KKTC’nin ekonomik gücü bir illüzyondur

Aslı Murat

Yaklaşık 2 hafta önce “entrikalı pembe dizi” kıvamında yaşanan “özel jet krizini” değerlendirdiğimizde, hükümetin büyük bir darbe aldığını söyleyebiliriz. Dağılan gündemi toparlamak ve ayağa kalkabilmek adına, “2. Toplumsal Dayanışma Paketi”ni açıklasalar da, bir adım ileri gidemedikleri ortada. Sözde açılan sektörler, günbegün dibe doğru çöküyor. İşsizlerin sayısı artıyor, yoksulluğun hanesine bir çentik daha atılıyor. Hükümet sadece toplantı yapıp karar aldığını açıklıyor ama somut bir ilerleme yok. Paket içerisindeki 12. Madde ile, Anayasadaki kuvvetler ayrılığı prensibine aykırı bir şekilde, yargı kararlarının ötelenmesi ise durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Bununla birlikte borçlu kesimlerin nefes alacağını iddia eden hükümet, aslında en büyük kötülüğü mahkeme kararlarını erteleyerek yapıyor. Çünkü faizler yerli yerinde duruyor ve ödenene kadar da birikmeye devam ediyor. Ayrıca küçük esnafın soluk borusunu da tıkıyor. Kısacası hem hukuka aykırı hem de borçlunun, küçük esnaf alacaklının zararına olan bir tablo ortaya çıkıyor. Bu durum karşısında bir meslek örgütü olan K. T. Barolar Birliği, kararda ısrar edilirse yargı yoluna başvuracağını açıklıyor.

Her zaman olduğu gibi, sorunların esas nedenini görmekten kaçma – onları yok sayma yöntemi tercih ediliyor. Bu noktada atılması gereken adım, faizleri düzenleyen bir yasa olmalıdır. Gerek Bakanlar Kurulu gerekse tek tek milletvekillerinin, bu durumu değerlendirmesi gerekir. Eğer “alacak – borç ilişkilerine” dair gerçek bir çözüm üretilecekse, buradan başlanmalıdır. O zamana kadar da sadaka gibi verilen 1,500 TL yardımların devam ettirilmesi gerekir. Ama ne mümkün. Kapasitemiz onu karşılayamaz. Yöneticilerin sergilediği illüzyonun aksine, KKTC devleti, vatandaşlarının ekonomik ve sosyal anlamda insan onuruna uygun yaşamaları için gereken güce sahip değildir. Bu durum covid-19 pandemisi öncesinde de böyleydi, sonrasında da böyle olmaya devam ediyor.

***

Peki ya sağlık sistemi?

Kıbrıs’ın  güneyine kontrollü geçişlerin başlaması ile birlikte bir diğer sorun ortaya çıktı. Ücretli PCR testi yapma kuralı, geçişlerin zorlaştırılması üzerinden yorumlandı. Ama esas papara, bu hizmetin Türkiye’den geleceklere ücretsiz bir şekilde sunulacağı kararının ardından koptu. Yıllardır bu ülkede vergisini ödeyen, sigorta primlerini yatıran vatandaşlara bu zorunluluğun getirilmesi kabul edilebilir değildir. Özellikle sosyal sigorta primlerindeki sağlığa aktarılması gereken payın nereye gittiği konusu, yıllardır tartışılmaktadır. Devlet hastanelerinin özellikle teçhizat bakımından yetersizliği, bu yöndeki soru işaretlerini destekler niteliktedir. Aslında devlet, yatırımı alıyor ama sağlığa bir kuruşluk katkı sağlamıyor. Bugün pandemi hastanesinin bir türlü yapılamaması, solunum cihazlarının bağışlar sayesinde arttırılabilmesi vb gibi pek çok nokta, sağlıktaki sistemsizliği kanıtlar. Ekonomideki illüzyon, doğal olarak sağlığa da yansımakta, derme çatma kurulan yapı her gün bir doktoru istifa etme noktasına getirmektedir. 

Yarın 1 Temmuz. Son yapılan değişikliğin ardından, çifte PCR uygulaması ile Türkiye’den adaya karantinasız gelişlerin başlayacağı tarih. Dün öğrendiğimiz kadarıyla, Tabipler Birliği söz konusu kararın iptal edilebilmesi ve o zamana kadar yürürlüğünün durdurulması için Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkemenin vereceği karara göre, ortalık daha da karışacak. Barolar ve Tabipler Birliğinin bu denli hızlı hareket ediyor olması da yeni bir çıkış yolu olarak yorumlanabilir. Geçmişe nazaran bugün, meslek örgütleri daha sıkı bir şekilde çalışıyor.

 Bir tarafta ekonomik düzlüğe çıkmak için bel bağlanan “kumar ağırlıklı turizm” diğer tarafta ise devletin sağlık sistemindeki güçsüzlüğünü yakından takip eden doktorların uyarıları. Bu koşullar çerçevesinde adaletin terazisinin ne yönde karar vereceğini bekleyip göreceğiz. Umarım o an’a kadar, sürecin başından beri sorumluluklarını yerine getirmeyen ve trajikomik bir filmin setindeymişiz hissi uyandıran “UBP – HP Hükümeti” gerekeni yapıp karantinasız gelişlere yönelik kararını değiştirir. Çünkü ekonomik batıştan dolayı yeni bir kapanma yaşayamayacağız ve  sağlık sisteminin yetersizliğinden dolayı birçok insan hayatını kaybetme noktasına gelebilecek. İşte o zaman çok geç olacak.