Körleşme ve uçurum

Cenk Mutluyakalı

Sokak sanatının gizemli ismi Banksy, keşke gelse ve Kıbrıs’ın tam orta yerine dikse o heykeli.

Bayrağın ve milliyetçiliğin kör ettiği siyasiler yüzleşse gece, gündüz…

Ya da biri Elefteria Meydanı'nda dursa heykelin, diğeri Girne Kapısı’nda…
Bir ayna gibi…

***
Dünya bu heykeli konuşuyor.
Aslında heykeli değil…
Heykelin işaret ettiği körlüğü.
Milliyetçiliğin kör noktasını…

Uluslararası kanallar heykelin önünden yayın yapıyor, gazeteler yorumluyor, ajanslar fotoğraf servis ediyor...
Bir sokak sanatçısı daha ne ister?

İşin estetik boyutunu, özgünlüğünü, biçimini, sanatsal tartışmaları bir kenara bırakıyorum…
Yarattığı yankı, milyonlarca sözcüğe bedel.

***
Heykelin merkezinde, iktidarın ve statükonun sembolü olan takım elbiseli bir figür var.
Kendinden emin, ileri doğru yürüyor.
Ama elindeki dev bayrak yüzüne dolanıyor.
Görmüyor.
Boşluğa adım atıyor.
Düşecek.
Ne yaparsa yapsın, düşecek.

“Kim o?” diye sorsam…
Biliyorum, nice isim geçecek akıllardan…
Dünyadan…
Adamızdan…
Yakınlarınızdan...

Kim o?
Milliyetçiliğin kör ettiği biri.
Ya da menfaatin...
Yüzünü bayrağın ardına saklayanlardan…
Utancını, hilesini, arsızlığını orada gizleyenlerden…
Ne kadar tanıdık...

***
Kıbrıs gibi yarım hakikatler ülkesine ne çok yakışırdı bu heykel…

Bizim buralarda herkes kendi mağduriyetinin mimarı, herkes kendi acısının tekelinde.

Kıbrıslı Türk toplumu mesela…
—ki bu tanım artık kuzeydeki kalabalığı açıklamaya yetmiyor—

Şunu soruyorum kendime...
Bizden ne almışlarsa haksızlıkla…
Ya da ne istiyorsak...
Hepsini geri verseler…
Hepsini alsak...

Peki?
Biz hazır mıyız…
Ne almışsak ellerinden, hepsini geri vermeye?

***
Bazen insanın gözü kendinden başkasını görmüyor…
Yürüyor boşluğa…
O boşluğa bile aldırmadan…

İnsan, sadece kendi kurguladığı gerçeğe hapsolduğunda, önündeki uçurumu yol sanıyor.