1967’de doğdum…
1968’de toplumlararası çatışmalara ara verildi…
-*-*-
Ama biliyordum ki, ben doğmadan üç – beş yıl önce, ailemdeki herkes askerdi…
-*-*-
Amcam ve dayılarımdan biri mesela Erenköy’de savaşmışlar…
İkisi de üniversite öğrencisiydi…
Aynı yaştaydı…
Aynı fakültede, aynı bölümde…
-*-*-
Annemle – babamın tanışması da amcam ve dayımın yakınlığındandır sanırım…
-*-*-
Evet annem de babam da öğretmendi ama biri Yeşilırmak öteki Teralı…
-*-*-
Neyse, 1967’de annemin ve babamın öğretmenlik yaptığı Gaziveren köyünde doğdum…
-*-*-
Ve henüz bebekken, Lefke’ye yerleştik…
-*-*-
Anne – baba Lefke’de öğretmen, Yeşilırmak’taki halam ve nenem ilkokula başlayıncaya kadar benim bakıcılar…
-*-*-
Haliyle hafta sonları annemle – babam Yeşilırmak’a gelir, beni alır Lefke’ye döner, pazar akşam geri getirirdi…
-*-*-
Yeşilırmak’a giderken, 40 Mil diye bildiğimiz bugünkü Bademliköy’de Rum askerlerinin bir barikatı veya küçük karargâhı vardı…
-*-*-
Ama bu arada, Bademliköy’de yaşayan ve halamın akrabalarımız dediği “Çorba Dayı ve eşi” yaşardı…
Halam, dedem, eniştem, nenemle ziyaret ettiğimizi hatırlarım…
-*-*-
Ama o askeri barikatı hiç unutmam…
-*-*-
Çünkü o barikattan her geçişimde, korkardım!
-*-*-
Kimseye belli etmem ama özellikle aklımın kesmeye başladığı dönemde arabanın arkasına saklandığımı bilirim…
-*-*-
Ve yine aklımdadır, benden bir yaş büyük ablamın sanırım bir bayramda elinde taşıdığı Türk Bayrağı’nı arabanın içinde sallamasından da çok çekinmiştim!
-*-*-
Aman görecekler ve bizi vuracaklar korkusu!
-*-*-
1973 ders yılı başladığı zaman yanılmıyorsam Eylül gibi, anne ve babamın tayinleri yeniden Gaziveren’e çıktı…
-*-*-
Hayatımda ilk defa, Prastyo ya da bugünkü adıyla Aydınköy’e gittiğimizi hatırlarım…
Babamla ben…
Babamdan daha yaşlı bir Rum amca beni kucakladı, öptü…
Bana çikolata falan verdi…
Polis çavuşuydu…
Yıllar sonra babamdan öğrendim, “bizi çok kolladı, çok korudu, akrabamızdı” dedi…
-*-*-
Derken, 15 Temmuz 1974…
-*-*-
Gaziveren’de Hasan Eraslan ustanın marangoz atölyesinde “sözde” çıraklık yapıyoruz!
Sözde devlet gibi!
Oyalanıyoruz ve iş öğreniyoruz!
-*-*-
O gün yani 15 Temmuz sabahı Hasan abi marangoz atölyesine askeri üniforma ile geldi… Elinde de tüfek vardı. Av tüfeği değildi… “Baba piyade” demişlerdi sonra…
-*-*-
Ben ve aynı yaştaki bir arkadaşıma küçük torbalar verdiler, içine kum doldurmamızı istediler…
Marangoz atölyesinin üzerine bu torbaları taşıdık, Hasan abi üst üste sıraladı!
Ve o torbacıkların üst üste sıralanmış adına “siper” dediler…
Mevzi!
-*-*-
Torbaları doldurduk, Hasan abi bizi eve gönderdi…
“Ben söylemeden gelmeyin, dükkân kapalıdır” dedi!
-*-*-
Vay be, işten mi atılmıştık?
-*-*-
Ve 19 Temmuz!
Allah Allah!
Mahallenin bütün kadınları, bir evin arka bahçesinde kazanlarda tavuk kaynatıyor!
Pis – iğrenç bir koku kaldı burnumda!
Fırınlarda ekmekler, çörekler pişiyor!
-*-*-
Evin önündeki harmanlıkta oynuyoruz!
Bizden büyük abiler diyor ki, “yarın Türk askerleri bizim köyden çıkarma yapacak!”…
Çıkarma da ne?
-*-*-
“Havadan da paraşütçüler aha bu harmanlığa atlayacak!”
-*-*-
Ne heyecan ne heyecan!
-*-*-
Derken, 20 Temmuz 1974’ün çok erken saatinde babam bizi uyandırıyor…
Öpüyor, av tüfeğini ve fişekleri alıp çıkıyor…
-*-*-
“Türkiye Ada’ya çıkmış!”…
Ama bizim köyden değil, Girne yakınlarında bir yerden!
-*-*-
Akşamüzeri, babam yok!
Birileri anneme çok heyecanlı bir şekilde bağırıyor; “… Hocanım al çocukları da acele Abdullah dayının eve gidin” diye…
Aklımda öyle kalıyor!
-*-*-
Annem ablamla benim ellerimi tutuyor; koşarak, 150 metre kadar ilerideki Abdullah dayının evine gidiyoruz ama bu esnada, silah sesleri duyuyorum; arkamızda, kim olduğunu hiç bilmediğim insanlar, ellerinde silahlarla koşuyor ve ateş açıyor!
-*-*-
Aklımda öyle kaldı!
-*-*-
Gece boyu, silah sesleri devam ediyor!
-*-*-
Sabah daha güneş doğmadan, cami mikrofonunda “barahodides – barahodides – barahodides” diye bir ses duyuluyor!
-*-*-
Aklımda öyle kaldı!
Barahodides!
-*-*-
Evden çıkıyoruz!
Babam yanımıza geliyor; tüfek katlanmış durumda, omuzuna koymuş, elimizden tutuyor, ilkokula doğru gidiyoruz…
-*-*-
Kimse bize kötü davranmıyor…
Babam ve bizimle kalan en küçük dayımı, ellerindeki tüfekleri aldıktan sonra bir kamyona koyuyorlar…
Her ikisini de üç ay sonra göreceğim…
-*-*-
Bizi ilkokulun karşısında yol kenarına sıralıyorlar…
Çömeliyoruz veya oturuyoruz ve herkes üzerine işiyor!
-*-*-
O haşlanmış tavukların kokusundan sonra, ikinci gün ikinci koku krizi!
-*-*-
Kamyonlara doldurulan köyün eli silah tutan erkekleri götürülüyor!
-*-*-
Bizi de okula kapatıyorlar…
-*-*-
Bir van araçtan, okulun bahçesine dörde bölünmüş ekmek ve bolibif fırlatıyorlar…
Güzin hocanım ve Şerif hocanım bolibifleri açıyor, ekmeklere yerleştiriyor, herkese ama özellikle çocuklara dağıtıyor…
-*-*-
Derken, galiba esirliğin üçüncü günü, yani 23’ü olsa gerek, uçaklar geliyor…
Etrafı bombalıyor…
Panik halinde okula kaçmaya çalışıyoruz…
-*-*-
Daha sonra o uçakların bazı Rumları öldürdüğü falan anlatılıyor; bu esnada, bir Rum askerin, okulun karsındaki kamyonete çıktığını ve büyük bir silahı okula çevirip ateş etmeye başladığını görüyorum, net hatırlıyorum!
-*-*-
Sonuç?
14 ölü!
-*-*-
Annelerimiz bizi yere yatırıyor ve üzerimize yatıyor…
Bu esnada çocuklarının üzerine yatmaya çalışan Eşref (Erçıkan) teyzemiz yaralanıyor… Ve hala hayatta, Allah sağlık versin… Ve o günden beri felç…
-*-*-
Sonra evlere gönderiliyoruz…
-*-*-
Hastalanıyorum!
Annemin anlattığına göre önce Pendaya (Yeşilyurt) Hastanesi’ne götürüyorlar…
Hem de Omorfo (Güzelyurt) Belediye Başkanı bir Rum’un özel ricası veya izni ile…
Hastane kapalı…
Oradan Omofo’ya…
-*-*-
Hastane veya kliniğin ölü yaralılarla hatta ölülerle dolu!
Kanlı beyaz çarşaflar var aklımda!
-*-*-
Ve bana serum veren Rum doktor!
-*-*-
Ve sabaha kadar ben ve annemle kalan Nigidaslı (Güneşköy) Andreas adlı asker…
-*-*-
Ve 25 gün sonra Türk askerleri geliyor…
-*-*-
Köyde yakaladıkları veya civardan toplamış da olabilirler, 12 kadar Rum’u deniz kenarına götürüp, öldürüyorlar…
Sorry ama aklımda öyle kaldı be canım!
Gördüm, hatırlıyorum!
52 senedir gözümün önünden gitmeyen bir manzara!
-*-*-
3 ay sonra babam esirlikten dönüyor.
-*-*-
Ve hayat devam ediyor…
-*-*-
Ganimetin ne olduğunu öğreniyorum!
-*-*-
Herkes öğreniyor!
-*-*-
Ganimete hep devam ediyoruz!
-*-*-
Ve işte geldiğimiz yer!
Yarın 20 Temmuz 2026!
52 sene geçti…
-*-*-
Yaşadığım korkuya değmedi diye düşünüyorum ama artık geçti…
Çocuklarım, torunlarım; çocuklarınız ve torunlarınız aynı şeyi yaşamasın!
-*-*-
Haaa bir de çok çok özür dilerim ama özellikle bu ülkeyi soymaktan başka hiçbir amacı, hedefi olmayan bazı dilbandiler çıkıyor ve bana milliyetçilik falan dersi vermeye kalkıyor ya!!!
-*-*-
Uçak göremiyorum!
Savaş uçaklarından nefret ediyorum!
Gösteri veya gösteriş maksatlı uçuşlardan nefret ediyorum!
Korkuyorum be ısgartalar, korkuyorum!
Babamın 1974 yılında üç ay Limasol’da esirlikten döndüğü gün bana sarılışı, o günkü bozkurt gazetesinde… Fotoğrafı, uzun yıllar Kıbrıs gazetesinde birlikte çalıştığım, aynı odayı paylaştığım merhum büyüğüm Bilbay Eminoğlu (Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz sevgili Bilbay’ın amcası) çekmiş…