KOL KIRILIR…

Tamer Öncül

“Kol kırılır, yen içinde kalır…”

Belleğim beni yanıltmıyorsa, ilk kez dedemden duymuştum bu “atasözünü”… Aile içi bir kavganın ardından söylemişti…
Kolu kırılanlardan çok ölenlerin, yaralananların konuşulduğu günlerdi o günler…
Sonraları çok sık duyar olacaktım…
BEY rejiminin baskıcı günlerinde; katı örgüt disiplinin vazgeçilmez şiarlarındandı…
Hataları, kavgaları, yanlışları dışa karşı saklamanın; düşmanın elin koz vermeme gerekçesinin ardına saklanarak; aile içi şiddetten tutun da her türlü KÖTÜLÜĞÜN üstünü örtmeye çalışan bu ataerkil söz dizimiyle ne çok karşılaşacaktım büyüdükçe…
Bütün atasözleri gibi bu da, var olan düzeni sorgulamama, eleştirmeme; verili olanla yetinme; ötekileştirme; sonsuz itaat vb. EGEMEN kesimi koruyucu bir işlev taşımaktadır.
Ama artık zaman değişti… Kemik çatırdamaya görsün; anında tüm dünyada duyulur oldu.
Nereden mi biliyorum?
Geçen Cumartesi hurmadan düştüğümde…
Yok yok “hurmadan düşme” diye bir atasözü üretmedim… Nasrettin Hocanın “damdan düşen bilir…” fıkrasına da gönderme yapmıyorum… Olayın, “Arap hurmadan inene kadar türlü kurbanlar adamış; yere indiğinde, mafiş gurban demiş” hikayesiyle de bir ilgisi yok…
Araplar başta olmak üzere, yeterinden çok kurban veriyor dünyamız zaten… Niye yeni kurbanlar adayım ki?
Benimkisi basbayağı/aptalca bir düşme…Ne olduğunu anlayamadan altımdan kayan merdiven bir yana,ben bir yana… 5-6 metre yükseklikten (vurulmuş bir kuş gibi) pat diye yapıştım toprağa…
Bilek hizasından kırılan kolumun çatırtısı (alçısı kurumadan) neredeyse bütün adada duyuluverdi!
Telefona sarılanların %90’ı aynı soruyla girdi söze: “ne arardın hurmanın üstünde?”
“Aklımı arardım!” desem, ayıp olacak…
Yirmi yıldır yaptığım işi yapıyordum aslında… Aşağı doğru sarkıp, diğer ağaçları bastıran hurma dallarını budamak… Hurmaların her yıl 20-30 cm daha yükseldiğini hesaba katmazsak, değişen bir şey yok!
Kolum (dirseğe kadar) alçıda eve geldiğimde (suçluların suç mahalline geri dönme güdülerini yenememesi gibi); doğruca bahçeye çıkıp, “olay yeri incelemesine” giriştim… Yerde boylu boyunca yatan merdiven de, kesilmesi gereken son iki dal da pis pis sırıtarak bakıyordu koluma… İki tanesini maccez ettiğim domates fidanları (oğlum kadar) öfkeli…
Sahi, en alt dalı altı metreyi çoktan geçmiş hurmanın üstünde işim neydi benim?
“Bana bir şey olmaz!” (aptal) cesaretimizin sonuçlarını düşünmeden yaptığımız, pek çok yanlıştan biri miydi; ya da yorgunluğun verdiği “dikkat bozulması mıydı; yoksa (bundan önceki iki haftada yazdığım) beyin sıkışması mıydı?..
Neyse ne? Olan olmuş; kol kırılmış, alçın içinde kalmıştı, sonuçta…
Şimdi, sol elimin acemi parmaklarıyla bu yazıyı yazarken düşünüyorum da, bugüne dek geçirdiğim onlarca iş kazasından (bu dahil) ucuz kurtulmuşum hep!.. (Bu cümleyi okurken pis pis sırıtan kimi okurlarımın aklından çekirge bir sıçrar, iki sıçrar… Atasözünün geçtiğinden eminim… Savunma babında benim de cevabım hazır: acı patlıcanı kırağı yakmaz!)
Atasözlerinin ne kadar “çağ dışı, statükocu” olduğunu “REFERANDUM/Yeni Sözlük” kitabımda “bozarak” göstermeye çalışmıştım… İşte onlardan birkaç örnek.

Acımasız: Yeni an.: Evrime uğramış, çağdaş insan karakteri. (ör.atasözü: Bu zamanda anana bile acımayacaksın.) 
Avanta: is.İt.: Bir kimsenin, yolunu bulup haklı olmadığı halde sağladığı kazanç.    Yeni an:  Aşiretlerde reise yakın üst sınıfın ekonomi-politikası. (ör.atasözü: Beleş sirke baldan tatlıdır.)
Bayram: is. Yeni an: Memur toplumlarda yılın dörtte üçünü kapsayan “dinlenme” günleri. (ör.Atasözü: çalışmayana her gün bayram.)
Cambaz: is.Fr. Yeni an: Her koşul ve dönemde koltuktan düşmemeyi beceren . ( ör. atasözü: Horoz ölür, gözü koltukta kalır.)
Eşkiyalık: ç.s. Ar. Yeni an: Sıkıştıkça yeni vergiler koyan  devlet anlayışı. ( ör.atasözü: Ak akçe vergi içindir.)
Feylesof: is.Yun. Yeni an: Zır deli. (ör.atasözü: Düşün, düşün boktur işin.)
Hikaye: is. Ar. Yeni an: Siyasi vaatler manzumesi. (ör. atasözü: Oy gelecek yerden vaat esirgenmez.)
Kaos: is. Yeni an: Her şeyin düzensiz olduğu çağdaş düzen… (ör. atasözü: Deveye boynun neden eğri demişler; o da “anama bakın” demiş…)
Mankafa: s. Yeni an: Kafasının içinde bir tilkinin bile dolaşamayacağı kadar küçük beyin taşıyan… Zeka özürlü. (ör. atasözü: Sükut mankafalıktan gelir.)
Okuma: is. Yeni an: Zaman Kaybı. Gereksiz göz yorgunluğu. (ör. atasözü: Oku oku, sonu:ayakyolu.)
Para: is. Yeni an: Onun için çok şey söylenebilir. Anası olmadığı halde babası olan; basılabilen, yenilebilen, bozulabilen, dökülebilen, kesilebilen, kırılabilen; burnu kulağı olmasa da gözü olan; dini imanı olmadığı halde en çok tapınanı olan doğaüstü bir güç… (ör. atasözleri: Para parayı, kazanamayan cefayı çeker; Parası ucuz olanın İMF’si kıymetli olur; Paranın yüzü sıcak, götü soğuk olur; Parayı çalan düdüğü de çalar.)
Rakı: is. Yeni an: Sünepeyi bile aslan yapan süt. (ör. atasözü: Her rakının içinde bir aslan yatır.)
Sömürücü: s. Yeni an: “Yeni Dünya Düzeni” düzeni. (ör. atasözü: Derimizi yüzdüler, bizi öyle düzdüler.)
Şakşakçı: is. Yeni an: Aklı avuçlarında olan. (ör. atasözü: Her lafa şakşak, alkışlamayan alçak)