Korkak hükümet!

Serhat İncirli

Çalışanın iş yerindeki durumu, patronun iki dudağına kalmamalı!

-*-*-

Patronun canı çektiğinde işçiye kıyamamalı!

-*-*-

Peki ne yapmak lazım?

-*-*-

Tabii ki toplu iş sözleşmesi!
Tabii ki çalışan sendikalaşmalı!

-*-*-

Sendikalaşma da patronu iflas ettirmek anlamına gelmemeli!

-*-*-

Peki ne yapmalı?
Tabii ki toplu iş sözleşmesi!
Tabii ki patronun hakları da korunmalı!

-*-*-

Nasıl mı?

-*-*-

Toplu iş sözleşmesini öyle bir yapacaksınız ki, çalışan, çalıştığı iş yerine “evi gibi” hatta “gözü gibi” bakacak!

-*-*-

Gerçi bizim memlekete “memleketim” diye bakan çalışan pek kalmamış olabilir ama bu “sıkıntıyı” aşmak lazım!

-*-*-

Nasıl mı aşacağız?

-*-*-

Evet, özelde de tüm çalışanlar sendikalaşmalı ve örgütlenmeli!
Çok çaba harcanmalı!
Çok eğitim çalışması yapılmalı!

-*-*-

Ama, her şeyden önce, ne yazık ki ülkemizde ağır bir kültür haline gelen “patronum haklıyım, istersem ana öper, istersem meme keserim” zihniyeti sonlanmalı!

-*-*-

Şu anda Ektam adlı şirkette yaşanan da budur!
Türkiye’deki patronlar, KKTC’deki emekçinin sendikalaşmasından huy kapmıştır!
Ve iki dudacıkları ile çok alışık olduğumuz bir şekilde KKTC’deki piyonlarına, tam Türkiye kafası ile “atın tümünü işten” demişlerdir!

-*-*-

Burada ilk görev, ne acıdır ki değil Türkiyeli patronlardan, Türkiye’den gelen kara sinekten bile korkan hükümetindir ki o da ayrı bir mesele!

-*-*-

KKTC Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Oğuzhan Hasipoğlu’nun grevdeki işçilere “sizin yanınızdayız” demesi elbette doğrudur ve alkışlanmalıdır ama aynı Hasipoğlu2nun ve oturduğu kabinenin başındaki Ünal Abinin de Türkiye’deki patronlara “brüyoooo” çekebilmeleri elzemdir!
Korkmadan!

-*-*-

Korkmayın; toplu iş sözleşmesi, sadece işçi için yapılmaz, işveren için de yapılır!
Korkmayın, işçi sizi yemez!
Maşallah siz yiyorsunuz; her şeyi de herkesi de!

-*-*-

Korkmayın, çalışana sahip çıkın!
Korkmayın, insanınıza sahip çıkın!
Korkmayın, Türkiye’deki patronlara, bu ülkenin Anayasası’nı ve yasalarını hatırlatın!

-*-*-

Ve korkmayın, eğer burası “işgal altında toprak parçası değil değildir bir hukuk devletidir” diyorsanız, buyurun ispat edin!

-*-*-

Korkmadan!
Bir kere olsun!


Vatandaşa daha ucuz ürün 
için oturup konuşmak lazım!

KKTC’de hükümetin “Ekospeti” uygulamasını daha önce de yazmıştık…
Bu sistemle vatandaş, evinde oturduğu yerden, marketlerdeki fiyatları karşılaştırıp, ucuzunu bulabilecek…
Bir nevi “denetim mekanizması” da diyebiliriz!
Vatandaş market fiyatlarını doğrudan inceliyor ve aynı zamanda denetliyor…

-*-*-

Günde en az 3 kez markete giden biriyim…
Belki ufak tefek ürünleri – yani fiyatı düşük birçok ürünü karşılaştırmam ama örneğin alkol fiyatlarını karşılaştırırım… 

-*-*-

Geçen gün, çok büyük – çok şubeli bir marketin yöneticilerinden biriyle konuştum; “sizde filan ürün daha pahalı” dedim!

-*-*-

Elbette market yöneticileri yani perakendeciler, diledikleri fiyatı uygulayabilirler… 
Ama ilgili marketin yöneticisi, bazı “toptancıların” yani gıda veya temizlik ürünlerini toptan satanların, farklı marketlere, farklı fiyat uygulayabildiğini öne sürdü…

-*-*-

Bir toptancı şirkette çalışan arkadaşlarımdan birine bu iddiayı aktardım, “doğrudur, şirketler, daha çok alana daha ucuza verebilir ama çok sık olan bir şey değildir” gibi bir izahatta bulundu! “Dolar ile ithalat hepimizin en büyük derdi” diye ekledi… 

-*-*-

Bir başka markette, bir başka yönetici ile de sohbet ettim, O bazı fiyatların yüksekliğinin hatta genelde fiyat yüksekliğinin “toptancı kaynaklı” olduğunu iddia etti…
Biraz da ileri gitti ve “fiyat indirelim dediğimizde, toptancılar bizi uyarıyor, sakın yapmayına meseleyi getiriyor, bizden ürün alamazsınızla devam edebiliyor, tehdit edebiliyor hatta ediyor” dedi!

-*-*-

Toptancı ürünleri perakendecilere, işletmelere veya bayilere satar. Son kullanıcıya yani tüketiciye satmaz… 

-*-*-

Perakendeci ürünleri doğrudan son tüketiciye satar.
Toptancının satışı büyük miktardadır, perakendeci tekli ya da az adetli satış yapar.

-*-*-

İşletme kitaplarına göre, örneğin toptancıda birim fiyat ve kâr marjı genelde azdır ama tabii ki hacim büyüktür… Sürümden kazanma durumu!

-*-*-

Perakendecide birim fiyat daha yüksektir, kâr marjı toptancıya göre daha fazladır.
Tüketicinin muhatabı perakendecidir… Haliyle “çok pahalı” dendiğinde kavga edilen ya da eleştirilen genelde market sahipleridir… Toptancıda müşteri az, ürün fazladır; perakendecide müşteri çok, ürün azdır… 

-*-*-

Fiyat nasıl indirilir?
Toptancı ile perakendeci ve her ikisi birlikte “devlet” oturup konuşur… 
Toptancı, perakendeciyi tehdit etmez; perakendeci müşteriyi kazıklamaz; evet çok zor ve karmaşık bir ilişkidir ve “o haklı bu haksız” demenin bir anlamı yok ama “devlet” kesinlikle işin içinde olmak zorundadır…

-*-*-

En başta vatandaş düşünülmelidir…
Ve vatandaşa daha ucuz ürün satmak adına, fondu – vergiydi toptancıyı rahatlatmalı; perakendeciyi de denetleyebilmelidir… 

-*-*-

Ekosepeti uygulaması ile o denetim şu anda cebimizde!
Ama gerisi, hükümet – toptancı – market sahipleri – ticaret odası – sanayi odası – esnaf odası ve diğer ilgili kurumların “oturup konuşmasında”… 

-*-*-

Tehdit etmeden; vatandaş için, ülke için oturup konuşmalısınız!


Allah söyletti genni!

İlahi adalet, en sade hâliyle, Tanrı’nın (Allah’ın) mutlak ve kusursuz adaleti anlamına gelir.

-*-*-

Google amcaya sorun, size söylesin…
Mesela ilahi adalette kimseye haksızlık yapılmaz. İnsanların yaptığı iyilik ya da kötülük karşılıksız kalmaz.

-*-*-

İslam düşüncesinde ilahi adalet “herkes niyetine, eylemine ve imkânlarına göre hesaba çekilir” şeklinde özetlenebilir… 

-*-*-

Mazlumun hakkı zayi olmaz; zalim er ya da geç hesap verir.
Halk arasında sık duyulan: “İlahi adalet er ya da geç tecelli eder” sözü de tam olarak bunu anlatır:
İnsan gözüyle geç kalmış gibi görünse bile, hiçbir şey boşa gitmez…

-*-*-

Başbakan Ünal Üstel’in geçtiğimiz gün Meclis konuşmasında dil sürçmesi yaşadığı bir gerçektir!

-*-*-

Yani Başbakan, “biz usulsüzlüklerin önünü açtık” demek istememiştir elbette!

-*-*-

Ama, O’na bunu söyleten kesinlikle ilahi adalettir!

-*-*-

Çünkü herkes ve eminim Allah da çok iyi bilmekte ve görmektedir ki, bu ülkede onlarca ya da yüzlerce değil, binlerce usulsüzlüğün önü açılmıştır!

-*-*-

Immanuel Kant’a göre insan, adil davranmakla yükümlüdür…

-*-*-

Ancak aynı insan ne yazık ki adaleti göremediği – bulamadığı zamanlarda kendini Tanrı’ya “verir”…
Ahlaki bir zorunluluk olarak bu noktada da “ilahi adalet” ortaya çıkar!
İnsan da buna inanır!
Ben de insanım ve buna inanmaktayım!

-*-*-

Yani demek istiyorum ki, elbette ilahi adaletin gerçek olduğu kanıtlanamaz bir şeydir de; yine de Üstel’in dil sürçmesinin ilahi adaletle bağlantısı olduğundan eminim!

-*-*-

Kıbrıslı da der, “Allah söyletti genni!”


Pegasus, KKTC’ye başlattığı uçuşlarında 20’nci yılını tamamladı… Günde üç uçuşla başladığı serüven, günde 30 uçuşla devam ediyor… Şu anda KKTC’de yüzde 60 ile yolcu kapasitesinde lider olan Pegaus; aynı zamanda tüm Ada genelinde, yani Ercan, Larnaka ve Baf’a uçuş gerçekleştiren şirketler içerisinde de yüzde 15 ile en büyük Pazar payına sahip… Üstelik sadece Ercan’a uçtuğu halde… Pegasus, KKTC’ye uçuşa başlamasının 20’nci yılı dolayısıyla geçtiğimiz Pazartesi akşamı Lefkoşa Concorde Hotel’de bir akşam yemeği düzenledi… Son zamanlarda katıldığım en güzel yemekli etkinlikti… Yemek güzeldi, program güzeldi… Konuşmacılar uzatmadı, sıkmadı, siyaset yapılmadı… Geceye, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman da katıldı ve bir süre Pegasus KKTC Temsilcisi Zeki Ziya ile de sohbet etti (Fotoğraf)…