorum... Toplumsal bölünme ve siyasi bölünme çok katıdır ve hala kurbanlar dünyası vardır... Görebildiğimiz kadarıyla savaş kurbanlarını temsil eden örgütler vardır ve bunlar etnik çizgilerle bölünmüşlerdir hala...

KELLİ MUDDELL: Kurbanların kendi aralarında hala konuşmakta oldukları en canlı konulardan birisi de “kayıplar” konusudur. Hükümetin oluşturduğu bir kurum bunu takip etmek üzere kuruldu ancak etkili olmadığı görülüyor ve bu sık sık ortaya konan bir konudur. Sanırım gerçek ve hatırlama konuları ortaya konuyor... İnsanların pek farkında olmadığı bir diğer konu, kurbanların belli gruplar tarafından temsil ediliyor olmasıdır – etnisite bakımından hala çok bölünmüş ve kutuplaşmış vaziyettedirler. Bunun sonucunda da belki bir siyasi parti veya bir sivil toplum temsiliyetiyle bağlantı kuruyorlar... Kurbanların kendileri çoğunlukla zaten gerçeği bildiklerini, kendilerinin bilmesi gereken başka da bir gerçek olmadığını düşünüyorlar. Ve işte ne zaman “Hakikati öğrenme” söylemi ortaya çıksa, bu etnik rampalardan çıkmak için bir çaba göstermemiz gerekir. Gerçekten geçmişi ele alacaksak, daha fazla kucaklayıcı bir gerçeği anlatma, gerçeği arama kurumuna ihtiyacımız vardır.

ANNA MİRİAM ROÇATELLO: Kosova’daki gerçek şimdilerde Kosovalı Arnavutlar’ın gerçeğidir ve evrensel olarak kabul edilen ya da ortaya sürülen ve saygı duyulan gerçek de budur. Farklı yorumlara sahip olsak dahi, öteki toplumların da ne tür şiddete uğradıklarını ifade edebilmeleri gerekse de, gerçeği aramaya yönelik bir süreç oluşturmak ve paylaşılmış bir gerçeğe ulaşmak için hiçbir zaman hiçbir çaba gösterilmedi...

CAROLINE NOWAK: ICTJ Kosova’da ne zaman çalışmaya başladı ve ilk etkinlikleri neler oldu?

ANNA MİRİAM ROÇATELLO: Tam da eski Cumhurbaşkanı Taci’nin bir hakikat komisyonundan söz ettiği esnada Kosova’yla bağımız oluşmuştu... Bir sivil toplum örgütünün isteği üzerine Kosova’da çalışma yapmaya başladık, sözkonusu sivil toplum örgütü farklı grupları dahil etme girişimlerinde hala oldukça özgün davranmaktadır. Bize çağrıda bulunarak bir hakikat komisyonu oluşturmakta o dönem öncülük eden kuruluş timinin üyeleri olarak kendilerine yardım etmemiz için çağrıda bulunmuşlardı bize. Sonra da hazırlık timine daha fazla dahil olduk ve onlarla birlikte çalışmaya başladık.

Merkezi Hollanda’da olan bir diğer uluslararası sivil toplum örgütü olan Pax’la birlikte paralel bir proje geliştirdik – bu, kurbanların farklı gruplarıyla danışmalar ve bir araştırma yürütmeyi hedefliyordu. Biz de bu araştırma ve soruların yapısı hakkında danışmanlık yaptık. Son birkaç yıldan bu yana ICTJ dahil olmak üzere bir grup örgüt Avrupa Birliği’nden üç yıllık bir yardım aldı. Hedeflerinden biri hakikat kavramını gerçekten tartıştırmak ve sorumlu bir diyalog yürütmek, kucaklayıcı olmaktır – en azından yaklaşımların nasıl da tek taraflı olduğunu ortaya koyarak geçiş süreci adaletinin diğer önlemlerinin eksik olduğunu, yalnızca cezai kovuşturmaların olduğunu ve tüm bunların da toplumun yeniden oluşturulmasını nasıl da olumsuz biçimde etkilediğini ortaya koyacak bir projedir...

KELLİ MUDDELL: Parçası olduğumuz AB projesi, Kosova, Sırbistan ve Kuzey Makedonya içindi. Her bir ülkede ulusal örgütlerle çalışıyorduk ve onlar da kurbanların gruplarıyla araştırmalar yaptılar, sonra bu kurban gruplarına bazı fonlar sağlayarak kendi çalışmalarını yapmalarına yardımcı olundu, bu da çatışmaya dair etnik söylemleri kırma düşüncesiyle onları ileriye taşımaktı. Ancak ta başından biliyorduk ki bu pek de ulaşılmayacak bir hedefti çünkü toplumlar bölünmüştü ve bu farklı ülkelerde bu gruplar arasında iletişim eksikti...

ANNA MİRİAM ROÇATELLO: Kosova’daki bu sorunların nedenlerinden biri de Sırbiastan’la ilişkilerinin yalnızca Kosova’yı etkilemiyor oluşudur. Eski Yugoslavya’nın nasıl olup da çöktüğüne dair bir mirastır bu, hala Makedonyalı Slavlar’la Makedonyalı Arnavutlar arasında çok büyük gerginlikler vardır örneğin. Sözkonusu proje, kavramlaştırma aşamasında temeli sağlam bir projeydi. Ancak bu projeyi gerçekleştirmek, üç yıldan çok daha fazla zaman ve herhalde çok daha fazla temas ister. Eğer bireylere konuşursanız, paylaşılan bir anlayışa sahip oldukları ve aynı tarzda düşündükleri izlenimi edinirsiniz. İnsan hakları konularını ortaya koymakta ve savunmakta kapasitelerini geliştirmişlerdir ancak bir kez aynı odada bir araya gelince, biri Sırp’a, diğeri Arnavut’a dönüşür ve bir tür “varsayılan mod”a düşerler...

KELLİ MUDDELL: Bu projenin çalışmasının ağırlığı, adalet ve hakikat konusunda kendilerini temsil eden siyasi partilerin kendilerine önceliklerinin ne olması gerektiği konusunda söylediklerinin dışında bu konuları düşünmeleridir – yani bu ulusal örgütler ve kurban gruplarının kendi önceliklerini düşünmeleridir. İnanıyorum ki projenin süresinin ötesinde bunu devam ettirecek çalışmanın bir momentumu mevcuttur. Bunun da ötesinde Cinsel Şiddet Kurbanlarının Statüsünün Belirlenmesi Komisyonu’na da teknik yardımda bulunduk. Bir yasa vardı, bu yasada şehitlere, kurtuluş gruplarında savaşmış olanlara emeklilik maaşları verilmesi öngörülmekteydi ancak cinsel şiddet kurbanları hakkında açıkça bir şey söylenmiyordu... Bunun için de yasanın değiştirilerek cinsel şiddet kurbanlarının da buna dahil edilebilmesi için yıllar boyunca ulusal ve uluslararası kadın gruplarının lobicilik çalışması yapması gerekmişti.

Şimdilerde ise Kosova’daki Adalet Bakanlığı’na teknik yardımda bulunmaktayız. Adalet Bakanlığı da geçiş dönemi adalet stratejisi taslağını hazırlamış durumdadır.

CAROLINE NOWAK: Üç yıllık AB projesinin sonuna gelinirken, Kosova’da ileri götürüldüğünü görmeyi istediğiniz şey nedir?  Başka ne üzerinde daha fazla çalışma yapılmalıdır?

KELLİ MUDDELL: Üç ülkeden sivil toplum örgütlerinin hem ulusal, hem de bölgesel düzeyde gerçekleştirilecek, kurbanların öncülüğünü yapacağı, geçiş dönemi adalet süreçlerine yönelik ortak bir vizyon geliştirmek üzere işbirliği yapmaya devam etmeleri düşüncesi vardır. Benim umudum eğer bu gerçekleştirilecek olursa, o zaman geçmişin etnik-milliyetçi söylemlerinde kökleri olan, savaş suçlarının yaygın biçimde inkarına karşı adımlar atılması gerektiğidir.

https://www.ictj.org/latest-news/finding-shared-truth-and-justice-kosovo?fbclid=IwAR3cZJObfjXOzlalr0VE3JJL6pZNNqtJv98DmIsVDTudLm7vow8_m6s2oIU

(ICTJ’de 18.8.2023’te yayımlanan yazıyı özetle derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN).