“Kormacit’ten Birmingham’a hatıralar...” (1)

Sevgül Uludağ

KORMACİT’TEN BİR KIBRISLIMARONİT’İN, ANDONİS KASABİS’İN HATIRALARI...

Kormacit köyünden bir Kıbrıslımaronit’in, Andonis Kasabis’in 1974’te savaştan sonra köyünden ayrılmasıyla ilgili hatıraları ve sonra da Londra’ya giderek burada hayatını devam ettirmeye çalışmasına ilişkin hatıralarını, kendisinin de izniyle, sosyal medya sayfasından okurlarımız için derledik...

Andonis Kasabis’in hatıraları şöyle:

NİNEMLE ZEYTİN TOPLARKEN HABERİ ALDIK...

“25 Eylül 1974: Bir ay önce, 16 Ağustos 1974’te Türk ordusunun işgali altına giren Kormacit köyünde büyük haber... İşgal güçleri, enklavda yaşayan öğrencilerin köyden ayrılarak öğrenimlerine devam etmelerine izin verdi.

Bu haber çıktığı zaman ben, ninem Elengu ile Şerissa denen bölgede zeytin toplamaktaydım. Ağacın üstündeydim... Ve kardeşim Josef’in uzaktan bağırdığını duydum: “Re Andonaki!” diyordu, “gel aşağı da Türkler öğrencilerin ayrılmasına izin verdi...”

Derhal zeytin ağacından aşağıya atladım ve köye doğru koşturmaya başladım, köyden birkaç kilometre uzaktaydık...

Ninem arkamdan bağırıyordu, “Nereye giden ama?” diye... Ben de ona , “İngiltere’ye gidiyorum Nene!” diye bağırdım, o da bana “Geri gel be deli!” demişti.

ANNEM VALİZİMİ HAZIRLAMIŞTI BİLE...

Birkaç dakika sonra, köye doğru koşarken babamın meşhur beyaz Morris Minor 1000 arabasını gördüm, plaka numarası DH965 idi, Kolymboi denen yerde beni bekliyordu. Derhal arabaya atladım ve köyümüze doğru yol almaya başladık. Annem zaten valizimi hazırlamaya başlamıştı seyahat için, giysilerimi valize koymaktaydı.

Bu, Kıbrıs’ın dışına ilk seyahatim olacaktı, 18 yaşındaydım. Duş yapmak için zamanım yoktu. Soyunup başka giysiler giydim ve köyün merkezindeki otobüse doğru aceleyle gittim.

 

OTOBÜSLE LEFKOŞA’YA...

Otobüsü Makaritis Jannikas sürmekteydi ve otobüs öğrencilerle dolup taşmıştı, yanlarında anne-babaları da vardı.

Türk askerlerinin çok detaylı incelemeleri ardından otobüs, 25 mil uzaklıktaki Lefkoşa’ya doğru yola çıktı. O günlerde bu kolay bir şey değildi.

Lefkoşa’da Ledra Palas Oteli yakınındaki barikatta Türkler, öğrencilerin geçebileceğini fakat anneleriyle babalarının barikatı geçemeyeceğini söylediler. Böylece annemle babam orada kaldılar ve ben de diğer öğrencilerle birlikte, Kıbrıs’ın Kıbrıslırumlar’ın kotrolündeki bölgesine geçtim...

Birkaç dakika sonra kendimi bir arabada bulmuştum, bazı akrabalarımızla birlikteydik ve Leymosun limanına doğru yol alıyorduk.

O günlerde Kıbrıs’ın havaalanı yoktu.

 

GEMİYLE PİRE’YE DOĞRU YOLCULUK...

Leymosun yolunda, Dassupolis’te teyzemin evinde durduk ve birşeyler yedik. Teyzem ağlıyordu... Neden ağladığını anlamak için çok gençtim, yeterince olgun değildim... Bana göre herşey bir maceraydı. Hala daha da öyledir.

İki saat kadar sonra, bir gemideydim, Yunanistan’ın Pire limanına doğru yola çıkacaktık. Köylülerimden bazıları da aynı gemideydi...

Güvertede eğleniyorduk, bu yüzden kabinime geç saatlere kadar gitmemiştim. Sonuçta kabinime gittiğimde burada dört küçük yatağın olduğunu, her yatakta en az bir kişinin uyuduğunu gördüm. Işığı açtım ve birisi şikayet etti, bir süreliğine ışıkları söndürmemi söyledi bir ses.

O zaman ben de “Ben nerede uyuyacağım ki?” deyiverdim.

Bunun üzerine yataklardan genç bir adam fırlayıp kabinden dışarıya doğru koştu... Açıkçası benim yatağımda izinsiz uyumaktaydı, en azından benden izin almamıştı. Sorun değildi bu! Ben de sıcak yatağa yattım onun yerine...

Bu seyahat 36 saat sürmüştü. İki gece ve bir gün... Pire limanında karaya inmiştik. Yunan toprağına ayak basınca çok duygusallaşmıştım... Güçlü bir Elen eğitiminden geçerek büyümüştüm (Tümkıbrıs Cikko Erkekler Cimnasiyosu’na gitmiştim) ve Yunanistan’ı büyük bir ülke olarak görmekteydim.

Limandan çıkarken iki akrabamla birlikteydim, bunlardan biri benden daha yaşlıydı ve İngiltere’de öğrenim görmüştü ve babam beni ona emanet etmişti – onunla birlikte kendinden genç kızkardeşi de vardı.

ATİNA’DAN LONDRA’YA UÇAK BULMAYA ÇALIŞACAKTIK...

Valizlerimizi taşıyorduk ve Atina’dan Londra’ya bir uçak bulmaya çalışacaktık, orada bizi akrabalarımız beklemekteydi.

Ne yazık ki Londra’ya olan hiçbir uçuşta boş yer yoktu. Böylece Atina’da  kalmak zorundaydık, ta ki İngiltere’ye gitmenin bir yolunu buluncaya kadar...

Atina’nın merkezinde sokaklarda yürürken, yoksul insanlar için olduğunu tahmin ettiğimiz, YMCA’in bir başka versiyonu gibi bir pansiyon gördük...

Önce genç kıza, kızlar için bir yer ayarladık. Sonra ben yetişkin akrabama dönerek, “Kızkardeşine bir yer bulduğumuza göre, biz önemli değiliz, birceez köprünün altında da yatabiliriz biz” dedim.

 

ÖMRÜMDE NEREDEYSE HİÇ AFRİKALI GÖRMEMİŞTİM...

Ancak hemen sonrasında erkekler için bir pansiyon bulduk. İçeriye girdik. Her ne hikmetse aynı odaya verilmedik, iki ayrı odaya konduk ama yalnız kalmayacaktık, odalarda başkaları da vardı.

Ben yedi diğer tanımadığım şahısla birlikte aynı odaya konmuştum, bunlardan dört tanesi Afrikalı idi. Hayatımda bundan önce neredeyse hiç Afrikalı insan görmemiştim, bırakın onlarla aynı odada uyumayı... Üstümü değişip yatma zamanım gelmişti. Annemin yakın zamanda benim için satın aldığı yeni pijamaları buldum ancak bunları hiç denememiştim. Bu pijamaları giydiğimde, benim üç katım büyüklüğünde birisinin sığabileceğini gördüm... (Annem her zaman bize daha büyük gelen giysiler satın almaya tutkundu, böylece büyüdük sonra bu giysileri giyebilirdik diye düşünürdü... Şimdi geriye dönüp baktığımda ilk mayomun bana çok büyük geldiğini ve büyük bir dalganın mayomu kapıp kaçtığını da hatırlıyorum!)

Bütün gece gözüme uyku görmedi, yalnızca odada tanımadığım başka insanların olmasından değil, aynı zamanda yeni edindiğim dört Afrikalı arkadaşın yüksek sesle hiç duymadığım bir lisanda konuşmalarından ötürü uyuyamamıştım. Ben o günlerde iki dil konuşabiliyordum, Kormacitli herkes gibi Kıbrıs Rumcası ve Kormacit Arapçası idi bu...

AVRUPALILAR GİBİ SPAGETTİ YEMEYİ BİLMEYİNCE AÇLIĞI TERCİH ETTİM!

Ertesi günü yetişkin akrabamız, Atina’da yaşayan bazı Kıbrıslılar’ın evlerini ziyaret etmemizi ayarlamıştı, bunlar arkadaşlarından birinin akrabalarıydı. Bize karşı çok kibardılar ve bizi kendileriyle öğle yemeği yemeye davet etmişlerdi. Yemek spagettiydi... Ben kibarca yemeği reddettim, aç olmadığımı söyledim kendilerine.  Gerçekte uygar bir Avrupalı yöntemiyle spagetti yemeyi denemekten utanıyordum. Böyle bir eğitimim yoktu. Kendimi aptal gibi göstermek yerine daha iyi aç kalırdım!

O gün, ilerleyen saatlerde Atina’daki Kıbrıs Büyükelçiliği’ni ziyaret ettik. Burası kalabalıktı, pek çok Kıbrıslı göçmen vardı yardım istemeye gelmiş olan... Bize Omonya Meydanı yakınlarında belli bir otelin Kıbrıs’tan göçmenlere ücretsiz oda verdiğini söylediler. Derhal oraya gittik. Aşilliyon Oteli idi bu...

“Merhaba, bizler Kıbrıs’tan göçmenleriz ve kalacak bir yer arıyoruz...”

“Ah, tamam, peki ne zaman ayrılacaksınız?”

“Henüz bilmiyoruz, umarız en kısa zamanda. İngiltere’ye gitmeye çalışıyoruz...”

Bize üç yataklı bir oda gösterdiler.

Köyden ayrıldıktan sonra ilk duşumu aldım. Köyde de o günlerde çok sık yıkanmazdık, o nedenle en son ne zaman yıkandığımı şimdi hatırlamıyorum.

Çoraplarımı çıkardım, bunlar saman doluydu, üç gün önce ninemle zeytin toplarken olmuştu bu...

 

AYNI GÜN LONDRA’YA UÇUŞ...

O gece otelde uyuduk ve ertesi günü British Airways ofisini ziyaret ettik Sindagma meydanında, maksadımız havayolu biletlerimizi iptal etmeye çalışarak İngiltere’ye trenle gitmekti.

Şansımıza oraya vardığımızda özel bir ekstra uçuşun olduğunu ve bu uçuşa bizi koyabileceklerini söylemişlerdi. Biz de bunu yaptık.

Aynı gün sözünü ettiğim bu uçuşla Londra’ya vardık, akrabalarımız bizi bekliyorlardı... Her nasılsa beşimiz birden, artı valizlerimizle küçük bir Fiat arabaya binerek Birmingham’a kadar gittik. Tarih 29 Eylül 1974 idi. 30 Eylül 1974’te ise Dudley Teknik Koleji’nde derslere girmeye başlamıştım. A level’lar için bir senelik bir kurstu bu... İki hafta geç kalmıştım bu kursa katılmaya...

Bundan sonra Kıbrıs’a gidişim ancak 10 Temmuz 1977’de olacaktı ve Kıbrıs’ı çok farklı bulacaktım.

Bana yardım eden herkese buradan teşekkür etmek istiyorum (pek çok kişi yardım etmişti bana), diğer öğrencilere ve ailelerini Kıbrıs’ta 1974’ün o trajik günlerinde geride bırakıp buraya gelen göçmenlere de teşekkür etmek istiyorum...

 

İNGİLTERE’DEN İLK HATIRALARIM...

29 Eylül 1974...

İngiltere’ye 18 yaşında ve 45 günlükken varmıştım, hayatımda ilk kez Atina’dan uçağa binerek...

Bir ay önce Türkiye’nin işgal ettiği bölgelerden bir göçmendim...

Benden büyük abim zaten 1972’den beridir öğrenimi için Birmingham, İngiltere’de idi... Birmingham Üniversitesi’nde ikinci yılındaydı öğreniminin...

Köyümüzden önemli sayıda akrabamız ve köylümüz zaten İngiltere’de bulunmaktaydı.

Ben, yetişkin bir akrabamızla birlikte seyahat etmekteydim, annemin yeğenlerinden biriydi ve bir de bu akrabamızın daha genç kızkardeşi vardı bu seyahatimizde...

Heathrow Havaalanı’na geceleyin inmiştik...

47 yıl sonra düşündüğümde, muhaceret kontrolün bana nasıl davrandığını hatırlamadığımı farkediyorum.

Ancak şunu hatırlıyorum: Çıkışta abim ve birlikte seyahat ettiğim akrabamızın kardeşi tarafından karşılanmıştık – taa Birmingham’dan havaalanına araba sürerek bizi karşılamaya gelmişlerdi.

 

KÜÇÜK BİR FİAT’A NASIL SIĞIŞMIŞTIK!

Küçük bir Fiat 127 olan bu araca beşimiz birden artı üç valizle nasıl sığışıp da binebildik ve Heathrow’un kuzeyinde 120 mil uzaklıktaki Birmingham’a kadar nasıl araba sürdük, bunu da hatırlamıyorum...

Birmingham’a doğru giderken otoban üzerinde bulunan bir servis istasyonunda durmuştuk.

Herşey bana inanılmaz geliyordu!

Tuvalete gittim ve şansıma orada iki Kıbrıslırum çok yüksek sesle ve Kıbrıs şivesiyle konuşuyordu, bir tanesi de koyu koyu sövüyordu.

Gülümsedim.

Sözkonusu Kıbrıslırum öfkeyle baktı bana ve Kıbrıslıca, “Bu Allahın belası da nere güler be böyle?” dedi.

“Ben de Kıbrıslıyım” dedim ona.

Sakinleşti ve “İyi ki bana bunu söyledin!” dedi.

Hala daha eğer yeterince hızlı biçimde benim de bir Kıbrıslı olduğumu söyleyememiş olsaydım, bu Kıbrıslırum’un bana ne yapacağını merak ediyorum.

 

(Devam edecek)