Kooperatif Bankacılığı Paneli ve Düşündürdükleri

Dr. Berkan Tokar

Kâr maksimizasyonuna odaklı liberal yapı daha agresif daha açgözlü bir insan yapısı ortaya çıkardı. Bununla birlikte kar hırsı ahlaki erozyonu da beraberinde getirdi. Ülkemizde son günlerde, daha fazla kazanç elde etmek adına emlak sektöründe yaşanan olay da, sözkonusu ahlaki erozyona örnek olarak gösterilebilir. Yine liberal yapının benimsenmesi ile birlikte, tepe yöneticilerinin gelirlerinde meydana gelen artış standart bir çalışanın gelirindeki artışa oranla astronomik derecede çok daha yüksek olmuştur. Dolayısıyla kâr odaklı anlayış gelir dağılımındaki adaleti de olumsuz etkilemektedir.

Kooperatif Merkez Bankasının 60. Yılı etkinlikleri çerçevesinde organize ettiği “Kooperatif Bankacılığı” konulu bir panele katıldım. Panel’de gerek yurtdışındaki, gerekse ülkemizdeki kooperatifçilikle ilgili aydınlatıcı birçok bilgi sağlandı. Yurt dışından davetli olarak katılan akademisyenler Prof. Dr. Meryem Duygun ve Prof. Dr. Aylin Çiğdem Köne Panel’e çok ciddi bir katkı ve derinlik sağladılar. Yerel katılımcılardan KKTC Merkez Bankası Başkanımız da, özellikle bankacılık faaliyetlerinde bulunan kooperatiflerin denetimleriyle ilgili ciddi vizyon ortaya koydu. Dolayısıyla Banka yönetiminin, yapmış olduğu katılımcı seçimlerinden dolayı da ayrıca kutlanmaları gerekir diye düşünüyorum.

Evet, yanlış okumadınız Kooperatif Merkez Bankası tam 60 yıldır, kırsal başta olmakla birlikte, her ihtiyaç duyana destek olabilmek adına görev yapıyor. Kuruluşu koloni dönemine dayanan Kooperatif Merkez Bankası, günümüzde ülkemizin en büyük finans kuruluşu olarak görevine devam ediyor. Panel’de temel tartışma, Kooperatif Bankacılığı, finans piyasalarındaki son gelişmeler çerçevesinde nasıl yapılanmalı ve rekabet etmeli konusuna odaklı olarak sürdü. Pek tabii, bu tartışma, genel iktisat alanındaki politika değişikliklerinin günümüze kadar nasıl değişimler yarattığını bizlere düşündürdü. Temelinde dayanışma olan ve kârdan çok kooperatifi oluşturan ortakların ihtiyaçlarını ucuz olarak sağlama amacı güden kooperatiflerin, günümüz neo-liberal ekonomik düzenin dayattığı hayat anlayışında, sürdürülebilir kalkınma adına ne kadar da gerekli kuruluşlar olduğunun açıkça anlaşıldığını düşünüyorum.

80’li yıllardan itibaren hayatımızda çok sık duyulmaya başlayan liberalleşme, küreselleşme ile birlikte hız kazanmış ve günümüzde liberal politikalardan öte neo-liberal politikalar da ülkeler tarafından benimsenmiştir. Dünya Bankası ve IMF’nin özellikle 80’li yıllardan itibaren ekonomik liberalleşme adına gelişmekte olan ülkelere sağladığı yapısal dönüşüm (Structural Adjustments) kredileri de bu değişime ciddi bir hız kazandırmıştır. Liberal ekonomi politikaları ile bizler, aslında verimlilik sağlanması adına devletin piyasaların önünden çekilmesini sağladık. Milton Fridman’ın “şirketlerin sosyal sorumluluğu kar etmektir” sözü istikametindeki uygulamalar elbette karlılığı artırdı ve ekonomileri büyüttü. Ancak bu yaklaşım bir yandan kar maksimizasyonunu teşvik ederken diğer yandan sosyal devlet anlayışının da erozyona uğramasını sağladı. 1980’li yıllardaki İngiltere başbakanı “Demir Lady” Margaret Thatcher’in İngiltere’yi yukarıda bahsettiğim yönde dönüştürme adına uyguladığı politikalar İngiltere’yi dünyanın en büyük 5 ekonomisinden bir yapmış ancak diğer taraftan sosyal devlet anlayışından İngiltere gibi bir ülkeyi çok uzaklaştırmıştır. Nitekim günümüzde parası olan kaliteli eğitim ve kaliteli sağlık hizmetleri alabilmektedir ancak dar gelirliler için bu maddi imkân maalesef yoktur.

Kâr maksimizasyonuna odaklı liberal yapı daha agresif daha açgözlü bir insan yapısı ortaya çıkardı. Bununla birlikte kar hırsı ahlaki erozyonu da beraberinde getirdi. Ülkemizde son günlerde, daha fazla kazanç elde etmek adına emlak sektöründe yaşanan olay da, sözkonusu ahlaki erozyona örnek olarak gösterilebilir. Yine liberal yapının benimsenmesi ile birlikte, tepe yöneticilerinin gelirlerinde meydana gelen artış standart bir çalışanın gelirindeki artışa oranla astronomik derecede çok daha yüksek olmuştur. Dolayısıyla kâr odaklı anlayış gelir dağılımındaki adaleti de olumsuz etkilemektedir. Bu çerçevede liberal ekonomik yapının yarattığı gelişimin sürdürülebilirliği, yukarıda değindiğim unsurlardan dolayı tartışılır durumdadır.

Unutmayalım ki hangi kuruluş hangi işletme olursa olsun, herhangi bir hizmet veya ürün üretirken bir takım doğal kaynaklar da tüketmektedir. Tüketilen doğal kaynaklar, ister liberal ister neo-liberal yapıda olsun dünyadaki yaşama yani tüm insanlara aittir. Dolayısıyla üreten ve kâr elde eden her işletmenin, çevresinde yaşayanlara bir maliyet oluşturduğu gerçeğinden yola çıkarak, sorumluluğu, kâr odaklı iken ayni zamanda insan odaklı da olmalıdır. İşte tam da bu noktada, temel hedefinde üreticilerin rekabet etmesi değil de dayanışması olan kooperatiflerin günümüz ekonomik yapısı içerisinde çok önemli bir üretim organizasyonu olduğu inancında olduğumu söylemek isterim. O yüzden özellikle kırsaldaki küçük üreticilere kadar finans hizmetlerini ulaştırarak insanların yaptığı üretime tutunmalarını sağlamak çok önemli bir sorumluluktur.

Sonuç olarak kooperatif bankacılığı, vizyonunu ve gelecek hedeflerini belirlerken kâr odaklı olmaktan ziyade insan odaklı da olabilmeyi başarabilmelidir. İşte o zaman büyük balığın küçük balığa yaşama şansı vermediği, rekabetin vahşileştiği yapılardan uzaklaşıp, kooperatiflerin rasyonel bir model çerçevesinde destekleyerek, dayanışmanın ön planda olduğu küçük ve büyük üreticinin birlikte kazandığı daha sürdürülebilir bir ekonomik yapıya sahip olmamız mümkün olabilir.